7. bölüm · Geri Dönmeyen Çocukluk

Kayıplar Ve Acılar

Ekin Toklu

Duru Koçarit – İzmir

Duru birkaç haftadır hasta olduğundan okula gitmiyordu. Meltem ile Haydar ne kadar düzenli beslenmesi gerektiğini söyleseler de Duru dinlemiyor aksine iyice kendini çekiyordu. Göktuğ’un gelmeyişi Duru’yu çok sarsmıştı. Yatağında uzanıp tavana bakarken bir anda kolyesi aklına gelmişti. Yataktan fırlayıp aynanın karşısına geçmiş kolyesine bakıyordu. En son ki doğum günlerinde Göktuğ, asker olacağı için Duru’ya askeri tüfek figürlü kolye almıştı. O günden beri kolyeyi hiç çıkarmamış, her aklına geldiğinde kolyeye bakmıştı. “Neredesin Göktuğ? Bir kez, sadece bir kez nerede olduğunu bana söyleyebilsen keşke. Seni çok özledim” dedi kolyesini tutup ağlarken. Meltem mutfakta yemek yaparken Haydar da haberleri açmıştı. Amerikan mutfak olduğu için haberi Meltem de izleyebiliyordu. Televizyonun sesi salona yayılmıştı. Haydar kumandayı eline alıp kanalları değiştirirken bir anda ekranda kırmızı bir “Son Dakika” yazısı belirdi.Haydar’ın yüzündeki gülümseme yavaşca silindi. Haber Haydar ve Meltem’in dikkatini çekmiş olacak ki yukarıdan Duru’nun indiğini bile duymamışlardı. Sonra haber spikeri:
“İzmir-Mardin karayolunda meydana gelen trafik kazasında bir araç karşıdan gelen arabanın hızını alamaması sonucu bariyere çarptı. Araçta üç kişi olup bunların anne, baba ve çocuk olduğu belirlendi. Kimliği belirlenen on yaşında ki Göktuğ Karadağ’ın ağır yaralı olduğu bildirildi.” Duru o an yaşadığı şoktan dolayı hareket edemedi. “Ne?... “ dedi. Gözleri bir anda büyüdü. Sanki duyduğu kelimeler kulaklarında yankılanıyor, ama zihni onları kabul etmeyi reddediyordu. Nefesi düzensizleşti. “Hayır…” dedi titreyen sesiyle.”Hayır… Bu Göktuğ olamaz.” Kalbi göğsüne sığmıyor, kulaklarında sadece kendi nefesinin sesi yankılanıyordu. Bir adım geri attı. Boynundaki kolyeyi sıkıca kavramıştı. Meltem ile Haydar ona doğru koşarken Duru, daha fazla dayanamayıp yere yığıldı.

__________________________________________

Apar topar hastaneye gelmişlerdi. Duru’nun hala gözlerini açmaması, bekleyişi daha da ağırlaştırıyordu. Yakın akrabalarından olan Asel sürekli odasına gidip uyanıp uyanmadığını kontrol ediyordu. “Merak etme Meltem Teyze toparlamaya çalıyor elimden geleni yapacağım hiç şüpheniz olmasın” dedi. Onlar kadar o da üzülüyordu. “Bir sorun olursa beni çağırmayı unutmayın” deyip gitti. Meltem camdan kızını izliyordu. “Durum güzel kızım ne olur uyan bak biz burdayız. Lütfen o güzeli gözlerini aç buradan beraber gidelim.” dedi. Ağlamaktan gözleri kızarmıştı. Haydar'ın gözünün önünden kızının o an bayılması gitmiyordu. Normalde saçının tek teline zarar gelse dünyayı karşısına alacak Haydar, şimdi hiçbir şey yapamadan hastane koltuğunda oturuyordu. Meltem kocasının yanına oturup başını omzuna koymuştu. “Kızımız iyi olacak mı Haydar?” dedi titreyen sesiyle. “Olacak hatun… Olacak. Tekrar ayaklanacak, evde koşup eğlenecek” dedi ve karısının başına bir buse kondurdu. Asel laboratuvarda Duru’ nun sonuçlarına bakıyordu. Gördüğü sonuçlar pek de iç açıcı değildi. Haftalardır yemek yemediği için ٭pnömoni olmuştu. Birkaç gün hastanede kalıp tedavi görmesi gerekiyordu. Elinde sonuçlar ile birlikte Meltem ile Haydar’ın yanına geldi. Aseli gördüklerinde ikisi de ayaklanmış kızları için iyi haber bekliyorlardı. “Meltem Teyze… Haydar Amca… sizlere söylemem gereken bir şey var ama sakin olun lütfen” derken kendisi de söylemeye korkuyordu. “Bir şey oldu…. Kızıma bir şey oldu ne oldu? “ dedi Meltem ardı ardına soru sorarak. “Asel kötü bir şeyi yok değil mi kızımın? “ dedi Haydar. Asel daha fazla dayanamayıp direk söylemeyi seçti. “Duru uzun süre düzenli beslenmediği için bağışıklığı düşmüş. Bu nedenle zatürre’ye yakalanmış. Birkaç gün tedavi altında tutulacak. Ümidinizi kaybetmeyin. Elimden gelen her şeyi yapacağım. Duru’yu da yakından takip edeceğim” dedi Meltem’in omzuna dokunarak. “Çok teşekkür ederiz canım iyi ki varsın” dedi Meltem de. Haydar şoka girmiş gibi yerine geri oturdu. Titreyen sesiyle Duru’nun en sevdiği türküyü söylemeye başladı.

٭”Değmen benim gamlı, yaslı gönlüme
Değmen benim gamlı, yaslı gönlüme

Her mısrada sesi biraz daha çatlıyor, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Meltem ise başını kocasının omzuna yaslamış, hıçkırıklarını tutmaya çalışıyordu. Hastane odasının sessizliğini yalnızca Haydar’ın titrek sesi dolduruyordu. Dakikalar sonra Duru’nun serçe parmağı hareket etmişti. Sanki babasının söylediği türküyü duymuş gelmesi gerektiğini hissetmişti. Küçük kızın, gözlerini araladığını ilk fark eden Meltem olmuştu. “Duru! Güzel kızım uyandı. Şükürler olsun” dedi gözlerindeki yaşlarla. Haydar Asel’i çağırmış ardından hızla kızının yanına gitmişti. Asel geldiğinde Duru gözlerini tamamen açmıştı. Etrafına sessizce bakıyor,tek kelime etmiyordu. “Çekilin bir bakalım minik kızımız iyimiymiş.” dedi gülümseyerek. “Duru, canım iyi misin. Bir yerinde ağrı var mı? “ dedi kontrol ettikten sonra. “O haber… O haber doğru muydu? Göktuğ… Göktuğ nerede iyi değil mi? “ dedi ard arda. Odadaki herkes bir an sustu. Hiç kimse Duru’nun gözlerinin içine bakıp gerçeği söyleyecek cesareti bulamıyordu. Asel derin bir nefes aldı. Önce Meltem’e sonra ise Haydar’a baktı. Kısık sesle “Duru, canım… Televizyonda ki haber… doğru “ diyebildi sadece. Duru’nun gözleri dolmaya başlamıştı çoktan. “Hayır… Hayır olamaz. Bana söz verdi… Gitmeyeceğim dedi gidemez!” Tam o sırada kapı yavaşça açıldı gelen Ada idi. Duru’yu görür görmez gözyaşlarına hakim olamadı. Bir an bile beklemeden yatağının yanına koştu.
“Duru… “
Duru, Ada’nın sesini duyar duymaz bütün gücünü kaybetti. Kollarını arkadaşına uzattı. Sadece “Ada… “ diyebildi. Ada ona sıkıca sarıldı. Duru, aylardır içine attığı acıyı artık tutamadı. Ada’nın omzuna kapanık hıçkırarak ağlamaya başladı. “Gitmiş Ada… Göktuğ sözünü tutmayıp gitmiş… “ Ada da ağlıyordu. Duru’nun saçlarını okşarken sadece, “Merak etme. Ben buradayım. “ diyebildi. Odada ki herkes iki arkadaşı ağlayarak izliyordu. Göktuğ’un gidi başta Duru’yu, ardından da herkesi sarsmıştı. Asel, Meltem ve Haydar odadan çıkmış sadece iki arkadaş kalmıştı. Duru’nun bu durumda en çok Adasına, çocukluğuna ihtiyacı vardı. Küçük kız arkadaşının dizine yatmış, Ada ise saçlarını okşamaya devam etmişti. Geçen saatlerin ardından Duru zorlukla uykuya dalmıştı. Onu yatırdıktan sonra Ada odadan çıkmıştı. Haydar anında yerinden fırlayıp “Ada, kızım Duru iyi mi nasıl oldu? “ diye sordu hızla. “Hiç iyi değil Haydar Amca. Zor uyudu bende yatırıp dinlensin diye odadan çıktım.” Meltem bunu duyunca ağlayarak Zeynep’e sarılmıştı. Zeynep; Duru’yu kendi kızından ayırmayan nadir insanlardan biriydi. Onun gözyaşına yıllardır dayanamamış, her düştüğünde ilk koşanlardan biri olmuştu. Şimdi ise küçük kızın yaşadığı acıyı izlemek, onun için de tarif edilemez bir çaresizlikti. Arkadaşı Meltem’e destek olmak için de hastaneye gelmişti. Adanın babası Murat, Haydar’ın yalnıza dostu değil, adeta kardeşi gibiydi. Hastane koridorunda arkadaşının gözlerindeki çaresizliği görünce boğazı düğümlendi. Güçlü durmaya çalışıyor, ama gözlerinden süzülen yaşlara engel olamıyordu. Sessizce Haydar’ın omzuna dokundu. Bazen hiçbir söz, o dokunuş kadar anlamlı olamazdı.

__________________________________________

Duru haftalardır hastanedeydi ve düzenli besleniyordu. Artık tamamen iyileşmişti. Taburcu olma günü gelmişti. Haydar gerekli işlemleri yaparken Meltem kızını giyinmesine yardım ediyordu. “Kendim giyerim ben anne, bebek değilim artık” dedi hafif tebessüm ederek. “Benim için hâlâ bir bebeksin küçük hanım” dedi annesi de gülerek. “Bensiz ne bu neşe hanımlar. Çok kırıldım ama” dedi Haydar kollarını bağlayıp. “Anne babam bize kırılmış onu da aramıza alalım mı? “ dedi kıkırdayarak. “Alalım bari acıdım” dedi annesi de gülerek. “İyiliğiniz için teşekkürlerimi sunuyorum ama biraz daha yemek yemezsek bu iki güzel hanfendiyi yemek zorunda kalacağım” diyerek kızına doğru yürüyüp onu sımsıkı kucağına aldı. Hastaneden çıktıktan sonra eve gelmişlerdi. Duru “Ben üzerimi değiştirip geliyorum.” deyip merdivenlere yöneldi. “Gelmemi ister misin annecim? “ dedi Meltem. “İyiyim ben anne merak etme. Siz de üzerinizi değiştirin benim yüzümden yoruldunuz yeterince” dedikten sonra odasına gelmişti. Üzerini değiştirip aynanın karşısına geçti. Eliyle kolyesini kavradı. “Söz vermiştin… Gitmeyeceğim demiştin ama gittin. “ dedi ve kolyesini boynundan çıkarıp anı kutusuna koydu. “Umarım bir gün karşıma çıkarsın Taş Kafa. Ama çıktığın an seni kendi ellerimle ben öldüreceğim. Kendime sözüm olsun. “ dedi sinirle.

Onu görünce elin ayağına dolaşıyordu Duru. Bence bozacağın sözleri verme tatlım.

“Aman sana ne, sen karışma işime” dedi sinirle. Sanki iç sesiyle konuşuyor gibiydi. Aşağıdan annesinin onu çağırdığını duydu. “Geliyorum anne!“ deyip son kez aynadan kendine baktı ve aşağı indi. “Enfes kokuyor Sultanım. Ellerine sağlık.” dedi annesinin yanağından öperek. Babasının onlara kıskanmış gibi baktığını görünce yanına gidip onun da yanağından öptü. Meltem ile Haydar kızlarını son günlerde böyle görmeye alışık değildi ama güldüğü için onlarda mutluydu. Meltem, Duru’nun kolyesini çıkardığını fark etmişti ama tekrardan kötü olmasından korktuğu için sormaya cesaret edemedi. Haydar konuyu dağıtmak için konuşacak bir konu bulmuştu. “Ee, Duru Hanım… askerliğini ilk nerede yapmak isterdin bakalım? ” diye sordu.
Duru hiç düşünmeden cevap verdi.
“Yeter ki o hainlerle karşılaşayım baba. Neresi olursa olsun giderim. Ama illa bir yer seçecek olsam Hakkâri’nin sarp dağlarında görev yapmak isterdim” dedi gururla. Gözlerinde çocuk yaşına rağmen tarif edilemeyen bir kararlılık vardı. “İşte benim kızım! Aferin sana” dedi Haydar kızıyla gurur duyarak.
“Gördün mü hatun? Sana demiştim kızımız asker olacak diye”
“Gördüm, gördüm. Ne yapalım, bu kızı kararından vazgeçiremeyeceğim anlaşıldı.” dedi Meltem göz devirerek. Duru ise annesine marş ile cevap verdi. “Kader böyle imiş ey garip ana. Kanım feda olsun güzel vatana.” Haydar, kızına bakarken gözleri doldu. O an ilk kez, karşısında yalnızca küçük kızı değil; geleceğin askerini gördüğünü hissetti. “Allahım! Başıma birdiler iki oldular. Ne yapacağım ben sizinle” dedi isyan eder gibi ama bir o kadar da kocası gibi kızıyla gurur duyuyordu. “Hadi yemeğini ye soğutmadan küçük asker. Önce yemek yiyip büyü ki güçlü bir asker ol.” dedi gülerek. Duru annesinden onay aldığı için mutlu bir şekilde yemeğini yiyordu. Duru yemek yerken Haydar ile Meltem birbirlerine küçük bir bakış attılar. O an bunun sadece çocukça kurulmuş bir hayal olduğunu düşünüyorlardı. Oysa kader, Duru için çoktan kendi yolunu çizmişti. Babası kızının ileride acımasız bir asker olacağını hissediyordu. Ama annesi Duru’nun babasının hissinden daha acımasız ve tüm düşmanların korkulu rüyası olacağını bilmiyordu.