Yıllar Sonra, Aynı Gökyüzünün Altında

Vaveyla Yazarı: Ekin Toklu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: Yıllar Sonra, Aynı Gökyüzünün Altında

18 Ekim 2022 – Ankara
Duru Koçarit

“Yıllar geçmişti… Takvimler değişmiş, mevsimler birbirini kovalamış, çocukluk geride kalmıştı. Acılar kalplerinin en derin köşesine gömülmüş, zaman onları büyütmüştü. Sevdiğinin gelmesini yıllarca bekleyen Duru, omuzlarında vatan sevgisiyle asker olma yolunda ilerlerken; Göktuğ ise geçmişini hâlâ tam anlamıyla hatırlayamasa da adalet için , askerî savcı olmayı hedefliyordu. İkisi de aynı gökyüzünün altında, aynı okulun kapısına doğru yürüdüklerinden habersizdi. Çünkü, kader yıllar önce yarım bıraktığı hikâyeyi tamamlamak için yeniden onları aynı yolda buluşturmaya hazırlanıyordu . Ve bu kez hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.”

Duru, yeni bir güne uyanmıştı. Sonunda yıllardır kurduğu hayal gerçek oluyordu. Haftalar önce girdiği askerî okulun kabul haberini aldıktan sonra heyecandan günlerce uyuyamamıştı. Şimdi ise ilk adımını atmaya hazırlanıyordu. Aynanın karşısına geçtiğinde yüzünde tarifsiz bir heyecan vardı. Küçüklüğünden beri yanında olmasını hayal ettiği Göktuğ, bugün yine yanında değildi. Çocukluğunda onun boynuna taktığı künyeyi eline aldı. Gözlerinden süzülen yaşlara engel olamadı. Kolyeyi yeniden boynuna takarken usulca fısıldadı: “Neden gittin Taş Kafa... Senin yüzünden hayalimdeki mesleği bile heyecanla anlatamıyorum. İlk sana söyleyeceğime söz vermiştim. Ama bir gün döneceğine hep inandım. Eğer gerçekten kader diye bir şey varsa; bir gün yine karşıma çıkacaksın”
Annesi Duru’yu uyandırmaya geldiğinde kızını aynanın karşısında ağlarken buldu. Ağlamasının nedenini biliyordu bu yüzden sormadı. “Burada olsaydı, o da ağlamanı istemezdi, Minik Farem” dedi gülümseyerek. Duru ne kadar büyümüş olursa olsun annesinin “Minik Farem” demesini istemiyordu. “Anne, on dokuz yaşındayım artık. Minik Fare olmak için biraz fazla büyüdüm” dedi gülerek. “Kaç yaşına gelirsen gel, benim için hep küçük bir bebek olacaksın küçük hanım” derken saçlarını okşuyordu kızının. “Hem Zeynep Teyzenler ile Ada geldi. Kahvaltı da hazır. Bekletme kızı” deyip odadan çıktı. Duru Ada’nın geldiğini duyunca hemen gözlerini silip odasından çıktı. Merdivenleri ikişer ikişer atlıyordu. “Ballı Turtam!” dedikten sonra boynuna atladı. Ada da karşılığında “Karayelim” deyip sarıldı. Daha sonra Zeynep Teyzesi ile Murat Amcasına sarıldı. “Hanımlar biraz daha sarılmaya devam ederseniz okula geç kalacaksınız” dedi Haydar. Üzerindeki üniforma onu o kadar havalı yapıyordu ki Duru yapacağı mesleğe bir kez daha aşık oluyordu. “Ne yapalım Haydar Amca, çok özledik birbirimizi” dedikten sonra Ada masaya oturdu. Duru hala babasının üzerindeki üniformaya bakakalmıştı. “Bugün bende bu üniformayı giyeceğim ve hiç çıkarmayacağım baba”dedi gururla. Haydar buna çok sevinse de bir o kadar kızıyla gurur duyuyordu. “Biliyorum güzel kızım. Bu yüzden de seninle gurur duyuyorum” dedi Haydar göğsünü kabartarak. Meltem araya girip “İki asker, konuşmanızı bölüyorum ama Duru Hanım, okula geç kalacaksınız. Buyurmaz mısınız sofraya?” dedi gülerek. “Elbette buyururum canım annem. Yeter ki sen iste” dedikten sonra annesinin yanağından öpüp masaya oturdu. Duru ve Ada yemeklerini yerken babaları Murat ile Haydar onları gururla izliyordu. “Biz büyüdük asker olduk, şimdi kızlarımızı büyüttük onlar da asker oluyor birader” dedi Murat elini Haydarın omzuna atarak. “Öyle birader… Öyle. Bize birşey olsa onlar devam edecek vatanımızı korumaya” dedi iç çekerek. Ada ile Duru aynı anda

“Size ölmek falan yok”
“Size ölmek falan yok”

Dediklerinde herkes hep bir ağızdan gülmüştü. O gün herkes kahvaltı da neşeyle güldü, eğlendi, kızlarının kabul edilmelerini kutladı.

__________________________________________

Evden çıkıp okula vardıklarında ikisi de tarif edilemez bir duygu içindeydi. Okulun girişinden içeri girdiklerinde ikisi de etrafa hayran hayran bakıyordu.

“İnanamıyorum Ada… Gerçekten başardık”
“Başardık Karayelim… Başardık”

Duru ve Ada okul bahçesinde Tören alanına yürürlerken Duru önden yürürken Adaya birşeyler anlatıyordu. O sırada karşı taraftan, tören alanına yetişmeye çalışan bir öğrenci hızlı adımlarla geliyordu. Duru arkasına dönüp Ada’ya bir şeyler anlatmaya devam edecekken çocukla omuz omuza çarpıştı. Çocuk Duru’ya döndüğünde kolyesi dışarı çıkmıştı. Duru kolyeyi görünce donakalmıştı. Kolye, yıllar önce Göktuğ’a doğum gününde hediye ettiği kolyenin aynısı idi. Üzerini düzelttikten sonra konuşmaya çocuk başlamıştı.

“Önüne baksana! Sakar mısın sen?”
“Çarpan sensin. Bir de üste mi çıkıyorsun? ”
“İlk günden geç kalacağım senin yüzünden”
“Şuna bak, hem suçlu hem güçlü”

Bir süre sonra Ada araya girdi. “Duru boşver, geç kalacağız yoksa bizde”

Duru ile Ada yürürlerken, Duru istemsizce arkasına döndüğünde o çocukta dönmüştü.
Duru içinden “Neden Taş Kafanın kolyesiyle aynı kolyeyi takıyor” diye düşündü. Tören alanına gitmeden önce bütün aday öğrencileri sırayla giyim deposuna yönlendirdiler. Koridor boyunca dizilen öğrencilerin yüzünde aynı heyecan vardı. İçeri girdiklerinde görevli asker isimlerini tek tek okuyarak kendileri için hazırlanan malzemeleri teslim ediyordu.

“Duru Koçarit!”

Duru heyecanla öne çıktı. Görevli masanın üzerindeki paketi uzattı.
“Üniforman, botların, kamuflajların, spor kıyafetlerin, bere ve diğer kişisel teçhizatların burada. Eksik olup olmadığını kontrol edip teslim formunu imzala”
Duru paketi iki eliyle aldı. Kumaşın dokusuna parmak uçlarıyla dokunurken kalbi hızla çarpıyordu. Çocukluğundan beri hayalini kurduğu üniforma artık ellerindeydi. Ada da kendi malzemelerini alıp heyecanla Duru’nun yanına geldi. “Asker olmaya hazır mısın Karayelim?”
Duru pakete bakıp gülümsedi.

“Ben yıllardır hazırım Ballı Turtam”

İkisi de üniformalarını giyip tören alanına doğru yürümeye başladı. Botlarıyla attıkları her adım sesleri onları çocukluk hayallerine biraz daha yaklaştırıyordu. İstiklal Marşı okunduktan sonra kurallar açıklanmış, herkes yavaş yavaş sınıflarına gidiyordu. Duru üzerindeki üniformanın sorumluluğunu hemen almış gibiydi. Ada ile aynı bölükte olmaları bile mükemmel bir fırsattı. Konferans salonuna girdiklerinde anlamışlardı. İkisinin hayatı asıl şimdi başlıyordu. Salona komutanlardan biri gelince herkes ayağa kalkıp hazırolda bekliyordu. “Oturun” dedikten sonra Komutan konuya kısa bir konuşmayla başlamıştı. “Bugünden itibaren sadece kendinizi değil, üniformanızı ve temsil ettiğiniz milleti de taşıyacaksınız. Disiplin, fedakârlık ve vatan sevgisi bu okulun temelidir”
Duru komutanın bu konuşmaları üzerine mesleğine olan aşkı katlanarak artıyordu. Komutanın konuşması bittikten sonra okul tanıtılıyordu. “Yemekhane, Eğitim binaları, spor alanları, kütüphane, koğuş” her yeri tek tek geziyorlardı. Konuşma ve tanıtım fastı bittikten sonra onlara ayrılan zamanlarda herkes yemekhaneye geçmişti. Duru ve Ada Yeni arkadaşlar edinmişlerdi çoktan. Görevli asker yemekhaneye gelip ilk içtima için duyuru yaptığında herkes ayaklanmıştı. Sıraya geçtiklerinde birkaç dakika sonra komutan gelmişti. “Rahat!.... Hazır ol!... Rahatta dinle!...”
Komutan isim yoklaması yapıyordu. Sıra Duru’ya gelince güçlü ve kuvvetli sesiyle “Burada!” diye bağırdı. Komutan elindeki listeye kısa bir göz attı ve tok bir sesle konuşmaya başladı.

“Şimdi sizlere ilk haftanın programını açıklıyorum.

*Birazdan koğuşlarınıza yerleşeceksiniz.

*Ardından okul kuralları ve askerî disiplin hakkında bilgilendirileceksiniz.
*Yarın sabah ilk içtima saat 06.30’da yapılacak.

*İçtimanın ardından temel askerî eğitim ve intibak süreci başlayacak

*Verilecek tüm emirlere de eksiksiz uyulacak

Anlaşıldı mı?”

Dedikten sonra bütün öğrenciler aynı anda, “Anlaşıldı Komutanım!” Komutan da tok bir sesle
“Dağılabilirsin!” dediğinde bütün öğrenciler tekrardan aynı anda “Sağ ol!”

Herkes koğuşlara doğru yürürken Duru’nun gözü kalabalıkta bir yere çarpmıştı. Kalabalığın arasında bu sabah omuz omuza çarpıştığı çocuğu gördü. Çocuk da Duru’yu görünce 1-2 saniye ikisi de gözlerini birbirlerinden çekmediler. Ada “Duru hadi gelmiyor musun?” dedi kapıya gelerek. Duru kısık sesle,
“O… Burada olabilir mi Ada?” dediğinde nefesi düğümlenmişti. “Ona hediye ettiğim kolyenin aynısı vardı onda”
Ada, Duru’nun kimden bahsettiğini anlamıştı. Omzuna hafifçe dokundu. “Bugün çok yoruldun Karayelim. Gel, biraz dinlen” dedi ve birlikte yataklarına doğru ilerlediler. Duru yürürken bile aklından o çocukla göz göze geldiği anı çıkaramıyordu. Ada ile birlikte yataklarına yerleşmeye hazırlanırken yanlarına uzun boylu, güler yüzlü bir kız yaklaştı. Gülümseyerek elini uzattı.

“Merhaba. Ben Lale Yurtsever”
Duru da gülümseyip elini sıktı. “Memnun oldum. Ben Duru. Bu da en yakın arkadaşım Ada”
Lale Adaya döndüğünde, Ada da gülümseyerek elini sıktı. “Tanıştığımıza sevindim”

Herkes yataklarına geçmişti. Duru altta, Ada üstte yatıyordu. Duru’nun aklından bir türlü o bakıştığı çocuk çıkmıyordu. Çantasından ikisinin olduğu fotoğrafı çıkarıp onunla konuşmaya başladı. Duru sadece canı çok sıkkın olduğunda ve üzgün olduğunda o fotoğrafa bakardı. Gözleri dolmuştu. “Bugün sana verdiğim kolyenin aynısı bir başkasında vardı, Taş Kafa. Şimdi keşke sen olsan yanımda. Sen yokken hep bir yanım boş kalıyor” Lale, yan ranzadan Duru’nun dalgın bakışlarını fark etti. Daha fazla dayanamayıp sordu. “İlk gün heyecanından mı böyle daldın, yoksa aklın başka bir yerde mi kaldı?”
Duru o an hafif gülümseyip
“Sanırım ikisi de…” dedikten sonra tekrar fotoğrafa döndü. Fotoğrafı her gözünü açtığında görebilmek için üst ranzanın altındaki demire usulca iliştirdi. Sırtüstü uzanıp gözlerini fotoğraftan ayırmadan, düşüncelerinin arasında yavaş yavaş uykuya daldı.

__________________________________________

Duru, alarm çalmadan, sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini açtı. Elini yüzünü yıkayıp üniformasını giydi. Saat daha 05.10 olmasına rağmen spor yapmak için uyanmıştı. İçtimaya kadar şınav ve mekik çekti,sonra esneme hareketleri yapıp kısa bir koşu yaptı. Komutanlardan biri Duru’yu görüp yanına gelmişti. “Asker! Bu saatte burada ne yapıyorsun?” diye tok bir ses yankılandı.
“Komutanım! İçtima saatini bekliyordum. Uyuyamayınca biraz spor yapmak istedim” dedi, dimdik durarak. Komutan istemsizce tebessüm etse de hemen ciddiyetine geri bürünmüştü.

“Disiplini seviyorum asker. Ama enerjini güne de sakla. Birazdan zorlu bir gün seni bekliyor olacak”

“Emredersiniz!”

Saat 06.30 gösterdiğinde herkes uyanmış içtima için sıraya girmişti. Komutan sert adımlarla manganın önüne geldi. Bir an sessizlik çöktü.

“Hazır ol! ”

Yüzlerce bot aynı anda yere vurdu.

“Bugünden itibaren artık yalnızca kendinizi değil, omzunuzdaki üniformayı da temsil edeceksiniz. Disiplinden taviz vermek yok. Emir, tartışılmaz; uygulanır. Anlaşıldı mı?”

Meydanı tek bir ses doldurdu.
“ANLAŞILDI KOMUTANIM!”

Komutan başını hafifçe salladı.
“Güzel. Şimdi gerçek eğitim başlıyor”

Komutan elindeki listeyi açarak isim yoklamasına başladı. Her isim okunduğunda tek bir ses yükseliyordu.

“Burada komutanım!”

Yoklama tamamlandıktan sonra öğrencilerin üniformalarını tek tek süzdü. Düzenli olmayan yakalar düzeltildi, birkaç öğrenci uyarıldı.
Ardından komutanın tok sesi yeniden meydanda yankılandı.
“Bugün intibak süreciniz resmen başlıyor. Burada disiplin, saygı ve vatan sevgisi her şeyden önce gelir. Verilecek her emir eksiksiz yerine getirilecek. Birbirinize destek olacak, takım ruhuyla hareket edeceksiniz”
Duru nefesini tutmuş, komutanın her kelimesini dikkatle dinliyordu. Çocukluğundan beri kurduğu hayalin tam ortasında olmanın gururunu yaşıyordu.

Komutan konuşmasına devam etti.
“Şimdi eğitim alanına geçeceksiniz. İlk olarak temel duruşları, selam vermeyi ve yürüyüş düzenini öğreneceksiniz. Ardından fiziksel yeterlilik çalışmalarına başlayacağız. Anlaşıldı mı?”
Bütün öğrenciler aynı anda gür bir sesle bağırdı:

“Anlaşıldı Komutanım!”

Komutan başını onaylar şekilde salladı.

“Marş marş!”

Yüzlerce botun aynı anda yere vurmasıyla meydana güçlü bir ses yayılıyordu. Duru’nun kalbi heyecandan hızla atıyordu. Artık hayalini kurduğu askerî hayat işte şimdi başlıyordu.