13. bölüm · ELEMENTLERİN EFENDİSİ
13. Bölüm: Konseyin Gazabı ve Fırtınanın Kalbi
Büyük Konsey Salonu’nda hava elektriklendi. Devasa mermer masanın etrafında, dört elementin lordları ve leydileri yerlerini almıştı. Salonun ortasında, yorgunluktan bitap düşmüş ama başı dik bir şekilde Arel duruyordu. Yanında, annesi Su Leydisi, kızının elini sıkıca tutmuş, koruyucu bir kalkan gibi bekliyordu.
Ateş Lordu, masaya sertçe vurarak sessizliği bozdu. Sesi gürledi: "Bu kabul edilemez! Bir melez, bir insan dölü, nasıl olur da lordların bile ulaşamadığı bir gücü sergiler? Bu güç Kule için bir tehdittir, bir lanettir!"
Su Leydisi, sakin ama buz gibi bir sesle karşılık verdi: "Ona 'döl' diyemezsin, Ateş! Arel benim kızım, Su Elementi'nin varisi. Gücü, damarlarındaki kadim kanın ve fani tutkunun birleşimidir. Bu bir lanet değil, bir mucizedir."
Ateş Lordu sırıttı, gözlerinde korlar parlıyordu. "Mucize mi? O fırtına gözünü gördük, Su. O sütunları nasıl yıktığını gördük. Bu güç kontrol edilemez. Eğer o kızı serbest bırakırsak, hepimizi yok edebilir."
Toprak Lordu araya girdi, sesi dingin ve sarsılmazdı. "Güç, onu taşıyanın niyetine göre şekillenir, Ateş. Arel’in niyetini henüz bilmiyoruz. Onu peşinen cezalandırmak, adaletsizliğe olur."
"Adalet mi?" diye kükredi Ateş Lordu. "Adalet, Kule’nin güvenliğini sağlamaktır! Bu kız bir saatli bomba gibi. Onu hapsetmeliyiz, gücünü mühürlemeliyiz!"
Su Leydisi, Ateş Lordu’na doğru bir adım attı. Salonun zeminindeki su kanalları çalkalanmaya başladı. "Kızıma dokunmaya cüret edersen, Ateş, Kule’yi sular altında bırakırım! Arel, bu gücü bilerek kullanmadı. Sınavın baskısı ve duyguları onu tetikledi. O sadece kendini savunuyordu."
Tartışma alevlenirken, Konsey Salonu’nun kapıları sertçe açıldı. İçeriye Mina, Hava’nın kızı, hışımla girdi. Arkasından Kaya, Toprak’ın oğlu, onu durdurmaya çalışıyordu.
Mina, Arel’e doğru yürüdü, yüzünde kibirli ve sinsi bir gülümseme vardı. "Hile yaptın, değil mi melez?" diye bağırdı Mina, sesi salonun tavanında yankılandı. "O fırtınayı nasıl yarattığını söyle! Hangi yasak büyüyü kullandın?"
Mina, Arel’in kolunu yakalayıp çekiştirmeye başladı. "Cevap ver! Kule’nin asil kanını lekelemeye nasıl cüret edersin?"
Arel, ne yapacağını bilemez bir halde kendini savunmaya çalıştı. "Ben... ben bir şey yapmadım," dedi sesi titreyerek. "Sadece... sadece hissettim. Güç benden çıktı, kontrol edemedim."
Kaya, araya girerek Mina’nın elini Arel’in kolundan çekti. "Mina, bırak onu! Arel sakin ol, o sana zarar veremez." Kaya, Arel’e dönüp samimiyetle gülümsedi. "Biz senin yanındayız."
Bu sırada Volkan, Ateş’in oğlu, Konsey Salonu’nun penceresinden dışarıya, karanlık gökyüzüne bakıyordu. Kendi içindeki ateş, Arel’in gücü karşısında tuhaf bir şekilde sönmeye yüz tutmuştu. Kibrinin yerini, daha önce hiç hissetmediği bir şaşkınlık ve merak almıştı.
Volkan, Mina’nın Arel’i çekiştirdiğini görünce arkasına döndü. "Mina, yapma!" diye bağırdı Volkan, sesiyle salonu titretti. "Onu rahat bırak!"
Mina, şaşkınlıkla Volkan’a baktı. "Volkan? Sen... sen bu kızı mı savunuyorsun? Ne oluyor sana?"
Volkan, Arel’e doğru bir adım attı. Gözleri, safir mavisiyle yanan korlar gibi çakıştı. "Sen de Mine’yi rahat bırak, melez," dedi Volkan, sesi fısıltıya dönüşürken. "Senin de hile kullandığını biliyoruz. O güç, bir insanın taşıyabileceği bir şey değil. Sadece kendini kandırıyorsun."
Volkan’ın bu sözleri, Arel’in içindeki bir şeyi tetikledi. Volkan’ın elini çenesinden sertçe itti. "Benim iradem, senin o kibirli ateşinden çok daha güçlü, Volkan," dedi Arel, sesi bir şelale kadar gür ve soğuktu. "Ve bir gün, o ateşi kendi suyumda nasıl boğduğumu izleyeceksin."
Konsey Salonu’nda tansiyon yükselirken, Arel’in etrafındaki sular çalkalanmaya başladı. "Hepiniz beni rahat bırakın!" diye bağırdı Arel. Gözlerinden akan yaşlar, yerdeki suya karıştı.
Birden salonun zeminindeki su kanallarından devasa dalgalar yükseldi. Dalgalar Arel’i sardı ve onu salondan dışarıya, karanlık gökyüzüne doğru götürdü. Arel, suların içinde kaybolurken, hıçkırıkları Kule’nin duvarlarında yankılandı.
Konsey Salonu’nda sessizlik hakim oldu. Ateş Lordu, "Gördünüz mü?" dedi, sesi fısıltıya dönüşürken. "Gücü kontrol edilemez. Kendi elementini bile ona itaat ettiremiyor."
Su Leydisi, kızının arkasından bakarken perişan haldeydi. "Onu bulmalıyım," dedi, sesi titreyerek. "Arel’in bana ihtiyacı var."
O sırada, Kule’nin meydanlarında ve sokaklarında, tüm Ölümsüzlerin Dünyası Arel’in gücünü konuşuyordu. Kulaktan kulağa yayılan fısıltılar, bir melez kızın, bir insanın kanını taşıyan Arel’in lordları bile dize getirebilecek bir kudrete sahip olduğunu anlatıyordu. Kimileri ondan korkuyor, kimileri ise ona hayranlık duyuyordu. Ama herkes biliyordu ki, Gökyüzü Kulesi’nde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Volkan ve Mina, Arel’in gidişinin ardından salonda baş başa kaldılar. "Ne yapıyorsun Volkan?" diye sordu Mina, sesi öfkeyle titrerken. "Neden o kızı savunuyorsun? O bir bela, bir tehdit!"
Volkan, Mina’ya bakmadan pencereden dışarıya baktı. "O bir bela değil, Mina," dedi Volkan, sesiyle kuleyi titretti. "O, bizim hiç görmediğimiz bir şey. Ve ben, onun ne olduğunu öğrenmek istiyorum."
Mina, Volkan’ın bu sözleri karşısında sırıttı. "Senin bu melezle ilgilenmen utanç verici, Volkan," dedi Mina, sesi sinsi bir fısıltıya dönüşürken. "Senin asıl yerin, benim yanımdasın."
Mina, Volkan’ın yüzünü tutarak onu öpmeye çalıştı. Volkan, Mina’nın bu hareketine karşılık vermedi ama onu kendinden de itmedi. O sırada Arel, suların içinde kaybolurken, Kule’nin üzerinde yeni bir fırtına gözü oluşmaya başladı. Bu fırtına, suyun ve ateşin dansında, dünyayı ya kurtaracak ya da yok edecekti.
