3. bölüm · GECEYE DOĞAN GÜNEŞ
3. BÖLÜM: Geceyi Bölen Şimşek
Salondaki sessizlik o kadar keskindi ki, şömineden sıçrayan küçük bir kıvılcımın sesi bile içeride yankılanıyordu. Enes, babasından sert bir kükreme ya da uzun bir şirket nutku bekliyordu. Ancak hamle, her zaman ailenin gizli otoritesi olan annesinden geldi.
Sultan Hanım, elindeki pırlanta yüzüklerle süslü parmaklarını koltuğun kenarına koydu. Gözlerinde ne bir acıma kırıntısı vardı ne de bir tereddüt. Enes’in gözlerinin içine bakarak, adeta tüm kaçış yollarını kapatan o tek kelimeyi fısıldadı:
"Zorundasınız."
Enes dişlerini sıktı, tam itiraz etmek için dudaklarını aralamıştı ki Sultan Hanım elini kaldırıp sözünü kesti. Sesi bu sefer daha da soğuk ve emrediciydi: "Ve şimdi, git karının yanına."
Hakan Bey tek bir kelime bile etmeden viski bardağını yeniden eline aldı. Bu evde kurallar netti; bu milyarlık imparatorluğun ayakta kalması için bazı kurbanlar verilmesi gerekiyordu ve o kurbanlar şu an yukarıdaki odada uyuyordu. Enes, annesinin bu katı duruşu karşısında daha fazla konuşmayacağını anladı. İçindeki öfkeyi yumruk yaptığı ellerine gizleyerek arkasını döndü ve sert adımlarla merdivenlere yöneldi.
Üst kata çıkıp odaya girdiğinde içerisi tamamen karanlıktı. Gece, yatakta bıraktığı gibi, o ağır gelinliğin içinde derin bir uykudaydı. Enes, üzerindeki gerginliği fırlatıp atmak istercesine banyoya geçti. Kıyafetlerinden kurtulup kendini sıcak suyun altına bıraktı.
Tam o sırada, dışarıda gökyüzü aniden gürlemeye, bardaktan boşalırcasına bir yağmur patlamaya başladı. Şiddetli yağmur damlaları banyonun geniş camına sertçe vuruyordu. Enes suyun altında dakikalarca kalıp zihnini boşaltmaya çalıştı, ardından beline bir havlu sararak banyodan çıktı. Siyah saçları sırıklamdı ve damlayan sular göğsündeki dövmelerin üzerinden süzülüyordu.
Altına rahat bir şort geçirip yatağın boş olan diğer tarafına geçti. Tam uzanmış, gözlerini tavana dikmişti ki...
GÜÜÜÜM!
Gecenin karanlığını aniden yırtan, odayı saniyeliğine bembeyaz eden korkunç bir şimşek çaktı. Arkasından gelen gök gürültüsü o kadar şiddetliydi ki evin camları titredi.
Aynı salise içinde, yatağın diğer ucunda uyuyan Gece, dehşet içinde bir çığlık atarak gözlerini açtı. Karanlık ve şimşek... En büyük iki kabusu aynı anda üzerine çökmüştü. Genç kız ne yaptığını, nerede olduğunu bile idrak edemeden, can havliyle ve titreyen bedenini kurtarmak istercesine yanındaki tek sığınağa doğru atıldı.
Gece, Enes’in çıplak göğsüne adeta siper alırcasına sığındı. İki küçük eliyle Enes’in omzuna ve kollarına sımsıkı tutundu, yüzünü onun boynuna gömdü. Tir tir titriyor, nefes nefese ağlıyordu.
Enes bir anda neye uğradığını şaşırdı. Göğsüne çarpan bu küçük, titreyen beden ve boynuna çarpan sıcak nefes nefesini kesti. Gece ona o kadar sıkı sarılmıştı ki, genç kızın kalp atışlarını kendi göğsünde hissedebiliyordu. O an anladı; bu kız sadece bir piyon değil, canı fena halde yanmış, ürkmüş bir çocuktu.
