26. bölüm · ELEMENTLERİN EFENDİSİ
26. Bölüm: Arınma Suları ve Büyük Barış
Şatonun mermer avluları, kütüphane koridorları ve büyük meydan, Arel’in kontrolü dışında ama onun ruhuyla uyumlu bir şekilde yükselen berrak sularla dolmaya başladı. Su, bir felaket gibi değil, bir anne şefkatiyle her yeri sarıyor; savaşın isini, nefretin tozunu ve kalplerdeki o ağır yükü yıkayıp götürüyordu.
Meydanın tam ortasında, sular diz boyuna ulaştığında mucizevi bir an yaşandı. Asırlardır birbirine üstünlük kurmaya çalışan, güç hırsıyla kalpleri taşlaşmış olan Dört Kadim Element (Ateş, Su, Hava ve Toprak Lordları) yan yana geldiler.
Su Leydisi, gözlerinde biriken yaşlarla Ateş Lordu'na, ardından Hava ve Toprak'a baktı. İlk defa bir kraliçe gibi değil, pişman bir dost gibi konuştu:
"Sizi bıraktığım, o fani dünyaya gidip kendi yolumu çizdiğim için hepinizden özür dilerim," dedi Su Leydisi, sesi suların şırıltısına karışarak. "Korkum, hepinizi birbirinize düşürdü. Ama bakın..." Elini Arel ve Volkan’ın yan yana durduğu tepeye doğru uzattı. "Bizim nefretimiz onların geleceğini karartıyor. Artık çocuklarınızın, bizim yarım kalan kavgalarımızı değil, kendi barışlarını yaşaması lazım."
Bu sözler, Ateş Lordu’nun içindeki sönmeyen öfkeyi bir anda dindirdi. Ateş Lordu, elindeki alevli asayı yere bıraktı ve kollarını Su Leydisi’ne açtı. Ardından Hava ve Toprak da onlara katıldı. Dört büyük element, asırlar sonra ilk kez birbirine sıkıca sarıldı. Onlar sarıldığında, Kule’nin tepesinden gökyüzüne saf bir beyaz ışık yükseldi; bu, barışın mührüydü.
Bu duygusal sahneyi izleyen Arel ve Volkan, suların içinde birbirlerine baktılar. Arel’in ayaklarının altındaki su parlıyor, Volkan’ın etrafındaki ateş ise artık yakmıyor, sadece ısıtıyordu.
"Görüyor musun?" diye fısıldadı Arel. "Annem haklıymış. Bizim savaşımız biterse, dünya iyileşebilir."
Volkan, ilk kez gururunu bir kenara bırakıp Arel’in yanık izi olan elini nazikçe tuttu. "Bunu biz başardık Arel. Senin o 'melez' inadın, benim o 'soylu' kibrimi yendi."
Meydanın kenarında duran Kaya, babası Toprak Lordu’nun barışa dahil olduğunu görünce derin bir nefes aldı. İçindeki o reddedilmişlik sancısı tamamen geçmemişti ama artık o da bu yeni düzenin bir parçası olduğunu biliyordu. Mina bile, annesi Hava Leydisi’nin kucağına sığınmış, gözyaşları içinde bu arınmayı izliyordu.
O sırada, bariyerin dışındaki karanlığında Kargos, bu ışığı görünce geri çekilmek zorunda kaldı. "Sevgi ve barış..." diye mırıldandı Kargos, sesiyle rüzgarı titreterek. "Bu güç, benim karanlığımdan daha yakıcı. Şimdilik kazandınız, küçük melez. Ama bu huzuru korumak, savaşı kazanmaktan daha zor olacak."
Kule’nin içindeki sular yavaşça çekilirken, her yer tertemiz kalmıştı. Artık kölelik yoktu, zorbalık yoktu. Arel ve Volkan, Lordların önünde yan yana durdular. Artık emir almıyorlardı; onlar, yeni dünyanın mimarları olarak babalarının ve annelerinin mirasını devralıyorlardı.
