Boş Sıra

Vaveyla Yazarı: Ekin Toklu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: Boş Sıra

Duru Koçarit – İzmir
“Asel kızım nasıl, iyi mi?” diye sordu Meltem, sesi titreyerek.
“Merak etme Meltem teyze, yavaş yavaş toparlamaya çalışıyor.”
Duru birkaç aydır hastanede kalıyordu. Her şey, anasınıfında tanışıp ilkokulda birbirlerine günümüz dilinde âşık oldukları çocuk Göktuğ’un aniden kaybolmasıyla başlamıştı.Genelde Duru bu tür konularda pek üzülmez, kafasına takmaz, vurdumduymaz bir yapısı vardı ve annesi gibi çoğu zaman “Elimi sallasam ellisi,” diyebilecek bir kızdı. Ta ki hayatına Göktuğ girene kadar…
Duru ve Göktuğ birbirlerine o kadar bağlanmışlardı ki yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi.Okulda yemeklerini paylaşır,teneffüslerde birlikte dolaşırlardı.Tabii ki kendilerinin de arkadaşları vardı fakat onların ilk tercihi her zaman birbirleriydi.
Duru’nun arkadaş grubu kendisiyle birlikte dört kişiydi: Duru, Ada, Elif ve Ela. Ada ile Duru bebeklikten beri arkadaştı. İlkokulda da yan yana olmaları onlar için mükemmel bir fırsattı.Göktuğ’un arkadaşları ise üç kişilik bir gruptu ve okulda kendilerine “Muhteşem Üçlü” adını vermişlerdi.Bu üçlü Göktuğ, Ayaz ve Toprak’tan oluşuyordu.Göktuğ her zaman kendi içine kapanık, sessiz bir çocuk olduğu için onun bir arkadaş grubunun olması bile birçok kişiyi şaşırtıyordu.
Okuldaki herkes Duru ve Göktuğ’un arkadaşlığının ne kadar güçlü olduğunu bilirdi. Fakat Göktuğ aniden ortadan kaybolmuştu.Bir sorun olabilir miydi?
Yoksa bilerek mi söylememişti?
Duru, her zaman olduğu gibi o gün de okula neşeli ve şen şakrak gelmişti. Sınıfın kapısının önünde durduğunda ilk yaptığı şey, Göktuğ’un gelip gelmediğini kontrol etmek oldu.
Sınıfa göz gezdirdiğinde sanki tüm hayatı bir anda solmuştu.Göktuğ okula gelmemiş miydi? Olacak iş değildi.Duru ve Göktuğ birbirlerini görmeden, haber vermeden yapamazlardı. Çünkü bu onlar için önemli bir altın kuraldı.Duru’nun sınıfa girmesiyle birlikte herkes ona bakakalmıştı. Ama küçük kızın gözleri yalnızca tek bir kişiyi arıyordu. Tam da tahmin ettiği gibi… Göktuğ sınıfta yoktu.Her sabah sınıfa girdiğinde, o kahverengi irisleri mutlaka onu bulurdu. Ama bugün bulamamıştı. Göktuğ’un gelmediğini fark eden o gözler, karanlık bir gecenin derinliği gibi kararmıştı.
Sınıfa onu bulma umuduyla girmişti ama bulamamıştı. Küçük ayaklarıyla hemen Ada’nın yanına koştu.
“Ada, Göktuğ nerede? Her zaman gelmeden bana haber verirdi ama bugün haber vermedi.”
Ne kadar merak ettiği yüzünden açıkça belliydi.
“Bilmiyorum, ben de görmedim. İstersen Toprak ile Ayaz’a sor, onlar biliyordur. Ne de olsa tencere kapak gibiler,” dedi Ada gülerek. Ama o da merak etmişti. Çünkü Göktuğ gelmeden önce mutlaka birine haber verirdi. Fakat bugün kimseye haber vermemişti.
Duru çantasını bile çıkarmadan hemen Toprak ile Ayaz’ın yanına koştu.
“Ula yangazlar! Göktuğ nerede, haberiniz var mı? Bana haber vermedi. Size bir şey söyledi mi?” dedi merakla.
“Biz de bilmiyoruz Koçarit.Bize de söylemedi ama hayvan gibi uyuyordur şimdi. Bugün gelmez, bekleme sen onu,” dedi Toprak, otuz iki diş sırıtıyordu.
“Çenenin yayını kıracağım Toprak! Az kaldı, sabır taşımla oynuyorsun bak,” dedi Duru sert bir bakış atarak.
Göktuğ’a kim olursa olsun laf edilmesinden hoşlanmıyordu. İçten içe laf atanları dövmek istiyordu. Çünkü Duru erkeksi bir yapıya sahipti, yaramazdı ama bir o kadar da güzeldi.
Okuldaki erkekler, ilkokulda olmalarına rağmen ona çiçekler getirir, küçücük yaşlarına bakmadan aşk mektupları yazarlardı. Ama çiçek getirdikleri kızın kalbi yalnızca tek bir kişiye aitti.
Henüz küçük oldukları için aşkın ne olduğunu bilmiyorlardı belki.Ama resmen aşkı biliyorlarmış gibi güçlü bir bağları vardı.

__________________________________________

Dersleri bitmek üzereydi.Duru bir an önce yarın olmasını beklerken derin düşüncelere dalmıştı ve zilin çaldığını fark etmedi.Herkes yavaş yavaş sınıftan ağır adımlarla çıkıyordu. “Merak etme Karayel” dedi Ada, Duru’nun omzuna hafifçe dokunarak. Duru’nun üzgün olduğunu anlayıp yanına gelmişti.”Yarın mutlaka gelir”dedikten sonra ağır adımlarla sınıftan çıktı. Duru, Ada’nın ”Karayel” dediğini duyunca az da olsa sakinleşmişti. Bu lakabı çok seviyordu. Üşengeç bir kız olduğu için sınıftan en son çıkmış, aşağı inmişti. Okuldan çıktığında annesi onu almaya gelmişti. Duru,annesinin onu almaya geldiğini görünce kaşlarını çattı,sanki “Ben kendim gelirim anne, artık büyüdüm” dercesine kararlı bir bakış fırlattı. Annesi kızının gözlerinden ne dediğini anlamış gibi “Benim için hala bir bebeksin küçük hanım” dedi gülerek ve burun kıvrımına hafif vurarak. Durunun üzgün olduğunu görünce hemen yüzü düştü ”Noldu benim minik fareme?” derken yüzünde ki merak ve üzüntü sanki tüm vücuduna yayılmıştı. “Göktuğ okula gelmedi ve kimseye haber vermemiş. Aylin Teyze sana birşey söyledi mi anne? “ küçük kız annesinden “Evet aradı” cevabını bekliyormuş gibi gözlerini annesinin tüm yüz hatlarında gezdirdi.

“Hayır söylemedi annecim, ne oldu ki?“

“Göktuğ bugün okula gelmedi anne belki Aylin Teyze sana söylemiştir diye sordum “ dedi daha çok üzülerek.
Aylin Teyzesi de birşey söylemediyse kesin birşey oldu diye geçirdi aklından.”Belki haber vermeyi unutmuştur annecim yarın gelirse sorarsın” dedi Meltem. Göktuğ’u o da biliyordu ki gelmeden önce mutlaka haber verirdi. Eve geldiklerinde onları Haydar karşıladı, karargahtan yeni gelmiş, yorulmuş ama bir o kadar da ailesini görmenin sevinci vardı yüzünde. Meltem, Duru’yu okuldan almaya gelirken evde değildi ve şimdi evdeydi.O halde okuldayken eve gelmiş olmalıydı. “Hoşgeldiniiizzz” diye uzatarak konuştu Haydar. Duru’yu üzgün görünce karısına

Neden üzgün bir sorun mu var?

bakışları atmış olacak ki Meltem bunu anlayıp başını hafifçe salladı.

“Göktuğ bugün okula gelmemiş,” dedi sesi beklediğinden daha kısık çıkarak.
Haydar kaşlarını çattı.
“Gelmedi mi? Belki hastadır,” dedi umursamaz görünmeye çalışsa da sesindeki tedirginlik gizlenemiyordu.
Duru, babasının sözlerine rağmen içindeki huzursuzluğu bastıramıyordu.
“Baba… o hiç haber vermeden gelmezdi,” diye mırıldandı.
Meltem kızının omzuna hafifçe dokundu.
“Belki yarın gelir,” dedi ama kendi sesi bile ona yeterince inandırıcı gelmemişti.
Evde kısa bir sessizlik oldu.
Sanki kimse konuşmak istemiyor, ama herkes aynı şeyi düşünüyordu.

Göktuğ’un gelmeyişi…
Normal değildi.

Evdeki sessizlik bir süre daha devam etti ve sonunda bu sessizliği bozan Haydar oldu. “Eee! Ben çok açım sabahtan beri sizi bekliyorum biraz daha yemek yemezsek sizi yiyeceğim” dedi Haydar sinirlenmiş gibi. Ortamı yumuşatmaya, kızını güldürmeye çalışmıştı ve gerçekten başarmıştı. Duru artık gülüyordu ve sanki Göktuğ’u unutmuştu. “Anne babam bizi yemeden önce yemek yesek iyi olur” dedi otuz iki diş sırıtarak. “Önce üzerini değiştirip ellerini yıka bakalım küçük hanım” dedi annesi. Duru göz devirerek odasına çıktı, annesinin ona “Küçük Hanım “ demesinden hoşlanmasa da Meltem inatla söylemeye devam ediyordu.“Sen gel bakayım hatun,” deyip belinden kavrayıp kendine çekti Haydar Meltem’i.
Meltem hafifçe güldü ama göz ucuyla merdivenlere baktı.
“Bırak şimdi, çocuk görecek,” diye fısıldadı, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessümle.
Haydar umursamazca omuz silkti.
“Görsün,” dedi kısık bir sesle. “Babası annesini seviyor, bunda utanacak ne var?”
Meltem başını iki yana salladı.
“Sen var ya… hiç değişmeyeceksin,” dedi ama sesinde kızgınlıktan çok alışılmış bir sıcaklık vardı.
Tam o sırada üst kattan Duru’nun dolap kapağını kapatma sesi duyuldu. “Bak geliyor işte beni bırakta masayı hazırlamama yardım et “ dedi Meltem gülerek. “Bir gün Duru’yu babaannesine bırakıp kardeş yapmayı teklif ediyorum, bak böyle canı sıkılıyor.” dedi Haydar duruşunu bozmadan, yüzünde hafif bir gülümsemeyle. “Sen önce bana yardım et sonra bakarız o konulara hayatım.” Meltem, Haydar’ın bu sözlerine utandığı için bakışlarını kaçırarak konuyu kapatmaya çalıştı.Duru aşağı inince yine ilk konu açan babası olmuştu.”Acaba diyorum ki yarın da tatilken Duru benimle poligona gelirmi? “ dedi sırıtarak. Meltemin yüzü gene düşmüştü ama bu seferlik kabul etmek zorunda kalmıştı çünkü minik faresi üzgündü.Duru heyecanla annesinden izin almak için gözlerinin içine parıldayan gözlerle bakıyordu. “Gidebilir miyim anne lütfen” dedi köpek yavrusu suratla. Durunun sürekli izin almak için yaptığı birşey olduğu için ikna edebiliyordu. Bu surata kimse hayır diyemezdi zaten.”Tamam gidebilirsiniz ama bir şartla”. Duru şartı dinlemeden hemen kabul etmişti.”Kız dur daha şartı söylemedim” dedi gülerek. “Çok dikkat ediyosun, babanın sözünden çıkmıyosun, Cahit abini de fazla yormuyosun anlaştık mı? “ Asker selamı vererek kabul ettiğini anlatmış oldu ve koşarak odasına çıktı. “Bak ben sana dedim bizim kız Asker olacak daha şimdiden hevesli vurmaya aynı babası “ dedi Haydar gururla. Meltem” Sen hiç anne terliği yemedin herhalde istermisin” demeye kalmadan Haydar oradan kaçmış ayakkabısını giyiyordu. “Duru sana emanet Haydar sakın yanından ayrılma”diye tembihledi kocasını. Haydar kafasıyla onaylarken çoktan inmişti. “Bu kızın ani hareketleri beni öldürecek vallahi”
“Korkma anne ölmezsin ben seni kurtarırım”
“Ona ne şüphe minik farem” dedi Meltem ve sonra yanaklarından öptü kızını.