Gölge Birlikte

Vaveyla Yazarı: Ekin Toklu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: Gölge Birlikte

Duru Koçarit

Bugün herkesin ayrılacağı gündü. Eğitim boyunca Duru’nun yan yana olduğu insanlarla artık farklı yerlere gidecek, farklı görevlerde bulunacaktı.

En azından öyle sanıyordu.
Çünkü akşam öğrendiği haber, bütün düşüncelerini değiştirmişti.

Gölge Timi dağılmıyordu.
Hepsi aynı yerde kalacak, aynı tim olarak görevlerine devam edecekti.
Ve yeni görev yerleri Hakkâri’di.
İçinde garip bir duygu oluştu. Bir yanı şaşkındı, diğer yanı ise mutluydu. Ayrılacaklarını sandığı tim ayrılmıyor hatta daha da güçleniyordu. Çünkü ne olursa olsun bu insanlarla birlikte yoluna devam edecekti.

Artık eğitim bitmişti.

Artık gerçekten onlar Gölge Timiydi.

Bugün mezun oluyorlardı ve rütbeleri verilecekti.
Başlarında Ferhat Albay vardı. Albay’ın emri ile tüm okuldaki öğrenciler sıraya girmişti. Albay birkaç adım öne geldi.

“Ankara Kara Harp Okulu öğrencileri. Rahat!”

Tüm okul rahat’a geçtiğinde botlar yeri delercesine ses çıkarıyordu.

“Hazır ol!”

Verilen emirle bütün botlar aynı anda yere vurdu. Çıkan ses, okulun duvarlarında yankılandı.

Botlar gibi Albay’ın da sesi yüksekti.

“Rahatta dinle!”

Herkes tekrar rahat’a geçince Ferhat Albay birkaç adım daha öne çıktı. Karşısındaki öğrencilere tek tek baktı.
“Bugün burada yalnızca bir eğitimin sonuna gelmediniz. Yıllar boyunca öğrendiğiniz her şeyi artık gerçek hayatın içinde taşıyacaksınız. Buradan çıktığınızda üzerinizde yalnızca bir üniforma ve rütbe olmayacak. Aynı zamanda size emanet edilen sorumluluk olacak”

Okulda kısa bir sessizlik oldu.

“Unutmayın; iyi bir asker yalnızca emirleri yerine getiren değil, gerektiğinde doğru kararı verebilen askerdir. Birbirinize güvenin. Çünkü çıktığınız bu yolda yanınızdaki insan, çoğu zaman en büyük güvenceniz olacaktır”

Bakışları bir an Duru ve timinin üzerinde durdu.

“Bugün bazılarınız aynı yerlere bazılarınız ise farklı yerlere gideceksiniz. Farklı görevler, farklı insanlar ve farklı sınavlar sizi bekliyor. Ama burada öğrendiğiniz disiplin ve kurduğunuz bağ nereye giderseniz gidin sizinle gelecek”

Albay bir adım geri çekildi.

“Şimdi sıra öğrendiklerinizi göstermekte. Hepinize yeni görevlerinizde başarılar diliyorum”

Tüm öğrenciler hazır ol’a geçip,

“Sağol!” dediğinde botların sesi son kez okulun duvarlarında yankılandı.

Albay’ın konuşması bittikten sonra birkaç saniye sessizlik oldu. Ardından rütbelerin verileceği tören başladı.
Albay bir kez daha kürsünün önüne geçti. Elindeki listeye baktı.
“Şimdi mezun olan öğrencilerimizin rütbeleri takdim edilecek”
Salondaki herkes yeniden dikkat kesildi.

Tüm öğrencilerin sırayla rütbesi verildikten sonra sıra Gölge timine gelmişti.

“Duru Koçarit!”

Bir adım öne çıktı.

“Yüzbaşı Duru Koçarit”

Ferhat Albay Duru’nun rütbesini takdim etti. Selam verip birkaç adım geri çekildi.
Ardından isimler birer birer okunmaya başladı.

“Üsteğmen Ada Ertem”

Ada öne çıkarken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Sonra diğer tim arkadaşlarının ismi duyuldu.

“Teğmen Serhat Uluç”

“Asteğmen Lale Yurtsever”

“Astsubay Kıdemli Başçavuş Pars Karaca”

“Astsubay Kıdemli Başçavuş Baran Demir”

“Astsubay Kıdemli Üstçavuş Turan Çandarlı”

“Astsubay Kıdemli Üstçavuş Barbaros Fırtına”

“Astsubay Üstçavuş Alparslan Yıldırım”

İsimler tek tek okunurken Duru her biriyle garip bir şekilde gurur duyuyordu. Birkaç dakika önce aynı okulun öğrencileriydiler. Şimdi ise her birinin üzerinde yeni bir rütbe vardı.

Eğitim bitmişti. Gölge Timi’nin gerçek hikâyesi şimdi başlıyordu.

__________________________________________

Araçlar çoktan yola çıkmıştı. Herkes yerlerine yerleşmiş, önlerinde uzanan yola bakıyordu. Okul geride kalırken artık hiçbiri artık öğrenci değildi.

Yeni görev yerleri Hakkâri’di.

Duru ilk yanındaki arkadaşlarına sonrada karşısında oturan arkadaşlarına baktı. Tarifsiz bir mutluluk içindeydi ve hepsiyle gurur duyuyordu. Yol uzadıkça Duru’nun içindeki heyecan da giderek büyüyordu. Yanında ise yıllardır birlikte eğitim aldığı ve artık aynı timin parçası olduğu insanlar vardı.

Bu kez onları bekleyen şey bir eğitim değil gerçeklerdi.

Gerçek bir görevdi.

Araçta bir süre sessizlik hâkimdi. Ta ki Pars ve Baran’ın sesi duyulana kadar.

“Baran, çek lan şu ayağını. Biraz daha yaklaşsan üzerime oturacaksın”

“Hadi lan ordan ayağım senin tarafında bile değil”

“Ama dirseğin benim kolumda”

“O zaman sen çek lan kolunu Allah Allah”

Pars ona dönüp kaşlarını kaldırdı.

“Ben neden çekiyorum lan sen çek”

“Çünkü sen daha fazla yer kaplıyorsun”

“Ben mi?”

“Yok, ben. Tabi sen oğlum”

Duru ikisine de baktı. Daha Hakkâri’ye varmadan başlamışlardı. İçinden derin bir nefes aldı. Duru’nun gerçekten bu timle işi vardı. Pars ve Baran gene yerlerinde duramayınca bu kez okaya Serhat dahil oldu.

“Başlayacağım şimdi lan yer kavganıza. İki dakika susamıyor musunuz oğlum siz?”

Baran tam cevap verecekti ki Pars konuşmasını keserek öne atıldı.

“Ama abi şuna baksana iki kişilik yer kaplamış. Ben ne yapayım şimdi?”

Baran ona dönüp kaşlarını kaldırdı.

“Sen kendine bak lan önce. Silahı insan gibi yanına oturtmuş bana laf atıyor”

Duru daha fazla dayanamayıp gözlerini ikisine dikti.

“Susun lan ikinizde. Yol boyunca sesiniz çıkarsa küçük dilinizi koparırım”

İkisi de Duru’nun çıkışından sonra, araçta bir anda kahkahalar yükseldi. Duru da istemsizce gülümsedi.

Duru arkadaşlarına tek tek baktı.

“Hakkâri’ye vardığımızda herkes lojmana güzelce yerleşip dinlensin. Sonra da askeriyeye geçeriz”

Hepsi aynı anda:

“Anlaşıldı komutanım” deyince Duru’da gülümsedi.
Duru, Barbaros’un camdan dışarı dalgın dalgın bakarken fark etmişti. Ayağıyla ayağına hafifçe dokundu.

“Sana ne oldu? Neden böyle dalgınsın?”

Barbaros camdan ayrılıp Duru’ya baktı.

“Bir şey yok komutanım” dedi gülümseyerek.

“Bir şeyin mi var demedim. Ne oldu, dedim”

“Biliyorsunuz, babam gazi olup yatağa mahkûm kaldı. Ben de babama verdiğim sözü tuttum. Asker oldum. Bu yüzden dalmıştım öyle”

Duru, Barbaros’un omzuna hafifçe dokundu.

“Merak etme, aslanım. Baban seninle her zaman gurur duyacak. Bunu sakın unutma”

Barbaros, komutanının sözleriyle biraz olsun rahatlamış gibiydi.

Araç Hakkâri’nin virajlı dağ yollarını tırmandıkça, onları dik kayalıklar ve heybetli dağlar karşılıyordu. Duru başını cama yaslamış, dışarıda ki sert, keskin ve büyüleyici manzarayı izliyordu. Şehir hayatında ki görevlerden sonra asıl görevleri için dağlık bir şehire gelmek Duru’yu çok heyecanlandırmıştı. Adeta farklı bir dünyaya gelmiş gibiydi. Sokaklar, binalar ve insanlar şehirdeki hayattan çok farklıydı. Duru bir yandan yeni bir şehire gelmenin heyecanını bir yandan da farkında olmadan farklı şehirde rütbeli şekilde asker olmanın mutluluğunu yaşıyordu.

“Hiç böyle hayal etmemiştim komutanım” dedi Pars şaşkınca. “Sandığımdan küçük bir şehirmiş”

Duru etrafı incelerken zihninde Hakkâri’ye gelmeden önce Göktuğ’la yaptığı konuşma vardı. Uzun yıllarım ardından, Ada dışında ilk kez birine kendini açmıştı. Üstelik bunu yaparken ona karşı kendisinin bile anlamlandıramadığı bir yakınlık hissetmişti.

“Komutanım orada mısınız? Beni duyuyor musunuz?” dedi Pars.

Duru daldığı yerden çıkıp kendine geldi.

“Buradayım ve duyuyorum, Karaca. Ne diyordunuz?”

Ada, Duru’nun bu dalgınlığının sebebini anlamıştı.

“Lojmana ne zaman yerleşeceğiz diye konuşuyorduk”

“Birazdan yerleşiriz”

Ada başını camdan dışarı çevirdi.

“Sanırım geldik”

Araç yavaşlayarak durdu. Hepsi bir anda camlara yöneldi. Karşılarında kalacakları lojman duruyordu. Duru, aracın kapısının açılmasıyla ayağa kalktı.

“Hadi bakalım herkes eşyalarını alsın”
Önce Duru araçtan indi. Ardından Ada, Pars, Baran ve diğerleri de birer birer araçtan indiler.
Ayakları yere bastığında etrafa bakındı. Burası artık yeni hayatlarının başlayacağı yerdi.

Pars çantasını omzuna atıp lojmana baktı.
“Umarım odalar güzeldir “

“Evet resmen beş yıldızlı otel Pars” dedi Ada. “Yürü lan hadi yürü” deyince herkes güldü. Duru ise istemsizci kendini tutamayıp güldü.
Baran hemen yanından geçti.
“Sen önce odanı bulup yerleşte. Güzelliğini sonra düşünürsün”

Pars ona bakıp sırıttı.
“Benim odam güzel olmazsa sorumlusu sensin”

“Ben niye sorumlu oluyorum?”

“Çünkü en çok sen konuşuyorsun”

Duru gülmemek için kendini zor tuttu. Hep birlikte eşyalarını alıp lojmana doğru ilerlemeye başladılar.

Artık burası onların yeni eviydi.