43. bölüm · GECEYE DOĞAN GÜNEŞ
43. BÖLÜM: Sıcak Dokunuş, Tatlı Ödül
Enes, salonda hizmetçiyi kovup Leyla’ya haddini bildirdikten sonra hâlâ soluk soluğaydı. İçindeki öfke dalgası yavaş yavaş çekilirken, cebindeki telefonun titremesiyle irkildi. Ekrandaki isim Gece’ydi.
“Yukarı gel.”
Tek bir cümle yetmişti Enes’in kalbinin deli gibi çarpmasına. Hızla merdivenleri tırmandı, odanın kapısını açıp içeri sızdı. Gece, yatağın kenarında oturmuş, yanakları hafifçe kızarmış bir halde ona bakıyordu. Enes’in içeri girdiğini görünce bakışlarını kaçırdı, utanarak ve kısık bir sesle konuştu:
"Duş almam gerek... Ama ameliyattan, hastaneden sonra o kadar halsizim ki kolumu dahi kıpırdatamıyorum. Beni yıkamak zorundasın..."
Enes, karısının bu tatlı sığınışı ve utangaçlığı karşısında dudaklarının kenarına o eski, özlenen çapkın bakışını yerleştirdi. Gözleri aşkla ve arzuyla parladı. "Seve seve güzelim, benim için bir şereftir," diyerek yavaşça yanına adımladı. Gece’yi yormadan, incitmekten korkarak kucağına aldı ve banyoya götürdü.
Sıcak suyun altında, Gece’nin o narin tenini incitmekten korkan bir sarraf gibi büyük bir özenle yıkadı. Saçlarındaki köpükleri durularken gözlerini karısının büyüleyici yüzünden bir an olsun ayırmadı. İşleri bittiğinde Gece’yi bornozuna sarıp banyodaki sandalyeye oturttu. Kurutma makinesini çalıştırıp, nemli saç tellerini parmaklarının arasından geçirerek nazikçe kurulamaya başladı.
Gece, saçları kuruduktan sonra ayağa kalkıp banyodan gitmeye yeltendi. Tam Enes’in yanından geçip kapıya doğru adımlıyordu ki, Enes’in refleksi ondan hızlı davrandı. Enes, ani bir hamleyle eğilerek Gece’nin pürüzsüz bacaklarını kavradı, kalçasını sıkıca avuçlarının içine alarak onu tek bir hamlede banyodaki mermer masanın üzerine oturtuverdi.
Gece şaşkınlıkla nefesini tutarken, Enes iki elini masaya, Gece'nin iki yanına dayayarak yüzünü onun yüzüne yaklaştırdı. Gözlerinde tehlikeli bir arzu vardı. "Eee..." dedi fısıltıyla. "Senin için bu kadar şey yaptım, seni ellerimle yıkadım, saçını kuruladım... Benim ödülüm ne olacak?"
Gece, Enes’in bu yakınlığıyla alt üst olmuştu. Dudakları aralandı, gözlerinin içine bakarak aralarındaki tüm mesafeyi sildi. Öne doğru uzanıp Enes’in o hasret kaldığı dudaklarına tutkuyla gömüldü.
Bu sıradan bir öpücük değildi; günlerin, acıların, o "uzaklaş" kelimesinin ve ölümden dönmenin verdiği o muazzam patlamaydı. Dudakları birbirine mühürlenirken, öpücük gittikçe derinleşti ve hırçınlaştı. Birbirlerinin dillerini adeta delice arzulayarak yalıyor, nefesleri birbirine karışırken banyonun o sıcak havasında adeta kayboluyorlardı. İkisi de bu anın bitmesini istemezcesine, birbirlerinin tadını son damlasına kadar çıkararak dünyayı arkalarında bırakmışlardı.
