41. bölüm · GECEYE DOĞAN GÜNEŞ
41. BÖLÜM: Pişmanlığın Pençesinde
Hastanenin koridorları, Enes’in ömründen ömür götüren o sedye sesiyle yankılandı. Gece’yi apar topar acil müdahale odasına aldıklarında, üzerlerine kapanan o beyaz kapı Enes’in yüzüne bir tokat gibi çarptı.
Enes, koridordaki duvara sırtını yaslayıp yavaşça yere çöktü. Elleri titriyor, kafasının içinde dün gece kurduğu o buz gibi cümle dönüp duruyordu: "Uzaklaş..." Karısına kendi elleriyle mesafe koymuş, onu yalnızlığa itmişti. Şimdi ise Gece ondan gerçekten, hem de geri dönülmez bir şekilde uzaklaşmanın eşiğindeydi. "Ben ne yaptım... Allah’ım ne olur onu benden alma," diye fısıldadı acıyla, başını ellerinin arasına alarak.
Zaman durmuş gibi geçen yarım saatin ardından acil odasının kapısı nihayet açıldı. Doktor, üzerindeki önlüğü düzelterek dışarı çıktı. Enes bir ok gibi yerinden fırlayıp doktorun yakasına yapışmamak için kendini zor tuttu. "Doktor... Karım nasıl?" diye sordu, sesi boğuk ve bitkindi.
Doktor derin bir nefes alarak Enes’in omzuna dokundu. "Sakin olun Enes Bey, müdahaleyi zamanında yaptık. Şu an durumu gayet iyi, hayati tehlikeyi atlattı," dedi.
Enes ciğerlerine gün sonra ilk kez nefes çekiyormuş gibi rahatlarken, doktorun yüzü anında ciddileşti ve o kesin uyarıyı yaptı: "Ama mantara olan ölümcül alerjisi için kalıcı bir şey yapamayız. Bu tamamen onun bünyesiyle alakalı. Bir daha asla mantar yememesi gerekiyor. Eğer o mezenin içindeki miktardan biraz daha fazla yemiş olsaydı ya da hastaneye beş dakika daha geç kalsaydınız, bu sefer biz bile kurtaramazdık. Çok dikkatli olmalısınız."
Doktor, Gece'nin dinlenmesi için geçeceği müşahede odasının numarasını söyleyip yanından ayrıldı.
Enes, doktorun "Biz bile kurtaramazdık" sözünün ağırlığıyla sarsılarak söylenen odaya doğru yürüdü. Kapıyı yavaşça aralayıp içeri sızdı. Gece, beyaz çarşafların arasında, kolunda serumla son derece bitkin ama nefes alarak uyuyordu. Enes, yatağın kenarına yaklaştı, usulca oturdu. Karısının o narin, soğuk elini iki elinin arasına aldı. Dudaklarına götürüp derin bir pişmanlıkla, kokusunu içine çekerek öptü.
"Özür dilerim güzelim... Çok özür dilerim," diye fısıldadı, elini bir daha asla bırakmayacak gibi sımsıkı sararak.
