9. bölüm / 23
Geri Dönmeyen ÇocuklukSon Hatırlanan Şey
Bölümler 23Şu an: Son Hatırlanan Şey
- 1 1. Bölüm816 kelime
- 2 2. Bölüm524 kelime
- 3 Boş Sıra1.250 kelime
- 4 İlk Gün, İlk Dost2.663 kelime
- 5 Babamın İzinde: İlk Kurşun1.650 kelime
- 6 Güvenin Adı: Taş Kafa1.075 kelime
- 7 Kayıplar Ve Acılar1.459 kelime
- 8 Son Yolculuk1.515 kelime
- 9 Son Hatırlanan Şey1.287 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Yıllar Sonra, Aynı Gökyüzünün Altında1.562 kelime
- 11 Hatırlıyor Gibiyim926 kelime
- 12 Timdeki Nişancı895 kelime
- 13 Eski Dosyalar856 kelime
- 14 Eski Bir Fotoğraf940 kelime
- 15 İlk Görev1.344 kelime
- 16 Savaşın Ortasında1.349 kelime
- 17 Hatırlanan Fotoğraf1.228 kelime
- 18 Geçmişin İzleri1.341 kelime
- 19 Son Kapı870 kelime
- 20 Gölge Birlikte1.100 kelime
- 21 Geçmişin Sesi784 kelime
- 22 Görev Yeri: Hakkâri743 kelime
- 23 Geçmişin Peşinde1.021 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Göktuğ Karadağ – Mardin
Dün, “Yarın görüşürüz, Laz Kızı” dedi Göktuğ. Oysa bazı yarınların hiç gelmeyeceğini bugün her şeyini kaybettiğinde anlamıştı. Son hatırladığı şey ise babasının annesiyle kendisine “SIKI TUTUNUN” diye haykırışıydı.
Göktuğ gözlerini belli belirsiz araladığında yağmurun sesi ile uzaktan gelen ambulans sirenleri birbirine karışıyordu. Kulaklarında ki uğultu çevresindeki sesleri duymasını engelliyordu. İnsanların bağırışlarını seçmeye çalışsa da kelimeler net değildi. Ambulanstan inen sağlık görevlileri anne ve babasının yanına koşarken bir sağlık görevlisi ise Göktuğ’un yanına koştu. Göktuğ zor şekilde konuşmaya çalışıyordu. “Annem… Babam… Neredeler? “ demesine sağlık görevlisi çok sevinmişti. “Çocuk yaşıyor!... Nabzı var! Sedyeyi getirin! “ Küçük çocuk kalkmaya çalışarak anne ve babasını görmek istediğini sayıklıyordu. Ama görüşü tekrar bulanıklaştığı için bilincini kaybetmişti. Diğer sağlık görevlileri anne ve babasından nabız alamadığını bakışlarıyla anlatıyorlardı. Göktuğ, anne ve babası Mardin Devlet Hastanesine kaldırılmıştı. Sağlık görevlileri Göktuğ’u sedyeyle acil servise götürürken hastanenin koridorları telaşla doluydu. Bir yanda doktorlar küçük çocuğa bakmaya çalışırken diğer yanda acil ekipleri Mustafa ve Aylin için mücadele ediyordu. O sırada hastanenin kapısından koşarak içeri giren genç bir kadın nefes nefese danışmaya yöneldi. Yasemin’di. Annesinin durumunu öğrenmek için hastaneye gelmişti. Ancak doktorların arasında ablası Aylin’in adını duyunca olduğu yerde donup kaldı.
“Ne… Aylin mi? “
Hem annesinin hem de ablasının aynı hastanede yaşam mücadelesi verdiğini öğrenince dizlerinin bağı çözüldü. Gözyaşlarını tutamadan duvara yaslandı. Birkaç saniye sonra kendini toparlayıp acil servise koştu. Doktor odadan çıktığında Yasemin oturduğu yerden kalkıp hızla doktorun yanına geldi. “Ablam iyi mi Doktor Bey? Ne oldu ona bir şey söyleyin lütfen”
“Ablanız, eşi ve oğulları trafik kazası geçirdiği için hastanemize getirildiler. ”
“Ne…Ne dediniz? Şimdi iyiler değil mi? Lütfen bana iyi olduklarını söyleyin. “
“Maalesef. Çok üzgünüm. Elimizden geleni yaptık. Fakat ablanızı ve eşini kurtaramadık.”
Doktorun bu cümlesi Yasemin’in zihninde yankılanıp duruyordu. Ortamda birkaç saniyelik bir sessizlik oluşmuştu. Sanki donakalmış, şoka girmişti. Dizlerinin üstüne çöktüğünde sadece “Hayır” diyebildi. Gözlerinin önünden ablasıyla olan anıları geçermiş gibi yüzünde buruk bir gülümseme vardı. Bir anda aklına yeğeni gelmişti. “P-peki Göktuğ… O nasıl? “
“Yeğeninizin durumu şu an stabil. Ablanız ve enişteniz için çok üzgünüm.”
Gözyaşlarını güçlükle silerek “Görebilir miyim? “ diye fısıldadı.
“Elbette görebilirsiniz ama dışarıdan bakarsanız sevinirim hasta için bu önemli “ dediğinde Yasemin hemen başıyla onayladı. Göktuğ’un odasının önüne geldiklerinde kendini tutamayıp ağlamaya başlamıştı.
“Göktuğ… Teyzen burada, korkma birtanem. Tamam mı? dedi, camın arkasından elini cama koyarak.
__________________________________________
Göktuğ birkaç gündür hastanedeydi. İyileşmeye başladığından normal odaya almışlardı. Yasemin ise her daim başında bekliyordu. Yavaş yavaş gözlerini araladığında odayı incelemeye başladı.Başında bekleyen kadını tanıyamamıştı. İçinden “Bu kadın kim? “ diye düşünüyordu. Göktuğ’un uyandığını görünce hemen doktora haber vermişti. “Göktuğ Teyzecim iyi misin? “ diye sordu endişeyle. “Siz… Kimsiniz? “ diye fısıldadı. Doktor tedavi etmek için geldiğinde Göktuğ’un Teyzesini tanımayışından hafızasını kaybettiğini anlamıştı. “Maalesef kaza nedeniyle geçirdiği travmaya bağlı hafıza kaybı yaşıyor” Yasemin ablasını kaybetmenin şokunu daha atlatamadan küçücük yeğeninin hafızasını kaybetmesini kaldıramaz hale gelmişti. Kafası yerine geldiğinde anne ve babasının vefat ettiğini nasıl söyleyeceğini düşünmeden edemiyordu. “Göktuğ… Ben Yasemin. Annenin kardeşiyim… Teyzenim…“ dedi gözyaşlarını tutamayarak. “Bu küçük hastayı tedavi edebilmem için sizi dışarı almam gerekiyor Yasemin Hanım” dedi Göktuğ’a bakıp gülümseyerek. Yasemin dışarı çıktığında ağlayarak ne yapacağını düşünüyordu. Telefondaki ablasıyla çekilmiş fotoğraflara bakıyordu. Gözyaşları ekrana birer birer düşerken hıçkırıklarla “Neden gittin Abla? Ben şimdi Göktuğ’a ne diyeceğim. Annen de baban da öldü, diye nasıl söyleyeceğim” diye fısıldadı. Koridorda yankılanan ağlayışı, yüreğindeki çaresizliği anlatmaya yetiyordu.
Birkaç Gün Sonra…
Göktuğ günlerdir hastanedeydi. Fiziksel yaraları yavaş yavaş iyileşiyordu. Ancak zihnindeki boşluk hâlâ yerini koruyordu. Doktorlar bunun geçirdiği travmadan kaynaklanan geçici bir hafıza kaybı olduğunu düşünüyorlardı. Yasemin ise her gün odasının kapısından içeri girerken, bir gün yeğeninin kendisini hatırlayacağı umudunu taşıyordu.
“Bugün nasılsınız bakalım küçük bey” diye sordu doktor gülümseyerek. “İyiyim doktor amca… Ama her gün başımda duran kadın kim? “ dedi boş bakışlarla. Doktor ve Yasemin’in gözleri bir anlığına buluştu. Anlaşılan hafızası hâlâ yerine gelmemişti. Bugün anne ve babasının cenazesi vardı. Yasemin, Göktuğ’u yalnız bırakmaya gönlü razı olmadığından onu da yanında götürmeyi karar verdi. Taburcu işlemleri tamamlandıktan sonra gerekli evrakları imzaladı ve Göktuğ’un odasına geri döndü. Teyzesinin geldiğini görünce ilk sorduğu şey annesi ve babası oldu. “Yasemin Teyze… Annemle babam ne zaman gelecek? “ O sırada Yasemin’in boğazı düğümlendi. Ne söyleyeceğini bilmiyordu. Bugün anne ve babasının cenazesi olduğunu nasıl söyleyebilirdi ki? Bir an duraksadı, sonra diz çöküp Göktuğ’un elini tuttu. “Önce anneanneni görmeye gideceğiz. Sonra sana her şeyi anlatacağım tamam mı? “ derken bir yandan yeğenini giydiriyordu. Göktuğ başıyla onayladı. Yüzünde anne ve babasını göreceğinin sevinci vardı. Leyla Hanım’ın yanına geldiklerinde Yasemin Göktuğ’u anneannesinin yanına yaklaştırdı. “Teyzecim bu anneannen” derken içi burkuluyordu sanki. Leyla Hanım torununun önce ellerinden sonra da yanaklarından öptü. “Benim küçük kuzum…. “ derken gözleri dolmuştu. Yasemin, Göktuğ’u anneannesinin yanına getirmeden önce yaşanan her şeyi Leyla Hanım’a anlatmış,torununun yanında hiçbir şey belli etmemesini rica etmişti. Çünkü acı gerçeği Göktuğ’a kendisi söylemek istiyordu. Leyla Hanım gözyaşlarını zor tutuyordu. “Anneanne…. Neden ağlıyorsun? “ diye sordu. Leyla Hanım yüzünü çevirip gülümsemeye çalışıyordu. “Mutluluktan yavrum… Seni yeniden gördüğüm için gözyaşlarımı tutamadım.” Göktuğ bir anda anneannesine sarıldı. “Ağlama anneanne ben buradayım” dedi gülümseyerek. Leyla Hanım daha çok ağlamaya başlamıştı. İçindeki bu acıyı nasıl atacağını bilmiyordu. Kızıyla damadını kaybetmişti. Şimdi ise bu acı gerçeği torunundan torunundan saklamak zorundaydılar. Göktuğ geri çekildiğinde teyzesine döndü. “Yasemin Teyze artık gidelim mi?” Leyla Hanım titreyen elleriyle Yasemin’in elini tuttu. Bir süre sadece gözleri dolu kızına baktı. Sonra gözlerinden süzülen yaşlarla fısıldadı.
“Yasemin… Benim ömrümde çok uzun görünmüyor güzel kızım.
Yasemin ablasını kaybettikten sonra annesini de kaybetmek istemiyordu. Bu yüzden başını iki yana salladı.
“Anne ne olur böyle konuşma. Ablamı kaybettim seni de kaybedemem…”
Leyla hanımın yüzünde buruk bir gülümseme belirdi. “Dinle beni Yasemin… Eğer bir gün bende olmazsam, Göktuğ sana emanet. Onun artık annesi de babası da yok. Sakın kendini yalnız hissettirme. Ne olursa olsun elini asla bırakma.”
Yasemin hıçkırıklarını tutamayarak annesine sarıldı. “Söz veriyorum anne. Ona kendi evladım gibi bakacağım. Leyla Hanım gözlerini Göktuğ'a çevirdi. Çocuk odanın bir köşesinde durmuş onları izliyordu. Hiçbir şeyden haberi yoktu. Leyla Hanım içinden sadece şu cümleyi geçirdi. “Affet beni kınalı kuzum… Seni böyle bir dünyada tek başına bırakamazdım.” Yasemin Göktuğ’un elini tutup odadan çıktı.
__________________________________________
Teyze-Yeğen cenazenim defnedileceği yere geldiğinde herkes ağlıyordu. Göktuğ etrafa boş bakışlar attıktan sonra Yasemin’e döndü. “Teyze… Bu insanlar neden ağlıyor ve neden geldik buraya? “ Yasemin bir dizinin üzerine çöküp Göktuğ’a alıştıra alıştıra her şeyi anlatmaya başladı.
“Bak Göktuğ… Burada insanlar sevdiklerine veda etmek için gelirler. ” dedikten sonra saçlarını okşadı. “Biz de birine mi veda edeceğiz?” diye sordu masumca. Yasemin’in sanki boğazı düğümlendi. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı.
“Evet… Ama ben seni hiç yalnız bırakmayacağım.”
Teyzesinin bu sözleri üzerine veda edecekleri kişinin kim olduğuna bakmak için etrafa göz gezdirdikten sonra tekrar sordu.
“Annemle babam da burada mı?”
O sırada Yasemin beyninden vurulmuşa döndü. Ne diyeceğini, nasıl diyeceğini bilemiyordu. Elleri gibi sesi de titremeye başladı.
Sadece “Evet birtanem… “ diyebildi. Göktuğ’un da gözleri dolmuştu. “Teyze… Annemle babam nerede?” diye sordu hıçkırıklar içinde. “Çok uzaklara gittiler ama seni hep izleyecekler ve seni asla bırakmayacaklar inan bana” deyip hemen Göktuğ’a sarıldı. Küçük çocuk hıçkırıklar içinde ağlayıp anne ve babasını istiyordu. Yasemin hiçbir şekilde onu bırakmıyordu. Annesine verdiği sözü tutuyor, yeğenini tutuyordu. Sakinleştirmek için elinden geleni yapıyordu ama nafile…
Küçük çocuğun anne ve babası toprağa verildiği sırada sanki doğa bile onların acılarına eşlik ediyor gibiydi. Gökyüzü yavaş yavaş kararmaya başlamış, az önce esen hafif rüzgar yerini ağır bir sessizliğe bırakmıştı. İlk yağmur damlası toprağa düştüğünde, sanki gökyüzü de küçücük bir çocuğun yıkılan dünyasına dayanamayıp gözyaşı döküyordu. Birkaç saat sonra herkes dağılmıştı. Fakat Yasemin ve Göktuğ yerlerinden kıpırdamamışlardı. Göktuğ’un hıçkırıkları mezarlığın sessizliğini bastırıyordu. Yasemin ne kadar üzgün olsa da yeğeni için güçlü durmak zorundaydı. Göktuğ hiçbir şekilde yerinden kımıldamıyor sadece iki toprak yığınına ve mezar taşlarına bakıyordu. O gün küçücük bir çocuğun her şeyini kaybettiği gündü. Kendini küçük yaşta olmasına rağmen o kadar çaresiz hissediyordu ki.
O gün sadece anne ve babasını değil, çocukluğunu da toprağa vermişti.
