Hatırlanan Fotoğraf

Vaveyla Yazarı: Ekin Toklu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: Hatırlanan Fotoğraf

Göktuğ Karadağ – Ankara

Göktuğ günlerdir Ferhat Albay’ın söylediği hukuki işlerle ilgileniyordu. Ama aklı hâlâ o fotoğraftaydı. O küçük kız kimdi? Ve neden Göktuğ’a bir şeyler hatırlatıyordu?
Zihninde anlam veremediği birçok soru vardı. Duru ile daha önceden tanışmış mıydı? Yoksa tamamen başka bir sebep miydi? Öğrenmek için Duru ve timinin gelmesini bekliyordu. Tam o sırada telefonu çaldı. Ekranda Ferhat Albay yazıyordu. Hemen açtı.
“Duru ve timi geldi birazdan iniş yapacaklar orada ol ben de birazdan geliyorum”
“Emredersiniz komutanım” dedikten sonra hemen ayaklandı. “Bugün senin kim olduğunu öğreneceğim Duru Koçarit”
Odadan hızlı adımlarla çıkıp helikopterin ineceği piste doğru geldi. Helikopterden ilk inen Duru oldu. Ardından timin diğer üyeleri de indi. Arkalarında Turan ve Barbaros Mahir denen adamın ellerini bağlamış, kollarından iterek getiriyorlardı.
“Hoşgeldiniz komutanım” dedi, Göktuğ.
“Birazdan Ferhat Albay burada olur”
“Hoşbulduk Savcı” dedi tok bir sesle ve devam etti. “Biliyorum, haberim var. Ama sen neden geldin, onu anlamadım” dedi sorgular gibi.
“Ferhat Albay’ın kesin emri olduğu için geldim”
Duru başıyla onayladıktan sonra gözlerini Mahir’e çevirdi. Birkaç saniye boyunca hiçbirşey söylemeden onu inceledi.
Mahir ise bakışlarını kaçırmadan Duru’ya bakıyordu.
Göktuğ ikisinin arasındaki sessizliği fark etmişti.
“Mahir’i içeri alalım. Ferhat Albay gelmeden burada konuşmayacağız”
Duru başını salladı.
“Haklısın”
Turan ve Barbaros Mahir’i içeri doğru götürürken Duru bir süre arkalarından baktı.
Sonra Göktuğ’a döndü.
“Savcı…”
“Buyurun, komutanım?”
Duru’nun yüzündeki ifade ciddileşti.
“Bu adamı neden özellikle buraya getirmemi istediğini biliyor musun?”
Göktuğ birkaç saniye sustu.
“Hayır. Ama öğreneceğiz”
Göktuğ yerinden kıpırdamayıp Duru’ya bakıyordu.
“Bir şey mi söyleyeceksin?”

Göktuğ başını hafifçe yana eğdi.
“Yok komutanım”
Duru gözlerini kıstı.
“O zaman yürümeye devam et”
Göktuğ hiçbir şey söylemeden ilerledi.
Duru önden yürüyordu. Göktuğ ise Duru’nun yanına geldi.
“Bir şey fark ettiniz mi?”
Duru ona döndü.
“Neyi?”
“Size bakışını”
Duru birkaç saniye düşündü.
“Fark ettim. Ona unutamayacağı bir dersverdim belki de ondandır” dedikten sonra gülümsedi. Göktuğ cevap vermedi. Bakışları yerdeki izlere kaydı.
Aklına yine o fotoğraf geldi.
Küçük bir kız…
Yanında duran ve yüzünü tam olarak seçemediği çocuk…
Fotoğrafı eline aldığı ilk andan beri içinde açıklayamadığı bir his vardı. Sanki o kareyi daha önce görmüştü. Sanki o günün bir parçası zihninin en karanlık köşesinde hâlâ saklıydı.
“Savcı?”
Duru’nun sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı.
“Efendim?”
“İyi misin?”
Göktuğ kısa bir tebessüm etti.
“İyiyim komutanım. Sadece biraz düşündüm”
Duru başını salladı.
“O zaman düşünme işini sonraya bırak. Şimdi işimiz var”
Tam o sırada koridorun diğer ucundan ayak sesleri duyuldu. Duru ve Göktuğ aynı anda o tarafa döndüler. Ferhat Albay gelmişti.
Albay birkaç adım sonra durdu ve önce Duru’ya ardından içeride bekleyen Mahir’e baktı.
“Görüyorum ki beni beklemişsiniz”
Duru dikleşti.
“Emrettiğiniz gibi komutanım”
Ferhat Albay başını salladı.
“Güzel. O zaman artık konuşabiliriz” dedikten sonra Göktuğ’a döndü.
“Göktuğ sende bizimle içeri geliyorsun”
Duru şaşkınlıkla Göktuğ’a bakıyordu. Sanki yıllardır beklediği birinim adını duymuş gibiydi. Göktuğ’un ise içindeki merak daha da büyüdü. Çünkü Albay’ın yüzündeki ifade, bunun sıradan bir sorgu olmayacağını açıkça gösteriyordu.
Odaya girdiklerinde Ferhat Albay birkaç saniye Mahir’e baktı. Ardından Duru’ya döndü.
“Duru, bu adamı neden buraya getirdiğimizi biliyor musun?”
Duru başını hafifçe salladı.
“Hayır komutanım. Sadece emriniz doğrultusunda getirdik”
Albay başını salladı.
“İyi yapmışsınız. Çünkü Mahir’in bize anlatacağı bazı şeyler var”
Mahir hafifçe güldü.
“Benim anlatacak bir şeyim yok”
Albay’ın yüzündeki ifade sertleşti.
“Buna ben karar veririm”
Mahir sustu.
Duru kollarını göğsünde birleştirerek ona baktı.
“O zaman başlayalım komutanım”
Ferhat Albay başını salladı.
“Başlayacağız. Ama önce herkes dışarı çıksın”
Duru şaşkınlıkla Albay’a baktı.
“Herkes mi?”
“Herkes”
Göktuğ da sessizce Duru’ya baktı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Ferhat Albay kapıyı gösterdi.
“Duru sen kal”
Duru’nun bakışları Mahir’e çevrildi.
“Anlaşıldı komutanım”
Göktuğ odadan çıkıp koridorda gezinmeye başladı. Duru’yu bekliyordu, odadan çıktığında kim olduğunu öğrenecekti. Göktuğ koridorda birkaç dakika boyunca ileri geri yürüdü. Ara sıra gözleri kapıya kayıyor olsada hemen tekrar önüne bakıyordu. İçeride neler olduğunu, neden sadece Duru’nun kalmasını istediğini merak ediyordu. Fakat asıl merak ettiği şey Duru’nun ta kendisiydi. Bir süre sonra kapının kolu hareket etti.
Göktuğ olduğu yerde durdu.
Kapı açıldı. Önce Duru çıktı. Yüzündeki ifade her zamankinden farklıydı. Sessizdi.
Göktuğ hemen yanına geldi.
“Komutanım?”
Duru başını hafif kaldırıp ona baktı.
“Ne oldu savcı?”
“İçeride neler oldu?”
Duru birkaç saniye sustu.
“Bunu sonra konuşuruz. Sen neden odanda değilsin. İşin falan yok mu?”
Göktuğ kaşlarını çattı.
“Ama benim de bilmem gereken bir şey varsa–”
Duru hemen sözünü kesti.
“Bilmen gereken bir şey olursa Ferhat Albay söyler savcı. Artık odana gidebilirsin”
Duru yanından geçip koridorda ilermeye başladı.
Göktuğ arkasından bakarken cebindeki telefonu çıkardı.
Ekranı açtı.
Fotoğraf hâlâ oradaydı.
Küçük kızın yüzüne bir kez daha baktı.
Bu kez gözlerini fotoğraftan ayırmak istemedi.
Çünkü artıkbu fotoğrafın Duru ile bir ilgisi olduğuna neredeyse emindi.
Kendine geldiğinde Duru’nun peşinden koşarak yanına geldi.
“Komutanım bu akşam sekizde bir akşam yemeği yiyelim mi?”
Duru ona döndü.
“Bu bir çıkma teklifi mi savcı?”
Göktuğ kaşlarını çattı.
“Elbette hayır komutanım. İş yemeği diyelim”
“Bakarız, işim biterse gelirim. Şimdi izninle” dedikten sonra Duru’nun odasının önünde durdular.
“O zaman akşam sekizde görüşürüz komutanım” deyip selam verdi. Duru da selamını başıyla onaylayıp odasına geçti. Göktuğ birkaç saniye boyunca kapının önünde öylece kaldı. Sonra bakışlarını telefonuna indirdi. Fotoğrafı yeniden açtı.
Küçük kızın yüzüne baktı. Ardından az önce koridorda yürüyüp giden Duru’nun arkasından baktı.
İkisi arasında bir benzerlik vardı bundan emindi.
Ama aklındaki asıl soru hâlâ cevapsızdı.

Duru koçarit kimdi?

Ve Duru’nun dosyasında bulup aylardır telefonunda sakladığı o fotoğraftaki küçük kız neden ona bu kadar tanıdık geliyordu?
Tüm bunları bu akşam öğrenecekti.

__________________________________________

Akşam olmuştu. Göktuğ her zamanki gibi üzerinde siyah bir takım elbise vardı. Beyaz gömleği ve koyu renk kravatı kusursuz görünüyordu. Ceketinin kollarını hafifçe düzeltti ve aynadaki yansımasına son kez baktı.
“Bugün senin kim olduğunu öğreneceğim Duru Koçarit”
Odasından çıkıp koridorda yürürken Duru’nun onu beklediğini gördü. Duru erken mi gelmişti? Hayatında ilk kez bir buluşmaya geç kalmıştı.
Duru onu görüp yanına geldiğinde tepkisizdi.
“Kendi ayarladığın buluşmalara hep böyle geç mi kalırsın savcı?”
Göktuğ mahcup bir şekilde elini ensesine götürüp kaşıdı.
“Özür dilerim komutanım. Saati fark etmemişim” dediğinde Duru’nun sinirlerinin bozulduğu yüz hatlarından belliydi.
“Birdaha olmayacak zaten. Olursa seni kulaklarından tutup karargâhın duvarlarına aleme ibret olsun diye asarım savcı”
“Emredersiniz komutanım”
“Yürü hadi nereye gideceksek gidelim. İşlerim var benim” dedi önden yürüyerek. Sivil bile oksa Duru’nun askerliğindeki heybeti devam ediyordu. Dışarıdan görenler onun anında asker olduğunu anlayabilirdi.
Restorana geldiklerinde Duru’nun önüne geçip sandalyesini çekti.
“Buyurun komutanım”
“Sağ ol savcı”
Duru oturduktan sonra hızla karşısındaki sandalyeyi çekip oturdu.
“Eee. Ne konuşacağız savcı neden geldik buraya?”
“Göktuğ” dedi savcı kelimesinden bıkmış gibi.
“İsmim Göktuğ komutanım”
Duru’nun bakışları bir anda değişti. Gözlerinin önüne eski anıları gelince nefesi kesildi.
Göktuğ gözlerini Duru’dan ayırmadı. Birkaç saniye sessizce onu izledi. Duru ismin şokunu hâlâ atlatamamıştı.
“Ne bakıyorsun öyle?”
Göktuğ hafifçe gülümsedi.
“Sizi anlamaya çalışıyorum komutanım”
Duru’nun yüzündeki ifade bir anda sertleşti.
“Beni anlamaya çalışma”
Göktuğ bir an sustu. Sonra cebindeki telefonuna baktı.
“Peki ya geçmişinizi anlamaya çalışırsam?”
Duru’nun bakışları bir anda değişti.
“Ne demek istiyorsun?”
Göktuğ telefonunu masanın üzerine bıraktı. Ekranda o fotoğraf açıktı.
Duru’nun gözleri fotoğrafa takıldığı anda nefesi kesilir gibiydi.
Bir görüntü…
Bir ses…
Sonra yıllardır hatırlamak istemediği başka bir anı zihninde belirdi.
“Bunu nereden buldun?” diye sordu kısık bir sesle.
Göktuğ cevap vermeden ona baktı.
“Sadece kim olduğunu öğrenmek istiyorum, Duru Koçarit”
Duru’nun elleri titremeye başladı.
“Bana geçmişimi sorma”
“Ama neden?”
Duru bir anda ayağa kalktı.
“Çünkü seni ilgilendirmiyor!”
Göktuğ da ayağa kalktı.
“Belki de sandığından daha fazla ilgilendiriyor”
Duru birkaç saniye ona baktı. Gözlerinde öfkeyle birlikte eski bir korku vardı.
Sonra eli istemsizce havaya kalktı.
Tokat sesi masadaki sessizliği bölmeye yeterdi.
“Birdaha sakın… ama sakın geçmişimle ilgili bir soru sormaya kalkma savcı” deyip restorandan öfkeli adımlarla çıktı.