Güvenin Adı: Taş Kafa

Vaveyla Yazarı: Ekin Toklu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: Güvenin Adı: Taş Kafa

21 Nisan 2013 - İzmir
Duru Koçarit

Duru ile Göktuğ üç yıldır arkadaştılar. Başlarda Göktuğ’a güvenmeyen Duru,zamanla onun en yakın arkadaşı olmuştu.Artık her teneffüste birlikte dolaşıyor,birbirleri ile takılmadan bir günlerini bile geçirmiyorlardı. Okulda Göktuğların maçı vardı. “Bugün maçım var geleceksin değil mi Laz Kızı?” dedi neşeyle. Birbirlerine güvenmeye başladıklarından beri Göktuğ Duru’ya “Laz Kızı” diyordu. Ne kadar sinirlense de, bu lakabı ondan duymak içten içe hoşuna gidiyordu. ”Düşüneceğim Taş Kafa” dedi kollarını bağlayarak. Göktuğ bir an durup kaşını kaldırdı. “Taş Kafa mı?” Duru gülümsemesini saklamaya çalıştı. “Evet hem öylesin hem de sana çok yakıştı.” Göktuğ da gülerek “Sevdim bu lakabı. Anlaştık o zaman Laz Kızı.”
O günden sonra artık Göktuğ onun için hep Laz Kızı, Duru da onun için hep Taş Kafa olacaktı. Bahçeye indiklerinde herkes kendince oyunlar oynayıp gülüşüyorlardı. Onlar için o gün sanki diğer günlerden farklı ve mutlu geçiyordu. Kimseye bağlı kalmayan Duru ilk kez sanki Göktuğ’a bağlanıyor gibiydi. Onu görmeden yapamıyor, sabahları aynı servise binmek için erkenden kalkıyordu. Onu Göktuğ’a çeken birşey vardı ama bu onu bilmiyordu. Duru onun duruşuna dalıp gitmişken ilk konuşmayı Göktuğ başlattı. “Bu akşam bizim evin yakınındaki parkta Kağıt Helva yiyelim mi Laz Kızı ne dersin? dedi yüzünde ki gülümsemeyle. “Olur TaşKafa gelirim ama annemler izin verirse gelirim” dedi Duru da. “O zaman geliyorsun anlaştık. Hem sana sürprizim var bence gelmelisin” dedi Göktuğ Duru'yu ikna etmek için. Geleceğini biliyordu konu sürpriz ise Duru kesin gelirdi çünkü sürprizlere bayılırdı. “Benim sürprizleri çok sevdiğimi biliyorsun Taş Kafa. Kesinlikle geliyorum” dedi gülerek. Göktuğ meraklı bir yüz ifadesiyle Duru’ya döndü.

“Sen büyüyünce ne olacaksın Laz Kızı?”
“Vatanını canı pahasına koruyan bir Asker”
“Peki sen ne olacaksın Taş Kafa?”
“Adaleti sağlayan bir Savcı olacağım.” dedi hayallere dalarak. İkisinin de ayrı meslek hayalleri vardı. Onlar mesleklerinden ve hayallerinden bahsederken çoktan zil çalmıştı. Derste ikisinin de yüzünden gülücükler eksik olmuyordu. Duru öğretmenini izleyip dersi dinlerken Göktuğ da onu izliyordu. Sanki gözlerini ondan alamıyordu. Duru’nun diğer kızlardan farklı,daha cesur bir duruşu vardı. Ama Göktuğ için bunun bir önemi yoktu. Dersleri sona ermiş zil çalmıştı. İkisi de beraber sınıftan çıkıp servise bindiler. Duru ve göktuğ yan yana arka koltuğa önlerine de sırasıyla Ada, Elif, Ela, Toprak ve Ayaz oturmuştu. Ayaz ikisine bakıp “ Sizin doğum günleriniz nasıl aynı gün olabilir ya?“ dedi merakla. “Bizde bilmiyoruz yangaz, kendimiz seçmedik ki” dedi Duru da şiveyle. Ada araya girerek “Siz bakmayın bu uşağa. Bugün sizin doğum gününüz iyi ki doğdunuz canlarım” dedi ve sırasıyla diğer arkadaşları da doğum günlerini kutladı. Eve ilk gelen Duru olmuştu. “Akşam görüşürüz Laz Kızı” dedi el sallayarak. Duru da “Görüşürüz Taş Kafa” deyip servisten indi. Arkasına bile bakmadan kapıya koştu. Servis çoktan ardında toz bulutu bırakarak ilerlemişti. Kapıyı bu kez Haydar açmıştı. “Doğum günü kızı gelmiş. Annesi gel de şu güzelliğe bak” dedi Haydar neşeyle. Meltem kocasının sesiyle birlikte elinde pastayla mutfaktan çıkıp yanlarına geldi. “Unutmamışsınız” dedi gözleri dolarken. “Bir tane prensesimiz var neden unutalım küçük hanım” dedi anneside. “Sizi çok seviyorum. İyi ki benim ailemsiniz” deyip sırayla annesine ve babasına sarıldı. “Mumlar eriyor. Önce dilek tut sonra üfle bakalım” dedi Haydar. Ne dileyeceğini biliyorlardı tabii ki Göktuğ ile ilgiliydi. O gün, Duru’nun hayatındaki en mutlu günlerden biriydi. Ailesiyle akşama kadar eğlenip pasta yediler. “Anne! Ben çıkıyorum Göktuğ ile parka gidicez” dedi Duru aşağı inerken. “Tamam kızım ama dikkat et fazla geç kalma” dedi Meltem mutfaktan yükselen sesiyle. Göktuğ için yeni aldığı mavi elbisesini giymişti ve odasından hediyesini almayı unutmamıştı. Göktuğ her zamanki gibi erken gelmiş, parkta Duru’yu bekliyordu. Bir anda iki elin gözlerini kapatmasıyla irkildi. “Bil bakalım ben kimim?” dedi kendini gizlemeye çalışarak. “Tabii ki Laz Kızı” dedi gülerek. “Aferin, Taş Kafa! Bilmeseydin benden çekeceğin vardı” diyerek yanına geldi. Göktuğ Duru’yu görünce bir an dona kaldı. “Eee! Nasıl olmuşum Taş Kafa, bir şey demeyecek misin?” dedi merakla. “Prensesler gibi olmuşsun… Hatta Kül Kedisi gibi olmuşsun” derken kendini tutamayıp bir kahkaha patlatmıştı. “Seni parçalarım, Taş Kafa! Gel buraya” dedi sinirle. Duru Göktuğ’u kovalarken çok yorulduğu için pes etmişti. “Tamam, dur yoruldum.”
“Çabuk pes ettin Laz Kızı. Hadi gel şurada kağıt helvacı var.” dedi seyyar satıcıyı göstererek. Seyyar satıcının yanına geldiklerinde kulağa hoş gelen bir şarkı çalıyordu. “Sıtkı Abi, iki tane kağıt helva alabilir miyim?” dedi cebinden para çıkararak. Sıtkı Duru’yu yanında görünce ikisinin de doğum günü olduğunu hatırladı. “Bu seferlik benden olsun Deli Oğlan.” dedi gülümsemeyle. “Olmaz Abi! Al lütfen” dedi ısrarla elini uzatıyordu. “Ulan Deli Oğlan, beni deli etme. Parayı cebine koy. Bugün ikinizin de doğum günü. Bu helvalar benden olsun.” deyip iki kağıt helvayı da Göktuğ’un eline tutuşturdu. Birini Duru’ya uzatıp sahile indiler. ”Eee! Taş Kafa neden geldik buraya?” dedi bilmezden gelip. Göktuğ bir anda cebinden pembe renkli ve yıldızlı bir hediye paketi çıkarıp uzattı. “Bu sana takıları çok sevdiğin için böyle bir şey almak istedim umarım beğenirsin” dedi. Utancından başını kaldıramıyordu bile. Duru paketi açtığında içinden adının yazılı olduğu bir künye çıkmıştı. “Sana mesleğini sorduğumda bana asker olacağım demiştin bende sana bunu yakıştırdım ve aldım Laz Kızı” dedi Göktuğ. “Çok beğendim tabii ki Taş Kafa. Beğenmez olur muyum” dedi gözleri dolarken. Duru da çantasından çıkardığı mavi yıldızlı hediye paketini Göktuğ’a uzattı. “Al bakalım bu da benim hediyem umarım beğenirsin. Sen takı sevmiyorsun ama bana alacağın hediyeyi tahmin ettiğim için bende sana kolye aldım.” dedi. Göktuğ paketi açtığında içinden Adalet Terazisi figürlü bir kolye çıktı. Kolyeyi görünce yüzü aydınlandı. “Bu, bu çok güzel Laz kızı. Çok teşekkür ederim” deyip Duru’ya sarıldı. Duru da ona sarılmıştı. Bir süre sonra sarılmayı bırakıp geri çekildiklerinde ikisi de aynı anda

“İyi ki doğdun Laz Kızı”
“İyi ki doğdun Taş Kafa”

Dediklerinde kahkahaya boğulmuşlardı. O akşam onlar için unutulmaz bir gündü. Ortam bir an sessizleşince seyyar satıcının radyosundan çalan şarkı sözlerine kulak vermiş dinliyorlardı.

“Belki durup dururken yanına gelince
Söylediklerimi anlamsız buldun
Oysa vakit yoktu, ama sen haklıydın
Çünkü böyle şeyler aceleye gelmezdi

Yalandan da olsa
Ne güzel güldün o akşam bana”
Radyoda çalan şarkıyı ikisi de çok sevmişti. Göktuğ elindeki kağıt helvaya bakıp gülümsedi.
“Ne güzel şarkıymış… “
Duru’ya döndüğünde başını ritme göre hafifçe salladı.
“Bence de… “
Göktuğ bir an durup gülümsedi.
“Bu bizim şarkımız olsun mu, Laz Kızı? “
Duru hiç düşünmeden başını salladı.
“Olsun Taş Kafa. Ne zaman ve nerede olursak olalım bu şarkıyı duysak birbirimizi hatırlayalım. Ve bu kolyeleri boynumuzdan asla çıkarmayalım
söz mü? “ dedi Duru ve serçe parmağını uzattı. Göktuğ da serçe parmağını uzatarak “Söz Laz Kızı. Nerede olursak olalım, şartlar ne olursa olsun asla kolyeyi çıkarmak ve birbirimizi unutmak yok.“ O akşam, farkında olmadan birbirlerine verdikleri sözden sonra, Göktuğ’un dünyası Duru ile başlayacak; Duru’nun dünyası ise Göktuğ ile anlam bulacaktı.