40. bölüm · GECEYE DOĞAN GÜNEŞ
40. BÖLÜM: Zamanla Yarış
Malikanenin yemek odası salona epey uzak bir konumdaydı. Gece’nin aniden masadan kalkıp gitmesinin ardından, içeridekiler onun sadece Enes'e olan kızgınlığından dolayı yukarı çıktığını düşünmüş, salonun ortasında cansız bir beden gibi yere yığıldığını görememişlerdi. Masada sadece çatal bıçak sesleri ve Leyla'nın yarattığı o rahatsız edici sessizlik vardı.
Enes, elindeki bardağı sıkarken içindeki pişmanlıkla kavruluyordu. Tam o sırada Sultan Hanım’ın gözleri masadaki boş meze tabağına kaydı. Hizmetçinin az önce kurduğu cümle zihninde bir şimşek gibi çaktı: "Sosun içinde mantar var..."
Sultan Hanım’ın yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu, elindeki çay bardağı masaya devrildi. Korkuyla Enes’in koluna yapıştı. "Enes..." dedi sesi titreyerek. "Gece... Gece’nin mantara ölümcül alerjisi var!"
Enes duyduğu kelimeyle sanki başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi yerinden fırladı. Sandalye büyük bir gürültüyle geriye devrilirken Enes, yemek odasından çıkıp koridoru ve salonu birbirine bağlayan o uzun mesafeyi deli gibi koşmaya başladı. "Gece!" diye haykırışı duvarlarda yankılandı.
Yemek odasındakiler de arkasından salona doğru koştular. Hepsi salona adım attıkları an donakaldı.
Gece, salonun tam ortasında, o kapkara parkelerin üzerinde hareketsizce yatıyordu. Yüzü solmuş, nefes alamamaktan dudakları morarmaya başlamıştı. Enes, hayatında hiç bu kadar büyük bir korku hissetmemişti. Dizlerinin üzerine çöküp Gece’yi kucağına aldı, başını göğsüne yasladı. "Güzelim... Aç gözlerini ne olur, Gece bırakma beni!" diye feryat etti.
İlacı arayarak zaman kaybedemezlerdi, her saniye Gece’yi ölüme biraz daha yaklaştırıyordu. Enes, karısının o narin bedenini kucağına alarak ayağa kalktı. Gözü hiçbir şeyi, ne annesini ne de şaşkınlıkla bakan Leyla’yı görüyordu.
Doğruca dışarıya, arabaya doğru koştu. Tek bir hedefi vardı: Gece’yi zamanında hastaneye yetiştirmek ve o "uzaklaş" kelimesinin bedelini onu kaybederek ödememek.
