Son Yolculuk

Vaveyla Yazarı: Ekin Toklu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: Son Yolculuk

Göktuğ Karadağ — İzmir

“Hadi Taş Kafa! Sende gelsene” dedi Duru. Arkadaşlarıyla yakalamaca oynuyorlardı fakat Göktuğ sadece onları izliyordu. “Ben oynamayacağım Laz Kızı, siz oynayın” dedi Göktuğ içindeki sıkıntıyla. Duru o an arkadaşlarına ”Siz oynayın sonra gelirim ben” dedi ve Taş Kafasının yanına koşar adım geldi. “Neyin var senin Taş Kafa. Bugün neşen yerinde değil gibi” dedi. Duru da endişelenmeye başlamıştı. “Ben iyiyim Laz Kızı sen oynasaydın arkadaşlarınla benim yüzümden eğlenceni bozma.”
“Benim eğlencem sensin Taş Kafa sen yoksan hiçbir oyunun anlamı yok” dedi ve saçlarını bozdu. O ise hiç ses etmedi. Normal de kimsenin saçlarına dokunmasını sevmese de bir tek Duru’ya kızmıyordu. Aksine hoşuna bile gidiyordu. “İçimde bir sıkıntı var Laz Kızı sanki birşey olacakmış gibi hissediyorum” dedi. “Aylin Teyzeyi arayalım mı ister misin? Eve gidip dinlenirsin.” dedi Duru da yüzündeki endişeyi saklamadan.

“Ben iyiyim hadi bak seninkiler geliyor yanlarına git birşey olursa annemi aramaya gideriz”
“Tamam, şimdilik gidiyorum ama geri geleceğim burda gölgede otur sen. ” deyip arkadaşlarının yanına gitti. Toprak Göktuğ’un yanına gelirken Ayaz da arkasından geliyordu. “Naber kanka. Napıyon burda” dedi Ege şivesiyle. Aydınlı olduğundan şivesi diğerlerinden biraz değişikti. Göktuğ da şaka ile karışık şekilde “İyiyim be kankam sen napıyon” dedi gülerek. Allah iyilik versin biraderim… de şu gelene baksana.” dedi Toprak karşıyı göstererek. Gizem yanlarına geliyordu. Geldiğinde Gizem’e fırsat vermeden Ayaz araya girdi. “Gizem konuyu fazla uzatmadan gitmen senin için en hayırlısı olur yoksa Duru bu sefer affetmez benden söylemesi. Geçen bile sizi zor ayırdık biliyorsun.” dedi otuz iki diş sırıtarak. “ Gizem, Ayaz’ın bu söylediklerine kulak asmadan yürümeye devam etmişti. Göktuğ’un yanına gelip konuşmaya başladı. “Merhaba gençler. Nasılsınız bakalım?” dedi sahte gülümsemeyle. Göktuğ cevap vermemişti fakat Toprak arkadaşı yerine cevap verdi. “Yanımızdan gidersen daha iyi olacağız Gizem.” Duru arkadaşlarıyla uzaktan onu izliyordu. Toprak gülerek “Duru bizi izliyor Gizem, şimdi gitmezsen dayak yiyeceksin.”
“O kız bana birşey yapamaz korkma sen.” deyip Göktuğ’un yanına oturdu. Göktuğ onunla ilgilenmiyor, sadece Duru’ya bakıyordu. Ama Duru çok sinirlenmiş görünüyordu. Gizem’in en ufak hareketinde onu bitirecek gibiydi. Gizem daha da ileriye gidip saçlarına dokunmuştu. Göktuğ sonunda daha fazla dayanamadı. “Napıyorsun sen Gizem! Madem beni seviyorsun saçlarıma dokunulmasından hoşlanmadığımı bilmiyor musun?” dedi Ayaz’ın yanına oturarak. Duru artık daha fazla dayanamayıp yanlarına geldiğinde tek kelime etmeden Gizem’in saçlarına yapıştı. Duru onu ilk kez hastanelik ettiğinde onu bir daha Göktuğ'un yanında görürse onu yaşatmayacağını söylemişti. Gizem o günden sonra Duru’dan bir hayli korkuyor, onu görünce yolunu değiştiriyor, karşısına çıkmamaya gayret gösteriyordu. Bugün ilk defa cesaret edip Göktuğ'un yanına gitmişti. Duru, ne kadar sinirlense de Göktuğ'a asla kızamıyordu. Çünkü onun bunu isteyerek yapmayacağını biliyordu. Ama yine de sinirlendiğinde gözü onu da görmüyordu. Duru öfkelendiğinde kendini kontrol edemezdi. Karanlık geceden bile daha derin olan gözlerini Gizem’den çekmiyordu. Herkes Gizem’in oradan gitmesini bekliyordu. Duru artık istese de kimseyi dinleyemezdi. O kadar sinirlenmişti ki dış dünyayla bütün bağını koparmış gibiydi. Gizem ne kadar yardım çığlıkları atsa da kimse Duru’ya engel olmadı. Okuldaki herkes ona bulaşmaması gerektiğini bilirdi. Gizem’in saçlarını hâlâ bırakmamış, okulun ortasında, yerde sürüklüyordu. Göktuğ Duru’yu Gizem’in üstünden almak istese de, bir yandan istemiyordu. Duru’dan o bile korkuyordu. Öğrencilerden biri cesaret edip nöbetçi öğretmeni çağırmak için koşar adım okulun koridoruna girmişti. Öğretmen ile birlikte hızlı adımlarla Duru ve Gizem’in yanına gelmişlerdi. Sezar Öğretmen Duru'yu tutup, Gizem üzerinden almaya çalışıyordu. Ama nafile… Duru artık kimseyi duymuyordu. Göktuğ, Duru’nun kendine gelmeyeceğini bildiği için Sezar Öğretmene “Öğretmenim bırakın!” diye bağırdı. ”Onu ben sakinleştirebilirim.” Duru’nun kolundan tutup çekmeye başladı. “Bırak… bırak beni! Öldüreceğum ha ben buni!” Duru, Gizem’in dudağını patlatmıştı ama hala durmuyordu. Göktuğ, Duru’nun yüzünü kendi yüzüne çevirdi. Karşısında nasıl duracağını bilemiyordu. Çünkü Duru'nun gözleri her zamankinden daha derin bakıyor, göz bebekleri küçülüyordu. “Laz kızı sakin ol. Bak ben buradayım, senin yanındayım onunla hiç konuşmadım bile.” derken sesinin titremesine engel olamadı. Göktuğ Duru’yu sakinleştirirken Sezar hoca çoktan Gizem’i revire götürmüştü. Duru yavaş yavaş sakinleşiyordu. Göktuğ'un sesi ona iyi geliyordu. “Ne oldu bana? Neler yaptım ben.”Gizem’e yaptığı hiçbir şeyi hatırlamıyordu. O anki öfkesi zihninde olanları bir anda silmiş gibiydi. Göktuğ, Duru’nun sakinleştiğini görünce hızla sarıldı. Omzunun üzerinden konuşmaya devam etti. “Sinirlendiğinde sen, sen değilsin Laz kızı ve bu beni çok korkutuyor. Bu sinirle kendine zarar vermenden korkuyorum.” Sezar Öğretmen’in sesi ile birden sarılmayı bırakıp aynı anda öğretmenlerine döndüler.
“Duru, yarın annen gelsin. Senin bu inadından da kavgandan da bıktım” Duru olanları yavaş yavaş olanları hatırlamaya başlıyordu. “Tabii ki çağırırım öğretmenum. Bir de annem dövsün o ağzına ekmek koyduğumun kızını”
“Duru laflarına dikkat et. Burası senin evin ya da yaylan değil.”
“Toplamiyurum ula! Ne yapacaksun tek ayak üstünde mi tutacaksun? Okul mu temizleteceksun?”
“Bugün olan kavgadan dolayı dilekçe yazacağım sana. Bu sefer seni koruyamam.”
“Korumazsan koruma! Kel kafali sana mı kaldum ben. Babam gelir beni korur. İsminde bile hayır yok Sezarmış. Nesun sen salata falan mı” salatamı? derken hiç umursamadan kahkaha attı. Sezar Öğretmen daha fazla Duru ile konuşmayıp tekrardan Gizem'e bakmaya gitti. Ama bakışları sanki “Sonra görüşeceğiz seninle” der gibiydi. Sezar Öğretmen gittikten sonra Göktuğ kendini daha fazla tutamayıp okulu inletircesine kahkaha attı. “Bu sefer seni kesin haşlayacak. Bu öğretmenden kurtuluşun yok Laz kızı. Biliyorsun kendisi zor bir adam.” dedi ve hemen yüz ifadesi ciddileşti. “Elini ardına koymasın o hâlde. O piç herif kendini birşey sanıyor. Alıp salataya atacağım o olacak” dedi ve göz devirdi. “Çok komiksin Laz Kızı. Hayatımda gördüğüm en tatlı ve en komik kızsın” derken göz kırpmayı ihmal etmedi. Duru buz kesmiş bedeni ile kalakalmıştı. Göktuğ parmaklarını Duru'nun yüzüne doğru uzatıp şıklattığında irkilmiş gibi yüzünü geriye çekmişti. Ciddi duruşunu bozmadan “Teşekkür ederim iltifatın için Taş Kafa.” dedi gülümseyerek. “Ben sana her zaman iltifat ederim, Laz Kızı” Duru’nun yanakları domates gibi kızarınca “Sen bilirsin, ister et ister etme” dedi bakışlarını çekerek. Göktuğ, O gün Duru sayesinde çok eğlenmişti.

__________________________________________

Okul bitmiş herkes evlere dağılmıştı. Aylin, telaşlı bir şekilde telefonda birileriyle konuşuyordu. Mustafa olayın aslını öğrenmek için karısının yanına geldiğinde konuşmaları duymuştu. “Şu an durumu nasıl baba iyi mi annem?” dediğinde taşlar yerine oturmuştu. Anlaşılan Aylin’in annesinin hastalığı yeniden ağırlaşmıştı. Aylarca iyi giden tedaviye rağmen kalbi artık eskisi kadar güçlü değildi. O sabah nefes almakta zorlanınca apar topar hastaneye kaldırılmıştı. Leyla Hanım uzun süredir kalp yetmezliğiyle mücadele ediyordu. Son aylarda nefes almakta zorlanıyor, en ufak bir yürüyüşte bile yoruluyordu. O gün aniden fenalaşınca hastaneye kaldırılmıştı. Doktorlar durumunun ciddileştiğini söyleyince Aylin ve Mustafa vakit kaybetmeden Mardin’e gitmeye karar verdiler. Bu durumu Göktuğ’a nasıl söyleyeceklerini düşünüyorlardı. “Nasıl söyleyeceğiz Mustafa” derken Aylin ağlamamak için kendini zor tutuyordu. “Ben halledeceğim hayatım. Bana bırak” dedikten sonra Göktuğ’u çağırdı. “Efendim baba. Bir şey mi oldu?” derken babasının yüzünden bir şeyler olduğu anlaşılıyordu. “Mardin’e gitmek istermisin babacım?” dedi buruk bir gülümsemeyle. “Tabii ki isterim baba. Mardini kim istemez” dedi neşeyle. Ama olanlardan haberi yoktu. Mustafa bir dizinin üzerine çökerek Göktuğ ile aynı boya geldi. “Şimdi beni iyi dinle oğlum. Mardine gidicez ama gezmek için değil.” dediğinde Aylin onları izliyordu. Kendini tutamayıp ağlamaya başladığında Göktuğ anlamıştı. “Anneanneme bir şey mi oldu baba?” Mustafa sessiz bir şekilde başıyla onayladı. “Anneannen biraz rahatsızlanmış. Onu ziyarete gideceğiz. Sen de hazırlan, gel tamam mı? “ deyip odasına gönderdi. Göktuğ birşeyler olduğunu anladığından odasına hızla çıkıp dolaptan ne bulursa giyinmişti. Aşağı indiğinde annesi ve babası çoktan hazırlanmış onu bekliyorlardı. Arabaya bindiklerinde ortamda sessizlik hakimdi fakat Aylin’in ağlaması bu sessizliği bastırıyordu. Mustafa bir yandan arabayı kullanıyor, bir yandan da karısını teselli etmeye çalışıyordu. “Hayatım lütfen ağlama. Annen çok güçlü bir kadın. Bunu da atlatacak inan bana” derken kendi sesi bile ona inandırıcı gelmiyordu. Arka koltukta oturan oğluna bakınca tekrar karısına döndü. “Hem sen böyle yaparsan Göktuğ da üzülür. Güçlü durmalıyız.” dediğinde Aylin hemen gözyaşlarını sildi. Daha fazla üzülerek oğlunu endişelendirmek veya korkutmak istemiyordu. Göktuğ çok anlayışlı ve efendi bir çocuktu ama söz konusu annesi olunca üzülüyor, ona bir şey olacak diye korkuyordu. “Haklısın, hayatım.” deyip derin bir nefes aldı. “Annem’e bir şey olmayacak.” dedi gülümsemeye çalışarak. Yolda ilerlemeye devam ettiklerinde Aylin dayanamayıp babasını aramıştı. Durumunun hâlâ aynı olduğunu öğrendiğinde annesi için çok endişeleniyordu. Fakat bunu oğluna ve kocasına yansıtmak istemiyordu. Sanki gökyüzü de onların acısını paylaşır gibiydi. Bulutlar gittikçe çoğalıyor, yaklaşan felaketi haber verircesine gittikçe kararıyordu. Göktuğ araba yolculuklarında camdan dışarı bakmayı çok severdi. Her baktığında neşeli olan çocuk o an endişeyle bakıyordu. Normalde bugün Göktuğ’un okul günüydü ama annesinin oğlunu bırakacağı kimse olmadığından yanlarında gidiyordu. Okuldan izin almıştı. Göktuğ normal de her okula gitmeyeceğinde Duru’ya haber verirdi. Ama bugün evden apar topar çıktığı için verememişti. Aylin ve Göktuğ bir süre sonra uyuyakalmışlardı. Mustafa karısının ve oğlunun üzülmesine dayanamıyordu. Direksiyonu öyle bir sıkıyordu ki elleri kızarmıştı. Yolu neredeyse yarılamışlardı. Hava her geçen dakika biraz daha kapanıyor Mustafa’nın görüş açısını engelliyordu. Yağmur yağmaya başlayınca yolların kaygan olmasından dolayı araçlar zorlansa da yavaş gidiyorlardı. Karşıdan gelen araçlar, zor seçilecek kadar sis çökmüştü. Yağmur, şiddetini arttırdıkça Mustafa, hızını biraz daha düşürdü. Silecekler aralıksız çalışıyor, buna rağmen ön camın ardı sis perdesinin arkasındaymış gibi görünüyordu. Karşı şeritten gelen araçların farları yağmurun içinde belli belirsiz seçiliyordu. Yol, her geçen dakika biraz daha tehlikeli bir hâl alıyordu. Tam o sırada karşı şeritten gelen ağır bir aracın korna sesi, sessizliği parçaladı. Aylin ve Göktuğ gözlerini araladıklarında Mustafanın titreyen sesini duydular.

“SIKI TUTUNUN”

Mustafa gözlerini yola çevirdiği anda, kontrolden çıkan bir tırın kendi şeridine doğru savrulduğunu gördü.

Ardından göz kamaştıran iki far…
Ve kulakları sağır eden bir fren sesi...
Sonra her şeyi yutan korkunç bir çarpışma…