1. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Ekin Toklu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: 1. Bölüm

21 Temmuz 2003 - İzmir
Duru Koçarit

“Güneş en parlak halindeydi, çünkü henüz hiçbir şey kırılmamıştı.”

İzmir’de bir yaz sabahıydı.Günün ilk ışıkları denizin üzerinde ince bir altın çizgi gibi parlıyor, güneş uyuklayan suyun üzerine parlak bir şerit bırakıyordu. Hafif bir rüzgâr, sahil boyunca sıralanan palmiyelerin yapraklarını usulca hışırdatıyor; Alaçatı sokaklarında kuşların neşeli cıvıltısı yankılanıyordu. Martılar, limandan yükselen tuz kokusunun üzerinde süzülüyordu. Hava, bir şehrin yeni doğan bir mucizeyi selamladığı anlar kadar huzurluydu.
Dış cephesi deniz mavisine boyalı, beyaz panjurlu, küçük bahçeli; kapısında nazar boncuğu sallanan o evde tam da böyle bir mucize yaşanıyordu.
Meltem, yorgun ama tarifsiz bir mutlulukla kollarında yeni doğmuş kızını tutuyordu. Bebeğin buğday teni, koyu kahverengi saçları ve karanlık gecelerin derinliğini andıran gözleri vardı. Narin ağlayışı odanın içinde yankılanırken Meltem’in kalbi her saniye biraz daha yumuşuyordu. Gözleri dolu dolu bebeğine baktı, ardından odanın bir köşesinde dimdik duran ama gözleriyle çoktan çözülmüş olan adamına çevirdi
bakışlarını.
Haydar.
Yirmi yedi yaşındaydı.Uzun boylu, geniş omuzluydu; duruşu tek başına “asker” kelimesinin karşılığı gibiydi. Normalde yeri göğü inleten bir ses tonuna sahipti ama şimdi nefes alışları bile titriyordu. Generalden izin alır almaz karargahtan çıkmış, koşar adım eve gelmişti. Meltem’in kucağındaki minicik mucizeyi gördüğü an, dünyası değişmişti.
Yavaşça eğildi, bebeği karısının kollarından aldı. Avuçlarının içine sığmıyordu bile.
“Bu kız bizim kızımız mı şimdi?” diye fısıldadı.
“Biz mi yaptık bunu?”
Gözlerinden süzülen yaşları saklamaya çalışmadı.Çünkü o an, yıllardır içinde taşıdığı hayal ete kemiğe bürünmüş, kollarının arasına sığmıştı. Bir kızı olsun istiyordu; hem babası olsun hem de kahramanı.
Meltem hafifçe güldü. Eşini böyle görmeye alışık değildi ama Duru gerçekten babasının kopyası idi. Burnu, kaşlarının şekli,minik dudaklarının kıvrımı,hepsi Haydar’a benziyordu.
“Tam hık demiş burnundan düşmüş,” diye geçirdi içinden. Ve bunu zerre sorun etmiyordu. Aksine, sevdiği adama benzemesi hoşuna bile gidiyordu.
Haydar, kızının minik yüzüne bakarak fısıldadı:
“Hoş geldin Duru Koçarit. Hoş geldin benim küçük askerim.”

Duru daha yeni doğmuştu ama Haydar içten içe kararını çoktan vermişti.Kızı asker olacaktı.”Haydar daha şimdiden başlama benim kızım doktor olup insanları iyileştirecek”dedi gülerek ama bir taraftan içi içini yiyordu kızının asker olmasından değil de kızının şehit olmasından korkuyordu.”Yok hatun bizim kız asker olacak” dedi Haydar inatlaşarak.Meltem bu duruma sinirlenmeye başlamıştı kocasının meslek aşkını seviyordu fakat bunu kızına yansıtması pek de hoşuna gitmiyordu.Kocasının koluna işaret parmağını hafifçe bastırdı. ”Haydar Duru daha doğmadan önce karnıma telefon tutup asker şarkısı dinlettin ama kızımız doktor olacak biliyorsun”Haydar küçük bir çocuk gibi umursamadan geniş omuzlarını yukarı kaldırıp indirdi.
“Evet biliyorum ama vatanını sevsin istedim fena mı ettim hem belli mi olur bakarsın belki de bizim kız şehit olup vatana kurban olur ne dersin” bunu söylerken Haydar ciddi duruşunu bozmadan hayallere çoktan dalmıştı. Meltem’in bakışları dondu.Bir an ağzını açtı ama konuşmadı sanki bu ihtimali yüksek sesle söylemek onu gerçek kılacaktı.”Haydar benim kızım şehit olmayacak” Meltem eşinin bu isteğine ve ısrarına çok kızıyor olsa da Haydar bunu pek umursamıyordu.”Hatun neden öyle diyorsun benim kızım asker olup o piçleri vurmasın mı? Onları yaşatmayacak bak görürsün kızımı öyle bir eğiteceğim ki beni bile geçecek” bunu söylerken Haydar’ın gözlerinin içi gülüyordu,irisi ise ışıldayan bir yıldız gibi parlıyordu.Meltem’in yüzünde ki sinirin geçmediğini gören Haydar hemen konuyu değiştirmeye çalıştı.Haydar tam konuşmak için eşine yaklaşınca Duru’nun minik parmakları adamın işaret parmağına sarılmıştı bile.Haydar’ın ıslak gözlerinden bir damla daha düştü.Kocasını mutluluktan ağlarken gören Meltem gülümseyerek sordu “Peki ileride Duru birini severse ne yapacaksın? o zaman da böyle ağlayacakmısın?.Kocasının yüzü anında düştü “Duru kimseyi sevmeyeceksin anlaştık mı babacığım önce meslek sonra aşk” derken şakaklarında ki damarlar belirginleşmişti.Haydar bu duruma ne kadar kızgın görünse de kucağında duran bebeğin gülümsemesi herşeyi unutturuyordu sanki.Haydar kızının güzelliğine bakıp iç çekti daha şimdiden anlamıştı bu kızın peşinde çok erkek dolaşacaktı ve Haydar buna hiç hazır değildi.

17 Haziran 2010 - İzmir

“Asel kızım nasıl iyi mi? “diye sordu Meltem sesi titreyerek. “Merak etme Meltem teyze yavaş yavaş toparlamaya çalışıyor”. Duru birkaç aydır hastanede kalıyordu. Anasınıfında tanışıp ilkokulda birbirlerine günümüz dilinde aşık olduğu çocuk Göktuğ aniden taşınmıştı genelde Duru bu tür konularda pek üzülmez, kafasına takmaz,vurdumduymaz ve annesi gibi “Elimi sallasam ellisi” diyebilecek bir kızdı. Ta ki hayatına Göktuğ girene kadar. Duru ve Göktuğ birbirlerine o kadar çok bağladılardı ki yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. okula gittiklerinde yemeklerini paylaşırlar,teneffüste beraber dolaşırlardı.Tabii ki kendilerinin de arkadaşları vardı fakat onların tercihi birbirleriydi.Duru’nun arkadaş grubu kendisi ile birlikte 4 kişiydi.Duru, Ada,Elif ve Ela. Ada ile Duru bebeklikten beri arkadaşlardı.İlkokulda da yan yana olmaları onlar için mükemmel bir fırsattı. Göktuğ’un arkadaşları ise 3 kişilik bir gruptu ve “Muhteşem Üçlü” olarak isimlerini okulda kazımışlardı. Muhteşem üçlü Göktuğ,Ayaz ve Toprak üçlüsüydü. Göktuğ her zaman kendi içine kapanık, asosyal biri olduğu için herkes şaşırıyordu arkadaş grubunun olmasına.Okulda ki herkes Duru ve Göktuğ’un arkadaşlıklarının ölesiye kuvvetli olduğunu bilirdi fakat Göktuğ aniden taşınmış ve her şeyden önce gelen o arkadaşı Duru’ya haber vermemişti.Önemli bir işi olabilir miydi? Yoksa söylemeyi unutmuş muydu? Duru
her zaman olduğu gibi okula neşeli ve şen şakrak şekilde gelmişti.Sınıfın kapısının önünde durduğunda ilk yaptığı şey Göktuğ’un gelip gelmediğini kontrol etmekti.Sınıfa göz gezdirdiğinde sanki tüm hayatı bir anda solmuştu.Göktuğ okula gelmemiş miydi? olacak iş değildi.