Hatırlıyor Gibiyim

Vaveyla Yazarı: Ekin Toklu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: Hatırlıyor Gibiyim

Göktuğ Karadağ – Ankara

Aradan yıllar geçmişti. Göktuğ artık çocukluğundan beri hayalini kurduğu savcılığı yapıyordu.

Çocukken verdiği sözlerin çoğunu hatırlamıyordu belki ama bazı hayaller insanın hafızasından silinse bile kalbinin bir köşesinde yaşamaya devam ediyordu. Göktuğ da yıllar boyunca nedenini tam olarak bilmediği bir kararlılıkla ilerlemiş, sonunda kendini hayalini kurduğu mesleğin içinde bulmuştu.

Ankara’da yeni bir gün daha başlamıştı. Göktuğ masasının başında duran dosyaları incelerken telefonu çaldı. Arayan, birlikte çalıştığı komutanlardan biriydi.

“Göktuğ, bugün eğitim birliğinde yeni timler oluşturulacak. Sen de personel listesinin hazırlanmasında bulunacaksın”

Göktuğ elindeki kalemi masaya bıraktı.
“Emredersiniz”

Telefonu kapattığında bunun sıradan bir gün olacağını düşünüyordu. Ama şimdi masasının üzerindeki dosyalara bakınca bütün hevesi bir anda kaçmıştı.
“Yine personel listesi mi?” diye söylendi kendi kendine. Komutan Göktuğ’a ilk başlarda böyle işler veriyordu. Sandalyesine yaslanıp derin bir aldı. Ardından yerinden kalktı.

“Savcıyım ben lan, Savcı! Ne işim var personel listesiyle” dedikten sonra söylene söylene odasından çıktı.

Eğitim birliğine geldiğinde bütün öğrenciler eğitimde idi. Komutanı bulup yanına geldiğinde selam verdikten sonra konuşmasına devam etti. “Beni emretmiştiniz komutanım” dedi başını dik tutarak. Komutan da “Otur koçum” dedi önündeki koltuğu eli ile göstererek. Göktuğ koltuğa oturduğunda komutan hızla lafa girdi. “Bugün eğitim için timler ve liderleri seçilecek. Sende timleri ve timde olan kişileri not alacaksın daha sonrasında dosyalarına bakacaksın anladın mı?”
“Emredersiniz, komutanım”
“Özellikle bakmanı istediğim bir asker var. Onun dosyasını en ince detayına kadar inceleyeceksin” dediğinde komutan uzaklara dalmıştı. “Emredersiniz, komutanım. Haddimi aşmak istemem fakat bu dosyasına bakacağım kişi kim, öğrenebilir miyim?” dedi merakla. Komutan tam cevap verecekken birden ciddileşti. “Sana ne oğlum! Allah allah! Çekirdek de vermemi ister misin? Karşılıklı yeriz ha?”
Göktuğ hemen ayaklandı. “Estağfurullah komutanım. Buyurun, gidelim hemen” dedi, konuyu değiştirerek. Komutanla eğitim alanına geldiklerinde bütün öğrenciler sıraya girdi.
Komutan “Hazır ol!” dediğinde botların yerdeki sesi tüm okulu inletmişti. Göktuğ okulun ilk günü çarpıştığı kızı sırada görünce donakalmış gibiydi. Kızın yüzüne birkaç saniye baktı. İçinde tarif edemediği bir his vardı. Sanki onu daha önce görmüş, sesini daha önce duymuş gibiydi. Ama ne kadar düşünürse düşünsün,bu tanıdıklığın nereden geldiğini bulamıyordu. Komutan “Rahatta dinle!” deyince kızda olan dikkati bir anda dağılmıştı. “Aylarca eğitim gördünüz. Artık tim oluşturma vakti geldi. Bugün son sınavınızı vereceksiniz. Birlikte hareket etmeyi, birbirinize güvenmeyi ve takım olmayı başarabilenler aynı tim içerisinde devam edecek. Başarısız olanlarsa dağılacak. Alanda büyük bir sessizlik oluştu. Herkes birbirine bakıyor, heyecandan yerlerinde duramıyorlardı. Alandaki herkes birbirine tekrardan bakarken komutanın sesi yeniden yükseldi. “Şimdi isimlerinizi okuyacağım. Söylediğim isimler, bir adım öne çıkacak”

Komutan takımları oluşturmaya başlamış, teker teker isimleri sayıyordu.

“Alaz Kara… Derya Pekgöz… Demir Alptuğ…”

Göktuğ ise hem takımların ismini hem de takımdaki kişileri not alıyordu. Sırada ki takım geldiğinde komutan bir süre sessiz kaldı. “Sırada ki takım… Gölge Takımı… “ dediğinde herkes birbirine bakıyordu. “Ada Ertem, Lale Yurtsever, Baran Demir, Serhat Uluç, Barbaros Fırtına, Pars Karaca, Turan Çandarlı, Alparslan Yıldırım ve…” dediğinde ismi sayılan öğrenciler birer adım öne çıkıyordu. Komutan ise birini arıyor gibiydi.

“Duru Koçarit”

Göktuğ öğrencilerin adını teker teker not alırken sıra çarpıştığı kıza gelmişti. Adı Duru muydu? Bu isim neden Göktuğ’a tanıdık geliyordu? İçinde, nereden geldiğini anlayamadığı garip bir his oluşmuştu. Sanki bu ismi yıllar önce bir yerlerde duymuştu. Duru, “Buradayım komutanım!”
Göktuğ kalemini kâğıdın üzerinde birkaç saniye öylece hareketsiz tuttu. Duru… Neden bu isim ona geçmişten kalma bir şeyleri hatırlatıyordu ki?
Komutan başka bir isim söylediği anda Göktuğ daldığı yerden kafasını kaldırıp yazmaya devam etti. Bütün takımlar oluşturulduktan sonra teker teker her takım atış talimleri için sırada bekliyordu. Yüz metre ileride ki hedef tahtasını yerde uzanarak tam on ikiden beş saniye içinde vurmaları gerekiyordu. Komutan bilerek gözlerine kum atıyor yapıp yapamayacaklarını test ediyordu. Kimisi yapamıyor, kimisi zorlanıyordu. Sıra Duru’ya gelmişti. Komutan Duru’nun yanına çökmüş onu test ediyordu.
“Vurabilecek misin? Iskalarsan işin biter evine gidersin” dediğinde Duru hedefe nişan almakla meşguldü.
“Iskalamam komutanım” dedikten sonra komutan yerden kumu avuçlayıp Duru’nun gözlerine fırlattı.
“Buralar kumludur asker. Beş saniyen var. Beş… dört… üç el ateş edeceksin” derken Duru çoktan ateş etmişti hedef tahtasına. Komutan dürbünle baktığında yüz metredeki hedef tahtasında iz bulamamıştı. “Yüz metreden bir tane bile tutturamamışsın. Değil mi?”
Duru başını hafifçe komutana çevirdi. “Yüz metre mi? Ben iki yüze attım komutanım”
Komutan bir an Duru’nun yüzüne baktı. Ardından hiçbir şey söylemeden dürbünü yeniden gözlerine götürdü. İki yüz metre ilerideki hedef tahtasına baktığında gözleri büyüdü. Duru’nun attığı mermilerin hedefte olduğunu gördü.
“Gerçekten de…” diye mırıldandı. “İki yüz metreden vurmuş”
Duru ise sanki ortada şaşılacak hiçbir şey yokmuş gibi silahını indirdi. Komutan birkaç saniye boyunca ona baktı. Yüzündeki şaşkınlık yavaş yavaş yerini belli belirsiz bir tebessüme bıraktı.
“İyi” dedi sonunda. “Demek mesafeyi gözünke değil, kendine olan güveninle ölçüyorsun”
Duru hafifçe başını salladı.
“Emredersiniz komutanım”
Komutan ayağa kalkıp diğer öğrencilere döndü. “Gördünüz mü? Birbirinizden farklı olabilirsiniz. Kiminiz hızlı, kiminiz güçlü, kiminiz de daha dikkatli. Ama bir timi ayakta tutan şey, herkesin kendi görevini en iyi şekilde yapmasıdır. Duru da kendi timine komutan olacak bundan böyle”
Komutanın bu kararı üzerine Duru ve bütün öğrenciler şaşırmıştı. Duru’nun arkadaşı ise eliyle “Bravo” diyordu.
Göktuğ ise komutanın söylediklerinden çok az önce duyduğu isme takılıp kalmıştı.

Duru Koçarit…

Kalemi elinde hareketsiz duruyordu. İsmi birkaç kez zihninde yankılandı.

Duru…

Nereden tanıyordu bu ismi?
Bir an gözlerini kapattı. Zihninin içinde beliren görüntüyü yakalamaya çalıştı fakat görüntü daha tam şekillenmeden kayboldu. Göktuğ gözlerini açıp karşısındaki kıza baktı. Duru çoktan diğerlerinin yanına geçmişti.
“Garip…” diye fısıldadı kendi kendine. Sanki onu daha önce tanıyordu.
Takımlar oluşturulmuş, hava kararmıştı. Komutan Göktuğ’un yanına geldiğinde tok bir sesle hızla konuya girdi. “Not aldığın timlerdeki kişilerin dosyasını dikkatli incele. Sana söylediğim ve ayrı incelemeni istediğim kişi Duru Koçarit. Kimlerdenmiş, nasıl bir geçmişi varmış, bu kadar dikkatli nişan almayı kimden öğrenmiş herşeyi bilmek istiyorum”
“Emredersiniz komutanım”
“Yarın Duru Koçaritin bilgileri elimde olacak”