Babamın İzinde: İlk Kurşun

Vaveyla Yazarı: Ekin Toklu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: Babamın İzinde: İlk Kurşun

Duru Koçarit - İzmir

Haydar ile Duru çoktan poligona gelmişlerdi. Kapıda onları Haydar’ın en eski dostu Cahit karşıladı. Haydar, ara sıra hem dertleşmek hem de atış yapmak için buraya gelirdi. Cahit iri yapılı, subay tıraşlı, kirli sakallı ve orta yaşlarında bir adamdı. Duru babasının doğduğunda ilk hayal ettiği gibi Asker olup babasının izinden gidecekti. İlk kelimesi bile “Vatan” olmuştu. Sanki o an dünyalar Haydar’ın olmuştu. “Eee! Kapıda mı tutacaksın bizi ula alsana içeri” dedi Haydar şakacı ve bir o kadar da sıkılmış bir şekilde. “Almaz olurmuyum be Abi buyrun tabiki” derken Cahit çok mütevazi şekilde önlerinden çekilerek buyur etti.
“Hoşgeldiniz abi, sende Hoşgeldin Küçük Hamsi “ dedi gülerek.

“Hangi rüzgar attı sizi bu taraflara. “
“Atış yapmaya geldik koçum. Gelmeyelim mi? “
“Gelin tabii Abi aşk olsun, normalde tek gelirdin Duruyla gelince şaşırdım” dedi. Gerçekten şaşırmıştı bu yaşta atış yapacağı aklına bile gelmemişti. İkisinin de yüzüne bakarken ciddi olduklarını anlayınca fazla uzatmadan direk konuya girdi. Hangisini ayarlayalım Haydar abi. İstersen önce 22. Kalibreyle başlasın. İlk atışı için en uygunu o. “ dedi arasında gezinirken. “Hadi Cahit Amca ya hızlı ol biraz” dedi Duru sabırsızlıkla. “Tamam sabırsız Hamsi tamam” dedi Cahit. Silah ayarlanmıştı ve Duru ile babası odaya gidip gerekli ekipmanları takarak silahı anlatmıştı Haydar. Duru hızla basamağa çıkarak atış yapmayı bekliyordu. “Aynı babası gibi sabırsız” dedi Cahit otuz iki diş sırıtıyordu. “O silahı kafana yemek istemiyorsun değil mi Cahit? “
“Tamam, tamam sustum”
Duru ilk kez silah tutuyordu ve babası ne derse aynısını yapıyordu. Derin bir nefes alırken Cahit mekanizmayı çoktan çalıştırmıştı. Son kontrolleri de yaptıktan sonra Duru,derin bir nefes aldı. Parmağını yavaşca tetiğe götürdü. O an odadaki sessizlik iyice ağırlaştı. “Tak! “ İlk kurşun hedefin merkezine çok yakın bir noktaya isabet etti
O an Cahit şaşkınlıkla “Haydar abi… Bu kızın ilk atışı olduğuna emin misin? “ Haydar da gururla gülümsemiş biçimde “Eminim. Ben de böyle olacağını biliyordum.” Duru’ya mutlu olması için tek atış yetmişti. Babasının yanına geldiğinde Haydar, gururla gülümseyerek “Aferin kızım. Bu daha ilk kurşunun… Ama ben biliyorum, sen bir gün vatanını koruyan en cesur askerlerden biri olacaksın” dediğinde Duru’nun gözleri dolmuştu. Hemen babasının boynuna atlayıp sımsıkı sarılıyordu. Cahit hâlâ gördüğü isabetin şaşkınlığını üzerinden atamamıştı. Baş parmağı ve yüzük parmağını yüzünün önünde şıklatıp dikkaetini kendisine çekti. “Biz gidiyoruz koçum! Kolay gelsin parayı masanın üzerine bıraktım”
“Olur mu hiç öyle şey Haydar Abi. Bu seferlik benden olsun lütfen paranı al cebine koy” dedi.

__________________________________________

Haydar ile Duru akşam olmuş eve gelmişlerdi. Herkes sofraya oturduğunda evde alışılmadık bir sessizlik hâkimdi. Duru, tabağındaki yemeğe tek bir çatal bile uzatmamıştı. Son günlerde iştahı iyice azalmıştı. Oysa bu yaşta bir çocuğun düzenli beslenmesi gerekirdi. Böyle devam ederse hastalanması an meselesiydi. Haydar, Duru’nun önündeki tabağa baktı. “Duru”
Küçük kızın başını kaldırmaya bile mecali kalmamıştı. “Biz seninle ne konuştuk güzel kızım? Bir asker, duygularına yenik düşmez. Daha ortada ne olduğunu ve neden gelmediğini bilmiyoruz. Günlerdir bir lokma yemiyorsun. Bu sağlığın açısından hiç iyi birşey değil” Duru’nun gözleri dolmuştu ama yine de tabağına dokunmadı. Bu kez Meltem araya girdi. “Haydar biraz sakin biraz yumuşak…” dedi. Haydar derin bir nefes alıp kendine geldi. Ses tonu bu sefer daha sakindi. “Kızım… Üzülmene bir şey demiyorum. Ama kendini bu hâle getirmeni kabul edemem. Güçlü olman gerekiyor.” Duru yavaşça başını salladı.
“Yiyemiyorum baba… “ dedi titreyen sesiyle. “Size afiyet olsun ben uyuyacağım iyi geceler.” dedikten hemen sonra odasına koştu. O akşam Meltem de Haydar da ne söyledilerse söylediler, Duru’yu tek bir lokma yemeye bile ikna edemediler.Meltem kızı için çok endişeleniyordu. “Haydar ne yapacağız yemek yememeye başladı. Aylini arayıp sorsam nasıl olur sence? “ dedi titreyen sesiyle. “Arama belki yarın gelir. Gelmezse o zaman ararsın” dedi ama Haydar da içten içe karısının aramasını ve neler olduğunu öğrenmek istiyordu. Bir süre sonra Meltem mutfağı toparladıktan sonra onlar da odalarına çekildiler.
Duru sabah olmasını istemiyordu fakat gözlerini kapatıp açtığında beklemediği sabahla karşı karşıyaydı. Normalde güneş doğmadan uyanan Duru, şimdi alarmını ikinci kez susturmuştu. Gözlerini açmak istemiyordu. Çünkü günlerdir her sabah, eksik başlayan bir günü yeniden yaşıyordu ve bugün de o günlerden biri olacağını biliyordu. Meltem kızını uyandırmak için odasına geldiğinde Duru’nun hala uyanmadığını görünce hemen perdeleri açıp odaya ışık girmesini sağladı. “Anne okula gitmek istemiyorum bırak biraz daha uyuyayım” dedi uykulu sesiyle. “Olmaz küçük hanım okula gidilecek. Hem belki bugün gelmiştir. Görünce ona kızarsın ama önce kalk bakalım”dedi, sesinden endişesi anlaşılıyordu fakat belli etmemeye çalıştı. Bugün sofrada Haydar yoktu. Yeni görev nedeniyle karargaha çağırılmıştı. Meltem ile Duru kahvaltılarını yaparken servis çoktan gelmiş, şoförü kornaya basmaya başlamıştı. “Bugün servisle geleceksin annecim. Benim hastanede birkaç işlerim var erken biterse almaya gelirim” deyip kızının yanaklarından öptü ve çantasını takmasına yardım etti. Duru servise binmeden son kez annesin sanki anne okula gitmek istemiyorum dercesine bakıyordu. Ama okula gitmek zorundaydı, bir kişinin okul hayatını etkilemesine izin veremezdi. Göktuğ’un servis de olmasını umuyordu ama umduğu gibi olmamıştı. Servis de değildi sanırım okula bugün Mustafa amcası bırakmıştı. Duru daha servis durmadan gözleriyle Göktuğ’u aradı. Normalde kapı açılır açılmaz birlikte inerlerdi. Ama o bugün de yoktu. İçinden “Eğer bugün geldiysen seni mahvedeceğim Taş Kafa.” Bunları söylerken kendi bile yapacağına inanmıyordu. Kendini tanıyordu, ne kadar esip gürlese de bir tek ona kıyamazdı. Hemen affeder kol kola gezerlerdi. Okula vardıklarında servisten inen ilk Duru oldu.Ardından da diğer öğrenciler indi. Hemen gidip Göktuğ’u bulup ona neden gelmediğini sormak, ardından da biraz kızmak istiyordu. “Kolay gelsin Ramazan Amca! Allah işini rast getirsin” dedi gülümsemeyle. Asla servisten inmeden önce kolay gelsin demeden inmezdi. “
Sağol, Duru kızım. Size de iyi dersler, Allah zihin açıklığı versin” dedikten sonra servisi park etmek için ilerledi. Servisten iner inmez bahçede Göktuğ’u arıyordu gözleri fakat yoktu. Sınıfta olmasını umut ederek koşar adımlarla sınıfa girdi. Ama karşılaştığı yokluk, minik yüreğini derin bir hüsrana boğmuştu. Anlaşılan bugün gelmediyse bundan sonra hiç gelmeyecekti. Sessiz ve yorgun adımlarla sırasına geçti ama bugün o sırada sadece Duru vardı. Gözleri ders başlayıncaya dek kapıda idi. En son öğretmenin gelmesi ile kapı kapandı ve öğretmenden sonra gelen kimse olmadı…
Dersi dinleyecek durumda değildi. Aklından bir türlü Göktuğ çıkmıyordu bu nedenle başını sıraya koyup uyumayı denedi ama işe yaramadı. Uyuyamıyordu. Göktuğ yanında olsa “Laz Kızı uyuma sakın! Öğretmen kızar yoksa.” deyip uğraşırdı. Ama yoktu, gelmiyordu işte…
Teneffüs zili çaldığında herkes bahçeye inmişti fakat Duru inmedi. Elif, Ela ve Ada yanına çoktan gelmişti. Ada, Duru’nun neden mutsuz olduğunu anlamış olacak ki hemen yanına oturup sıkıca sarılmıştı. Kendini daha fazla tutamayıp ağlamaya başladı. Son günlerde Duru sadece sevdiklerinin yanında ağlamaya başlamıştı. “Karayel! Hani biz asker olacaktık. Hani askerler ağlamazdı, sende ağlama ve güçlü ol. Toparla kendini lütfen.” Ada Duru için çok endişeleniyordu onu böyle güçsüz görmeye değil, deli dolu hareketlerine alışıktı. Böyle olunca eli kolu bağlanıyordu ve bu da Ada’yı çok üzüyordu. Duru biraz da olsa sakinleşmişti. Gün boyu bahçede çardağın altında oturup öylece etrafı izliyordu. Kendi arkadaşları ve Göktuğ’un arkadaşları yanına gelseler de yerinden hiç kıpırdamadı ve tüm günü öyle geçirdi.

__________________________________________

Dersleri bitmişti. Herkes evlere dağılırken gözü annesini arıyordu fakat annesi gelmemişti. Anlaşılan işleri bitmemişti ve Duru’yu almaya okula gelmeyecekti. Servise bindiğinde arka koltuğa oturup camdan dışarıyı seyretmeye başladı. Eve çoktan gelmişti. “Kolay gelsin Ramazan Amca! İyi akşamlar” dedi buruk bir gülümsemeyle. “Sağol küçük kızım da sen neden üzgünsün bugünlerde” dedi. “Göktuğ birşey mi söyledi?” diye sordu. “Olsa da söylese Ramazan Amca aylardır okula gelmez oldu” dedi başını öne eğerek. “Evet, fakındayım servise de binmiyor evlerinin önüne gittiğim de kimse çıkmıyor bile kapıya” derken sesinden Ramazan Amca’nın seside ilk kez bu kadar umutsuz gelmişti. Duru iyice endişelenmeye, korkmaya başlamıştı. “Sağol Ramazan Amca ben ineyim artık Pazartesi görüşürüz” deyip servisten indi. Duru eve ilerlerken servis yolda bir toz bulutu bırakarak ortadan kayboldu. Eve girer girmez koşar adımlarla odasına çıktı ardından da çantasını çalışma masasının kenarına atıp hızla yatağına girdi. “Neredesin Taş Kafa neredesin. Hem haber vermiyorsun hem de servise binmiyorsun” dedi titreyen sesiyle. Duru yatağına uzanmış, gözlerini tavana dikmişti. Ramazan Amca’nın serviste söyledikleri aklını bulandırıyordu sanki.

Evlerine gittiğimde bile kimse kapıya çıkmıyordu.

“Hayır… “ diye fısıldadı kendi kendine. “Bir şey oldu… Kesin bir şey oldu TaşKafa neredesin…”
Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Göktuğ'u düşünmekten zamanın nasıl geçtiğini anlayamadı. Aşağıdan kapının açılma sesi geldi muhtemelen annesi gelmişti, babası görevde olduğu için bir kaç haftadır evde değildi. Daha fazla dayanamayıp koşarak merdivenlerden indi. ”Anne!” diye seslendi telaşla. “Anne, bence Göktuğlara birşey oldu. Ramazan Amca da evlerine gittiğinde kapıya kimsenin çıkmadığını söyledi.” Meltem ile Haydar endişeyle birbirlerine baktılar. “Annecim, güzel kızım hemen kötü düşünme belki bi nedenleri vardır biz babanla Aylin Teyzeni arayıp neden gelmediğini öğreniriz” dedi ama kendi sesi bile telefonu birinin açacağından emin değildi ama kızının üzülmesine de dayanamıyordu. “Çok iyi olur anne. Arayalım o Taş Kafa benden büyük dayak yiyecek” dedi sinirle. Meltem ile Haydar salona geçti. Duru onlar gelene kadar çoktan salonda, koltuğa oturmuş bekliyordu. Haydar kızını kucağına alıp dizine oturttu. Meltem ise telefonunu cebinden çıkararak Aylin’i aramıştı. Çaldı… Çaldı… Çaldı… ve son kez Çaldı… Açan kimse olmuyordu. Telefondan çıkan tek ses

“Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin” sesinden başka birşey değildi. Kızını tedirgin etmemek için elinden geleni yapıyordu. “Telefonu açmıyor… Ama mesaj atalım, belki geri döner. ” dedi, sesi her geçen saniye dahada titriyordu.

Aylin, İyi akşamlar Duru Göktuğ’u merak etmiş okula neden gelmiyor? (17:38)

Müsait olduğun zaman beni geri arar mısın? (17.39)

“Mesaj attım. Geri döndüğü zaman neden okula gelmediğini öğreniriz annecim ama şimdi üzülme ve kendini toparla olurmu? dedi Meltem sesini düzelterek. “Tamam anne. Umarım Aylin Teyze geri döner” dedikten sonra babasının kucağında derin bir uykuya daldı. Ağlamaktan gözleri kızarmış hatta şişmişti. Haydar ses yapmadan sakince odasına götürüp yatağına yatırdı ve üzerini örttü. Kapıyı kapatıp aşağı Meltemin yanına indi. “Haydar, Ya Duru haklıysa. Birşey olduysa? “ dedi şaşkın bir şekilde. Normalde Haydar yeri göğü inleten bir adamdı ama şu an kızı için elinden birşey gelmemesi onu delirtiyordu. “Bilmiyorum hatun. Ama benim içim hiç rahat değil. Göktuğ okula gitmiyor, kapıya kimse çıkmıyor. Bunlar normal şeyler değil.” dedi. İkisi de iyice tedirgin olmaya başlamışlardı. Gerçekten birşey olmuş olabilir miydi? Yoksa bilerek olan bir şey mi?

Göktuğ’un aylardır okula gelmeyişi, Aylin’in aramalara cevap vermemesi hiç normal değildi. Ama Meltem ve Haydar bu işin peşini bırakmayacaklarına emindi.