18. bölüm / 23
Geri Dönmeyen ÇocuklukGeçmişin İzleri
Bölümler 23Şu an: Geçmişin İzleri
- 1 1. Bölüm816 kelime
- 2 2. Bölüm524 kelime
- 3 Boş Sıra1.250 kelime
- 4 İlk Gün, İlk Dost2.663 kelime
- 5 Babamın İzinde: İlk Kurşun1.650 kelime
- 6 Güvenin Adı: Taş Kafa1.075 kelime
- 7 Kayıplar Ve Acılar1.459 kelime
- 8 Son Yolculuk1.515 kelime
- 9 Son Hatırlanan Şey1.287 kelime
- 10 Yıllar Sonra, Aynı Gökyüzünün Altında1.562 kelime
- 11 Hatırlıyor Gibiyim926 kelime
- 12 Timdeki Nişancı895 kelime
- 13 Eski Dosyalar856 kelime
- 14 Eski Bir Fotoğraf940 kelime
- 15 İlk Görev1.344 kelime
- 16 Savaşın Ortasında1.349 kelime
- 17 Hatırlanan Fotoğraf1.228 kelime
- 18 Geçmişin İzleri1.341 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 Son Kapı870 kelime
- 20 Gölge Birlikte1.100 kelime
- 21 Geçmişin Sesi784 kelime
- 22 Görev Yeri: Hakkâri743 kelime
- 23 Geçmişin Peşinde1.021 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Duru Koçarit – Ankara
“Geçmiş, insanın peşini bırakmıyordu. Duru ne kadar kaçarsa kaçsın, o hep bir yerlerde izlerini bırakıyordu.”
Duru karargâha geldiğinde neye uğradığını şaşırmış gibiydi. Göktuğ’un öldüğünü sanarken bu akşam aynı masada oturduğu kişi Göktuğ olabilir miydi? Hem adı Göktuğ, hem de savcıydı. Bu mümkün olabilir miydi? Olanların şoku hâlâ üzerindeydi. Kıyafetlerini bile çıkarmadan yatağına uzanıp ağlamaya başladı. Ada, Duru’nun hıçkırıkları ile uyanmıştı.
“Karayelim…”
Yatağın kenarına oturup ona baktı.
“İyi değilsin”
Duru yüzünü yastığa gömdü.
“İyiyim”
Ada başını iki yana salladı.
“Yalan söyleme. Seni tanıyorum”
Duru sessiz kaldı.
Ada birkaç saniye bekledi. Duru’nun yıllardır en zor anlarında bile ağladığını görmemişti.
“Bu akşam olanlarla mı ilgili?”
Duru gözlerini kapattı.
“Bir insanın öldüğünü sanırsın Ballı Turtam.
Yıllar sonra karşına çıkar.
Ada ne demek istediğini anlamamıştı.
“Kimden bahsediyorsun?”
Duru, derin bir nefes aldı.
“Ölmemiş olabilir mi?”
Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu.
Ada ilk defa Duru’nun sesinde bu kadar kırgınlık duyuyordu.
“Anlatmak ister misin?”
Duru, tavana baktı.
Gözlerinin önüne eski bir sokak, çocuk sesleri ve yıllardır unutamadığı bir yüz geldi.
“Ölmemiş olabilir Ada, Göktuğ yaşıyor olabilir”
Ada sonunda anlamıştı. Göktuğ’dan bahsediyordu.
“Ölmese bile burada değil Karayelim. Unut artık onu kendine acı çektirme”
“Ölmedi ve burada, Ballı Turtam. Bizim savcının ismi Göktuğ. Boynunda da yıllar önce benim verdiğim kolye var”
Ada duydukları karşısında birkaç saniye konuşamadı. Demek Duru’nun yıllar önce öldüğünü sandığı Göktuğ gerçekten yaşıyordu. Üstelik hemen yanı başlarındaydı.
“Bir dakika…” dedi Ada, sesi şaşkınlıktan titreyerek.
“Senin yıllardır öldüğünü sandığın Göktuğ yaşıyor muymuş?”
Duru başını yavaşça salladı.
Ada’nın zihninde tek bir soru vardı:
Duru ve Göktuğ gerçekten aynı çatı altında olabilir miydi?
Duru hâlâ üzgündü. Ada ise ne yapacağını bilmiyordu. Birkaç saniye boyunca ikisi de konuşmadı.
“Duru... “ dedi Ada sonunda. “Peki şimdi ne olacak”
Duru gözlerini ondan kaçırdı.
“Bilmiyorum”
“Onunla konuşacak mısın?”
Duru bu kez başını kaldırıp Ada’ya baktı.
“Hayır”
Ada kaşlarını çattı.
“Ama yıllardır öldüğünü sandığın biri karşında. Hiçbir şey söylemeden geçip gidebilecek misin?”
Duru derin bir nefes aldı.
“Bilemiyorum Ballı Turtam. Eğer gerçekten o Göktuğ ise geçmişim geri geldi”
Sesi gittikçe kısıldı.
“Ben o geçmişe geri dönmek istemiyorum”
Ada, Duru’nun yüzüne baktı. İlk defa arkadaşının geçmişinde yaşadıklarının ne kadar büyük bir şey olduğunu anlamıştı.
“Peki gerçekten o Göktuğ ise? Ve seni hatırlarsa?”
Duru, birkaç saniye sustu.
“Asıl korktuğum şey de bu”
Ada arkadaşını her gördüğünde kendini gittikçe çaresiz hissediyordu. Ama küçükken kendine verdiği sözü tutacak, her daim yanında olacaktı.
____________________꧁꧂_____________________
Güneş doğmaya başlamıştı. Duru dün akşam yaşadıklarından sonra bir hayli yorgun düşmüş uyuyakalmıştı. Uyandığında saat altıyı beş dakika geçmişti. Hızla yatağından kalkıp kıyafetlerini giydi. Askeriyenin koridorlarında gezerken telefonu çaldı. Ekranda annesi belirmişti. Görünce hemen açıp kulağına götürdü.
“Alo anne”
“Günaydın minik farem, uyandırdım mı seni?”
“Yok, uyanmıştım zaten”
Meltem birkaç saniye sustu.
“Sesin garip geliyor. Bir şey mi oldu?
Gözlerini kaçırıp koridorun sonuna baktı.
“Bir şey olmadı anne. Yeni uyandım ya ondandır”
“Duru, sen bana ne zaman bir şey olmadı desen, kesin bir şey olmuştur”
İstemeden gülümsedi. Annesi Duru’yu herkesten iyi tanıyordu.
“Gerçekten bir şey yok. Sadece dün gece biraz zor geçti”
“İstersen anlatabilirsin annecim biliyorsun değil mi?”
Bir an cevap veremedi.
Göktuğ dedi içinden.
İsmini bile söylemek istemiyordu. Çünkü o bir isim değildi. Yıllardır kapattığını sandığı bir kapının yeniden açılışıydı.
“Anne…” dedi sonunda. “Sana bir şey sorsam kızar mısın?”
“Ne oldu minik farem?”
“Çocukluğumla ilgili… bilmem gereken bir şey var mı?”
Meltem’in sesi bir anlığına telefonda kayboldu.
“Yok annem. Ne bileceksin ki?” dedi titreyen sesiyle. Kızının yaşadıklarının tekrar yaşanmasından korkuyor gibiydi.
“Hiç. Öylesine sordum anne” dedi.
Sesi gittikçe kısılıyordu.
O anda kantinci Duru’nun yanına gelip çay uzattı.
“Çay ister misiniz komutanım?
“Sağolasın Bayındır. Sonra alırım çayını” dedikten sonra kantinci selam verip yanından geçip gitti.
“Ben kapatıyorum annecim Albayın yanına gideceğim seni seviyorum”
“Bende seni seviyorum güzel kızım”
Duru telefonu kapatıp cebine attıktan sonra eğitim için bahçeye inmişti. Bahçeye her adım attığında göğsünde bir ağrı hissediyordu. Göktuğ ile karşılaşmamayı umuyordu ki bahçede Ferhat Albay’ın yanında kusursuz siyah takım elbisesi beyaz gömleği ve pürüzsüz kravatıyla tam yanında duruyordu. Ferhat Albay sinirli şekilde Duru’yu bekliyordu.
Göktuğ’a bakmadan yanından geçip Albay’ın yanına gelip selam verdi.
“Geç kaldığım için özür dilerim komutanım. Böyle bir şey bir daha yaşanmayacak”
Ferhat Albay ciddi duruşunu bozmadan devam etti.
“Burası askeriye Duru Hanım. Kafana göre istediğin saatte kalkıp gezebileceğin yer değil”
Duru başını öne eğdi.
“Haklısınız komutanım”
“Haklı olduğumu bilmen güzel. Çünkü burada yaptığın her şeyin bir karşılığı var”
Duru sessiz kalmaya devam etti. Gözleri istemsizce birkaç metre ötede duran Göktuğ’a kaydı. Onunla göz göze gelmemek için hemen bakışlarını başka yöne çevirdi.
Ferhat Albay bunu fark etmiş olacak ki kısa bir süre Göktuğ’a baktı. Ardından Duru’ya döndü.
“Bugün eğitimden sonra odama geleceksin. Seninle ayrı konuşacağız”
Duru’nun kaşları hafifçe çatıldı.
“Benimle mi komutanım?”
“Evet. Bir sorun mu var?”
“Yok komutanım. Estağfurullah ne sorunum olacak”
“Bencede olmasın”
Albay arkasını dönüp birkaç adım uzaklaştı. Duru derin bir nefes aldı. Tam rahatladığını düşündüğü anda arkasından bir ses ona seslendi.
“Duru Komutanım”
Göktuğ’du.
Duru gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı ve ciddi duruşuna geçti.
“Ne var Savcı?” derken ellerini arkasında birleştirdi.
“Gerçeklerden kaçacak mısın?”
Duru sinirle Göktuğ’a doğru bir adım attı.
“Öncelikle bana sen değil siz diye hitap edeceksin. Karşında komutanın var senin!”
Bir adım daha attı.
“Ayrıca benim gerçeklerim seni hiç ilgilendirmez. Şimdi yürü git, eğitimimi bölme. Bir daha da geçmişimle ilgili karşıma gelme. Yoksa seni bozuk para gibi harcarım”
Göktuğ birkaç saniye Duru’nun gözlerinin içine baktı.
“Emredersiniz komutanım”
Duru daha fazla dinlemeyip timinin yanına ilerlerken dişlerini sıktı.
“Ama bir gün anlatmasanız bile bazı gerçekler insanın karşısına kendiliğinden çıkar komutanım”
Duru birkaç adım uzaklaştıktan sonra durdu ve yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Savcı”
Göktuğ Duru’dan gözlerini çekmeden cevap verdi.
“Buyurun komutanım?”
“Bir daha geçmişim ile ilgili konuşmaya kalkma!”
“Emredersiniz”
Duru, timin yanına geldiğinde sinirlerine hakim olmakta zorlanıyordu. Yanına gelen kim olursa olsun, biraz daha konuşursa patlayacak gibiydi.
Pars Duru’yu görünce hemen yanına geldi.
“İyi misiniz komutanım? Sinirli gördüm sizi”
“Pars sesini kes yoksa çıkacak sesin kalmayacak”
Pars ilk defa Duru’dan korkmuştu. Fakat nedense susmak yerine konuşmaya devam ediyordu”
“Komutanım isterseniz size papatya çayı yapayım. Sinirlerinize iyi gelir ne dersiniz?”
“Oğlum sussana amına koyayim. Sesunun yayini sikeceğum şimdi görecesun papatyayi da çayi da”
Pars şaşkına dönmüştü. Komutanının ilk defa şiveli konuştuğunu görüyordu. Herkes Ada’ya baktığında hepsinin zihninde aynı soru vardı.
“Çok sinirli olduğunda şivesi kayıyor. Siz siz olun, şivesi kaydığında yanına yaklaşıp soru sormayın”
Pars başını salladı.
“Tamam komutanım, bir daha papatya çayı teklif etmiyorum”
Duru gözlerini kıstı.
“İyi edersun”
Pars, Ada’ya doğru eğilip fısıldadı.
“Şivesi daha da mı arttı?”
Ada gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
“Pars duyuyorum. Sana ceza yüz kere şınav çekecesun bizim eğitimimiz bitene kadar”
Pars daha şınav çekmeye başlamadan yorulmuş gibi Duru’ya bakıyordu.
“Ama komutanım ben bir şey demedim ki”
“İki yüz oldi Pars bence daha fazla konuşma”
Pars anında sustu. Sadece
“Emredersiniz komutanım” diyebildi.
____________________꧁꧂_____________________
Duru ve timinin eğitimi bittiğinde herkes yorulmuştu. Yarın onlar için büyük bir gündü. Uzun eğitimlerin ve uzun uğraşların sonucunda hepsi birer rütbeli asker olacak ve ilk görev yerlerine gidecekti. Bugün belki de birbirlerini son görüşleri bile olabilirdi. “Toplanın gençler. Bugünlük bu kadar yeter”
Albay’ın sesiyle herkes yaptığı işi bırakıp yavaşça onun etrafında toplandı. Yorgunluktan nefes nefese kalmışlardı. Kiminin üniforması toz içindeydi, kiminin ise yüzünde gün boyu süren eğitiminin izleri vardı.
Duru da timin arasına geçip sessizce Albay’ı dinlemeye başladı.
Albay hepsine tek tek baktı.
“Yarın hepiniz için yeni bir dönem başlıyor. Bugüne kadar burada öğrendiğiniz ne varsa, yarın gerçek hayatta karşınıza çıkacak”
Timde kısa bir sessizlik oldu.
“Bugün burada yan yana duran bu ekip, yarından itibaren farklı yerlerde görev yapabilir. Belki aynı yerde olacaksınız, belki de birbirinizden kilometrelerce uzakta”
Duru yanındaki Ada’ya kısa bir bakış attı. Ada da ona bakıyordu.
Albay devam etti.
“Ama şunu unutmayın. Siz artık sadece aynı eğitimi almış insanlar değilsiniz. Birbirinizin arkasını kollamayı da öğrendiniz”
Pars hafifçe gülümsedi.
“Yani bizi özleyeceksiniz komutanım”
Timden birkaç kişi gülünce Albay’ın yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
“Seni özleyeceğimden emin değilim Pars”
Herkes güldü.
Duru ilk kez o gün içindeki yorgunluğa rağmen gülümsedi.
Fakat Albay’ın sonraki cümlesiyle yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
“Yarın sabah hepiniz görev yerlerinize gitmek üzere buradan ayrılacaksınız. Gittiğiniz yerler akşam koridorda ki panoda asılı olacak”
Bir anlığına kimse konuşmadı.
Duru, yanında duran tim arkadaşlarına baktı.
Belli ki yarın her şey değişecekti.
