4. bölüm / 23
Geri Dönmeyen Çocuklukİlk Gün, İlk Dost
Bölümler 23Şu an: İlk Gün, İlk Dost
- 1 1. Bölüm816 kelime
- 2 2. Bölüm524 kelime
- 3 Boş Sıra1.250 kelime
- 4 İlk Gün, İlk Dost2.663 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Babamın İzinde: İlk Kurşun1.650 kelime
- 6 Güvenin Adı: Taş Kafa1.075 kelime
- 7 Kayıplar Ve Acılar1.459 kelime
- 8 Son Yolculuk1.515 kelime
- 9 Son Hatırlanan Şey1.287 kelime
- 10 Yıllar Sonra, Aynı Gökyüzünün Altında1.562 kelime
- 11 Hatırlıyor Gibiyim926 kelime
- 12 Timdeki Nişancı895 kelime
- 13 Eski Dosyalar856 kelime
- 14 Eski Bir Fotoğraf940 kelime
- 15 İlk Görev1.344 kelime
- 16 Savaşın Ortasında1.349 kelime
- 17 Hatırlanan Fotoğraf1.228 kelime
- 18 Geçmişin İzleri1.341 kelime
- 19 Son Kapı870 kelime
- 20 Gölge Birlikte1.100 kelime
- 21 Geçmişin Sesi784 kelime
- 22 Görev Yeri: Hakkâri743 kelime
- 23 Geçmişin Peşinde1.021 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
18 Eylül 2010 — İzmir
Duru Koçarit
Sabahın ilk saatleriydi. Duru sırtında rengarenk çantayı iki eliyle sıkıca tutuyordu.Meltem”Kızım bu ne hız sakin ol” dedi gülerek. Meltem de en az Duru kadar heyecanlıydı ama kızının heyecanı bambaşkaydı. “Hadi anne okula geç kalacağız biraz daha hızlı ol” Duru ilkokula yeni başlarken babası yanında olamamıştı çünkü görev için karargaha gitmişti ama aklı hep kızındaydı. Okula geldiklerinde Duru etrafı hemen incelemeye başlamıştı bile sanki okula değil de düşmanların evlerine sızmış bir şekilde biri varmı diye kontrol ediyordu. Annesi çoktan kapıdan içeri girmişti fakat Duru daldığı için annesinin içeri girdiğini fark etmemişti bile. “Gelmeyi düşünüyor musunuz Küçük Hanım? “ dedi elini uzatarak. “Tabiki geliyorum anne” dedikten sonra annesinin eline sarılmıştı küçük eli. Duru annesinin elini bırakıp son kez el salladıktan sonra sınıfa girdi. Normalde kimseden utanmaz ama burda kimseyi tanımıyordu. Ada olsa çok eğlenirlerdi fakat o başka sınıftaydı. Sınıfta herkes birbiriyle konuşuyordu. Duru ilk kez girdiği bu ortamda çekinmiş ve hatta utanmıştı.Boş bulduğu ilk sıraya oturup öğretmenin gelmesini bekliyordu. Bir süre sonra öğretmen sınıfa girdi. “Çocuklar, bugün aramıza yeni bir arkadaş katıldı. Adı Durunona merhaba demek ister misiniz? ” herkes hep bir ağızdan merhaba deyince Duru daha çok utanmıştı. İlk dersleri küçük kız sayesinde tanışmakla geçmişti. Teneffüs zili çaldığında herkes bahçeye koşturuyordu duru ise ne yapacağını bilemediği için sınıfta tek kalmıştı. Sonrasında yumuşak ve bir o kadar meraklı bir ses yükseldi sınıfta. “Neden tek başınasın sınıfta? “ Duru küçük omuzlarını kaldırıp indirdikten sonra ilk kez biriyle konuşmuştu. “Kimseyi tanımıyorum”. Küçük çocuk gülümseyerek “O zaman artık tanıyorsun” dedi ve elini uzattı. “Ben Göktuğ”. Duru da aynı ve samimi bir şekilde elini uzattı “Bende Duru” dedi. İkisinin arkadaşlığı tam da o an başlamıştı ve asla birbirlerini bırakmayacaklardı “Hadi, sende gel bahçede saklambaç oynuyoruz” dedi. Duru ilk başlarda tereddüt etse de ilk arkadaşı o idi ve onu kıramazdı bu yüzden kabul etti ve ikisi de bahçeye indi.Bir süre sonra ders zili çaldı ve herkes içeri girmeye başladı. “Benim yanım boş gelmek ister misin? “ dedi Göktuğ arkadaş canlısı bir ses tonuyla. Duru Göktuğ’un bu teklifini kabul etti ama içi içini yiyordu ilk günden hemen arkadaş edinmesi ve sıra arkadaşı bulması onu daha da utandırıyordu. Ders başlamıştı ama iki kız tanışmak için Duruya yaklaştı. “Merhaba tanışmak ister misin? “ dedi ilk kız. Duru iyice heyecanlanmıştı başta Göktuğ olmak üzere iki kız daha onunla arkadaş olmak istiyordu. “Olur tanışalım bakalım” dedi kendinden ödün vermeden.
“Ben Duru” dedi atılarak. “Ben de Elif bu da arkadaşım Ela” dedi, derken o da bir o kadar Duru gibi heyecanlıydı.
“Şurdaki kız neden hiç kimseyle konuşmuyor ve sürekli buraya bakıyor? “
“Gizem öyledir pek konuşmaz gözleri de sürekli Göktuğ da hiçbir kızla konuşmasına izin vermez ama aramızda kalsın Göktuğ onu hiç umursamaz”
“Gidip bir konuşalım bakalım bana da aynı şeyleri yapacak mı “ dedi Duru alışmış biçimde.
Gerçekten sınıfa hemen adapte olmuş gibi görünüyordu. Gizemin yanına geldiğinde hemen elini uzattı”Merhaba ben Duru. Peki ya sen kimsin? “ sesinde biraz merak, biraz da alaycı bir ton vardı. Kimsenin biriyle konuşmasına izin vermemek veya istenmemesine rağmen aynı şeyleri yapmak Duruya çok tersti. “Bende Gizem. Memnun oldum fakat Göktuğ’un peşinde dolanmazsan sevinirim” dedi ters bakış atarak. Duru ise tam gereken cevabı verecekken öğretmen içeri girdi ve herkes yerine oturdu. “Yarın bu konuyu seninle uzunca konuşalım Gizem, şimdilik görüşürüz” deyip yerine geçti. Ders boyunca ikisi de birbirlerine ters bakış atmıştı.
__________________________________________
Artık okul bitmişti ve herkes evlerine gidiyordu. Duru ise annesini bekliyordu. Tam zamanında annesi de gelmişti. Duru annesi geldiği anda koşup boynuna atlamıştı bile. “Kızım, dur. Düşüreceksin beni” dedi Meltem gülerek ama kızını da sıkıca tutuyordu. “Anne! ilk günden bir sürü arkadaş edindim. Çok güzeldi biliyor musun? “ dedi neşeli şekilde. “Ama bir tane kız var adı Gizem tam bir kot kafalı” dedi sinirle. Sinirliyken şivesi sürekli kayıyordu. Ne kadar sinirlense de annesi ve babası çok tatlı buluyordu onu. Eve geldiklerinde masada Durunun heyecanını konuşmuşlardı. “Eee! Duru nasıldı ilk günün minik kelebeğim” dedi babası ağzı halâ lokmayla doluyken. Duru’nun gözleri heyecandan parladı. Anlatacak o kadar çok şeyi vardı ki hangisinden başlayacağını bile bilemedi. “Çok güzeldi baba. Bir erkek ve üç kız arkadaşım var” dedi gözlerindeki parıltıyla. Annesine de aynı heyecanla dönüp “Anne biliyor musun Ada ile aynı okuldayım benim için mükemmel bir fırsat” dedi bir yandan da sevinçten ellerini birbirine vurup alkış yapıyordu. “Biliyorum kızım Leyla Teyzen söylemişti bana ama sana sürpriz olsun istedim” dedi annesi de kızının heyecanına ortak olarak. Yemeklerini yedikten sonra Duru hemen odasına koştu. Sabahı beklemek için sabırsızlanıyordu ama gözüne bir türlü uyku girmiyordu. Sabah Göktuğ’u görmek için sabırsızlanıyordu nedensizce. Yatakda heyecandan bir sağa bir sola dönsede işe yaramadı uyuyamıyordu küçük kız. Göktuğ aklına girmişti bir kere nasıl uyuyabilirdi ki? Bir süre sonra uykuya yenik düştü. Gözlerini açtığında ise beklediği sabah çoktan gelmişti. Meltem Duru’yu uyandırmak için odasına geldiğinde şaşkınlıktan donakalmıştı. Duru, hayatında ilk kez anne ve babasından önce uyanmış, yatağını toplamış ve çoktan hazırlanmıştı. “Günaydın Annecim okula hazırım hadi gidelim” dedi Duru. Geceyi andıran koyu kahve gözleri parlıyordu bunu söylerken. Annesi şaşkınlıktan birkaç saniye konuşamadı. Kendine gelir gelmez gülümseyerek “Sana da günaydın annecim de ne bu acele daha kahvaltını yapmadın ve hayırdır sen normalde top patlasa uyanmazdın nasıl oldu da kalktın” dedi ama gülüşü fazla sürmeden gözlerinde ki merakı Duru anlamıştı. “Okul var ya annecim o yüzden erken kalktım hadi kahvaltımızı yapıp bir an önce okula gidelim” deyip annesinin yanından tereyağı gibi kayıp gitti. Herkes masaya oturmuştu ve Duru olduğundan hızlı yiyordu yemeğini. ”Durum, babam yavaş ye boğulacaksın”dedi babası ama Duru dinlemedi. “Okula gideceğim baba az kaldı hızlanmam lazım” dedi küçük kız ağzına geri kalan lokmaları atarken. Kahvaltısını bitirir bitirmez çantasını sırtına geçirdi. Ayakkabılarını öyle hızlı giyiyordu ki bağcıkları bile birbirine dolanmıştı.
“Yavaş ol babacım, okul kaçmıyor ya” dedi babası gülerek.
“Ama Göktuğ benden önce gelirse? “ dedi Duru, heyecanını gizleyemeden. Meltem ile kocası birbirlerine kısa bir bakış attıktan sonra Haydarın yüzü düşmüştü fakat daha ikinci günden bu kadar hevesli olması ikisinin de yüzünü gülümsetmişti. Okulun kapısına geldiklerinde Duru annesinin elini bırakır bırakmaz sınıfa doğru koştu. Gözleri sınıfın içinde tek bir kişiyi arıyordu. Göktuğ her zamanki yerinde oturuyordu. Duru’yu görünce hafifçe gülümsedi.
“Günaydın” dedi.
“Günaydın! Geç kalmadım değil mi?” dedi nefes nefese. “Hayır, öğretmen daha gelmedi merak etme” derken yanlarına Elif ve Ela geldi. “Günaydın kızlar bugün nasılsınız? “Durunun keyfi çok yerindeydi yüzünden ve sesinden belli oluyordu. Öğretmen gelene kadar gülüp eğlenerek sohbet ettiler. Teneffüs zili çaldığında Ada koşarak sınıfa geldi ve Durunun boynuna atladı. “Karayel! okulumuza hoşgeldin dün seni görseydim hemen gelirdim yanına özür dilerim” derken mahcup olmuş bir ses tonu vardı. “Benden asla özür dileme Ada. Senden asla özür kabul etmediğimi bilirsin canım arkadaşım. Hem seni çok özledim uzun zamandır görüşemedik neler yaptın tatilde? “dedi. Duru bir an durdu. “Ben sizi tanıştırmayı unuttum.” Gülümseyerek Elif ve Ela’yı gösterdi. “Ada, bunlar Elif ve Ela. Sınıf arkadaşlarım” İlk atılan Elif oldu. “Memnun oldum. Ben Elif”
“Bende Ela” dedi Elif'in hemen ardından.
“Ben de” dedi Ada gülümseyerek. Duru bu kez Göktuğ’a döndü. “Bu da Göktuğ. Buda sınıf arkadaşım ama burada ki ilk arkadaşım. “
Göktuğ hafifçe gülümsedi.
“Merhaba. “
Ada da başını sallayarak “Merhaba, tanıştığımıza memnun oldum.”
“Ben de.” dedi Göktuğ ve böylelikle hepsi kaynaşıp arkadaş oldular. Tekrardan zil çalınca Ada sınıfa ve diğerleri de yerlerine geçti. İlk dersleri Matematik idi. Duru’nun en sevmediği ders ama sevmemesine rağmen en iyi olduğu dersti. Ders bitiminde zil çaldıktan sonra herkes bahçeye inmeye başladı. Tam Duru da inecekken Gizem kolundan tutup çıkmasını engelledi. “Dün yarım kalan bir konuşmamız vardı sanırım unuttun mu?” dedi alaycı bir gülümsemeyle. Duru kolunu yavaşça çekti. Kaşlarını hafifçe çatarak Gizem’e baktı. “Hayır, unutmadım.” dedi sakince.”Sadece seninle tartışacak kadar boş vaktim yok.” dedi yumuşak bir ses tonuyla. Sınıftan çıkmak için kapıya yöneldiğinde Gizem “Göktuğ sana o gün neden yalnız olduğunu sordu diye sevinme onu ben seviyorum ve sana yar etmem” dedi sinirli şekilde. Duru hala sakin bir tavırla “Bu lafları ailenden öğreniyor olabilirsin ama malesef bana sökmez bunlar git başka yerde oyna” dedi gülümseyerek belli ki Gizemi sinirden deliye çevirmişti. Gizem ise elinde kalan son kozu oynayarak tekrardan Göktuğ hakkında konuşmuştu. “Göktuğ seni sevmiyor. Sadece sana acıdığı için konuşuyor” dedi ve kapıya doğru yürümeye başladı. Duru ise bu kez gitmesine izin vermedi. Bir anda saçlarına yapıştı. “Ne deyisun ula sen! Kot Kafali kivircuk seni! Şimdi seni benzetmeden salarmuyum dışari! “ Gizem’in çığlıkları koridorda yankılanmaya başladı. Koridorda nöbet tutan Meral Öğretmen, sesleri duyar duymaz sınıfa koştu. Kapıyıhızla açtığında gördüğü manzara karşısında dona kaldı. Duru,minik elleriyle Gizem’in kıvırcık saçlarını sımsıkı tutuyordu.
“Duru! Hemen bırak! “ diye seslendi. Ama Duru’nun öfkesi henüz dinmemişti.
“Birakun öğretmenum! Yolacağum ha ben bu kızı! Yolmadan bırakursam namerdim!”
Meral Öğretmen ne yaptıysa Duru’yu sakinleştiremedi. Minik elleri hâlâ Gizem’in kıvırcık saçlarını bırakmıyordu. Bunun üzerine hemen Duru’nun annesi Meltem’i aradı.
Meltem telaşla okula geldiğinde, Meral Öğretmen ile birlikte Duru ile Gizem’i güçlükle ayırabildiler. Gizem’in saçları dağılmış, gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu. Duru ise hâlâ öfkeyle ona bakıyor, nefes nefese kalmış hâlde ayakta duruyordu.
“Duru...” dedi Meltem, kızına doğru yaklaşarak.
Duru, annesinin sesini duyar duymaz başını çevirdi. Az önce öfkeyle dolu olan gözleri bir anda buğulanmaya başladı. Meltem şaşkınlıkla kızına baktı.
Çünkü Duru, düştüğünde bile ağlamayan bir kızdı. Dizleri kanasa da, canı yansa da tek damla gözyaşı dökmezdi hatta ağlamak bebeklerin işi derdi.
Ama bu kez öyle olmadı.
Duru kendini annesinin kollarına bıraktı.
“Anne... Ben kavga etmek istememiştim...” dedi hıçkırarak.
“Ama Göktuğ hakkında öyle şeyler söyledi ki... Kendimi tutamadım.”
Meltem, kızının saçlarını okşadı.
“Seni anlıyorum kızım. Ama ne olursa olsun kavga çözüm değil. Şimdi sakin ol, sonra bana her şeyi en başından anlatırsın.”
Duru biraz daha annesinin kollarında sakinleştikten sonra olayı en başından anlatmıştı. Müdür küçük olduklarından ceza vermemişti fakat Duru, Gizem’den özür dileyecekti…
18 Eylül 2010 — İzmir
Göktuğ Karadağ
Sabah olmuş, okul saati çoktan gelmişti. Göktuğ hala uyanmamış battaniyesini iyice kafasına çekiyordu. Aylin odaya gelince hiç şaşırmamıştı. Hep geç kalkardı ama bugün olmazdı çünkü okulun ilk günüydü. “Göktuğ annecim hadi kalk okula gideceksin” dedi perdeyi çekerek. Göktuğ ise herzaman ki ünlü sözünü yani “Anne, beş dakika daha “ dedi. Annesi ise buna izin vermeyip battaniyesini üstünden almıştı. “Oldu paşam başka bir isteğiniz var mı? “ dedi gülerek. Göktuğ zor da olsa kalkmıştı. Annesinin yanağından öpüp elini yüzünü yıkamak için banyoya gitti. O aşağı indiğinde Aylin çoktan kahvaltıyı hazırlamıştı. Mustafa çoktan masaya oturmuş karısı ve çocuğunu bekliyordu. Göktuğ okul kıyafetlerini giyip aşağı inmişti. Babasının da yanağından öpüp yanına oturdu. Mustafa oğlunun heyecanını kontrol etmek için “Ee hatun, bugün bizim delikanlının ilk okul günü” dedi sırıtarak. Göktuğ da heyecanlanmış olacak ki çantasını kontrol etti. “Herşeyi koydum ben oğlum merak etme ama bir an önce yemeğini ye bugün baban bırakacak seni okula” dedi gülerek. Aylin de baba ve oğlun karşılarına oturarak yemeğini yemeye başladı. Yemeklerini yedikten sonra Aylin, Göktuğ’un çantasını verdikten sonra kocasına da çantasını verdi. “Babanın sözünden çıkmak yok. Öğretmenlerini iyi dinle anlaştık mı annem? “ dedi Aylin oğluna sarılırken. “Hadi bakalım aslan parçası sen arabaya geç geliyorum bende” dedikten sonra Göktuğ başıyla onaylayıp arabaya geçmişti. “Oğluna öpücük verdin bana yok mu? “ dedi Mustafa mızmızlanarak. “Sen az önce kendi oğlunu mu kıskandın yoksa ben mi yanlış gördüm? “ dedi Aylin kahkaha atarak. Mustafa kıskanmadığını göstermek için konuyu değiştirerek “Bak gördün mü? Evde ki yerimi oğlum aldı” dedi gülerek. Konuşmaları bitince Mustafa da arabaya geçmişti. Okula geldiklerinde Göktuğ’un heyecanı iyice artmıştı. Baba oğul arabadan indikten sonra yan yana yürümeye başladılar. Sınıfın önüne geldiklerinde Göktuğ babasına dönerek, “Tamamdır baba bundan sonrası bende sende geç kaldın işe benim yüzümden “dedi. Mustafa oğlunun bu huylarıyla gurur duyuyordu. Ne olursa olsun, kim olursa olsun yardım istemez kendi işlerini kendi yapmayı seven bir çocuktu. “Gideceğim zaten babacım merak etme. Bir şey olursa öğretmenlerinden bizi aramalarını söylersin” deyip oğlunun saçlarından öptü ve gitti. Göktuğ sınıfa girdiğinde Gizem’i görmeyi beklemiyordu. Çocukluktan beri aynı mahallede yaşıyorlardı ve sanki Göktuğ’a aşık gibi davranıyor peşinden ayrılmıyordu. Mahalleden birkaç arkadaşı daha vardı. Toprak, Ayaz, Elif ve Ela hepsi aynı mahalleden arkadaşlardı. Göktuğ boş bir sıra bulup oturduğunda Gizem’in onu izlediğini fark etti. Ama Gizem’e arkasını dönüp Eliflerle konuşmaya başladı. “Elif öğretmen ne zaman gelecek biliyor musun? “
“Bilmiyorum ama birazdan gelir galiba” dedi tebessüm ederek. O anda kapı açıldı gelen öğretmen değil yeni kız öğrenciydi. Göktuğ bir an kıza bakakaldı. Hayatında sanki hiç bu kadar güzel bir gülümseme görmemiş gibiydi. Göktuğ’un arkasındaki sıra boştu. Yeni gelen kız sessizce gelip o sıraya oturdu. Kız biraz tedirgin olmuş gibi etrafa bakıyordu. O sırada öğretmen sınıfa girince biraz daha rahatlamıştı. Diğer kızlardan farklı bir duruşu vardı ama Göktuğ için o an bunun hiçbir anlamı yoktu . İlkokula yeni başlamışlardı ama şöyle bir şey vardı ki sınıftaki herkes anasınıfından beri arkadaştı yeni gelen kız hariç. “Evet çocuklar aramıza yeni bir öğrenci katıldı ona merhaba demek ister misiniz? “ diye sorunca Sınıf hep bir ağızdan “Merhaba!” deyince kız hafifçe irkildi . İlk derslerinde öğretmen tanışma haftası olduğundan serbest bırakıp tanışmaları için zaman vermişti. Zil çaldığında herkes bahçeye koşarak iniyordu. Göktuğ da tam bahçeye inecekken yeni gelen kızın inmediğini gördü. Kendini tutamadan yanına gidip neden inmediğini soracaktı. “Neden sınıfta teksin?” Yeni gelen kız omuzlarını hafifçe silkti. “Burada kimseyi tanımıyorum. Hiç arkadaşım da yok” dedi, Göktuğ’un gözlerinin içine bakarak. Göktuğ hiç düşünmeden gülümsedi ve elini uzattı. “Artık var. Ben Göktuğ, memnun oldum”
Duru da tebessüm ederek uzatılan eli sıktı. “Ben de Duru. Ben de memnun oldum.”
Onlar tanışana kadar çoktan zil çalmıştı. Herkes yavaşça sınıfa giriyor, yerlerine oturuyorlardı. Duru’nun yanına gelen kızların isimleri Elif ve Ela idi. Ela sarı saçlı, açık tenli, yeşil gözlü; çıtı pıtı bir kızdı. Elif ise Ela’nın aksine açık kahverengi saçlı, buğday tenli, kehribar rengi gözlü ve gözlüklü bir kızdı. Duru’nun yanına gelen ilk kız Elif oldu. Gülümseyerek hiç düşünmeden dostça elini uzattı. “Merhaba. Ben Elif. senin adın ne?”
Duru da gülümseyerek ve dost edinmenin mutluluğu ile elini uzattı.
“Merhaba. Ben Duru. Ben de memnun oldum”
Elif’in arkasından Ela çıkıp geldi. “Biraz kenara çekilin de güzel arkadaşımızla bende tanışayım” dedi gülerek. “Ben Ela. Çok memnun oldum. Hoşgeldin aramıza. Umarım çok iyi anlaşırız” dedi gülümseyerek. Ela Elif’e göre çok sıcak kanlı cana yakın bir kızdı. Kiminle tanışırsa tanışsın hemen arkadaş olurdu. Duru arkasına baktığında bir kızın ona baktığını fark etmişti. “Bu kız kim ve neden konuşmuyor?” dedi şaşkınlıkla. Göktuğ o kızın Gizem olduğunu anlayınca göz devirip arkasını ona dönmüştü. Elif ve Ela aynı anda sınıfı inletecek şekilde kahkaha attı. Duru hala onun kim olduğunu öğrenmek için cevap bekliyordu. Cevabı veren kişi de Elif oldu. “Adı Gizem. Mahalleden arkadaşımızdır kendisi ama küçüklükten beri Göktuğ’a takıntılıdır. Hiçbir kızla konuşmasını istemez ve konuştuğu kızlarla da hep kavga eder.” Duru da yerinde duramayıp “Gidip bir tanışalım bakalım benimle de kavga edecek mi?” deyip Gizemin yanına gitti. “Merhaba ben Duru. Sınıfta yeniyim peki sen kimsin?” dedi sinirini belli etmeden alaycı şekilde. Gizem de yalancı bir gülümsemeyle “Gizem. Memnun oldum ama sana önerim o çocuktan uzak dur” dedi önüne dönerek. Tam cevabını verecekken öğretmen sınıfa gelmişti. “Yarın bunu daha detaylı konuşalım Gizem şimdilik görüşürüz.” deyip yerine geçmişti. Göktuğ “Sırada yan tarafım boş oturmak ister misin?” dedi kenara çekilerek. “Olur” deyip Göktuğ’un yanına oturmuştu. Son derslerini de yaptıktan sonra zil çalmıştı herkes koşarak sınıftan çıkıyordu. Duru, Göktuğ’a dönüp “Yarın görüşürüz Göktuğ” dedi gülümseyerek. “Görüşürüz Duru” dedi o da aynı gülümsemeyle. Herkes artık evlere dağılmıştı.
__________________________________________
Göktuğ eve geldiğinde yerinde duramıyordu. Bugün yaşadığı her şeyi, tek tek annesine anlatmak istiyordu. Annesi mutfaktan çıkınca koşarak ona sarıldı. “Ne oldu annem? Bir şey mi oldu?” dedi merakla. “Oldu anne! Oğlun aşık oldu” dedi otuz iki diş sırıtarak. Aylin şaşırmış bir şekilde “Ne?” dedi. “Sen daha çok küçüksün oğlum aşkın ne olduğunu bilmezsin bile” dedi gülerek. “Oldum anne. Gerçekten oldum. Bugün sınıfa yeni bir kız geldi. Adı Duru. İsmi gibi güzel anne biliyor musun?”
O sırada babası banyodan çıkıp yanlarına gelmiş konuşmalarını duymuştu. “Kim lan bu Duru? Görüyor musun hatun ben kızlar peşinde koşacak diyordum bizim oğlan kızların peşinden koşuyor” dedi kahkaha atarak. “Ama baba, Duru peşinde koşmaya değer bir kız. Görseniz siz de seversiniz, bana inanın” dedi hayallere dalmış gibi. Annesi şaka ile karışık şekilde “Sen daha çok küçüksün ben genç yaşımda kaynana olmak istemiyorum.” dedi gülerek. Göktuğ da, Mustafa da Aylin’in bu sözlerine çok gülmüştü. ”Hadi bakalım aşık oğlum benim. Yemek hazır ellerini yıkayıp gel” Göktuğ koşarak odasına çıkmıştı. Üzerini değiştirip ellerini yıkadıktan sonra sofraya gelmişti. Masada gülerek okulun ilk gününü konuşarak geçirmişlerdi.
