17. bölüm · ELEMENTLERİN EFENDİSİ
17. Bölüm: İhanetin Gölgesi ve Karanlık Randevu
Karanlık Büyücülerin lideri, etrafına mor bir sis yayarak öne çıktı. Adı Kargos’tu. Kargos, yüzyıllar önce Kule’den sürülmüş kadim bir büyücüydü ve şimdi gözleri, Arel’in damarlarında akan o melez güce açlıkla bakıyordu.
"Zavallı küçük melez," dedi Kargos, sesi paslı bir bıçağın sürtünmesi gibi yankılandı. "Lordlar seni aşağılarken, biz senin içindeki o devasa potansiyeli görüyoruz. Gel bizimle, o kibri ateş olanları küle çevirelim."
Arel, korkudan titreyen ellerini havaya kaldırdı. "Benden uzak dur!" diye bağırdı. İçindeki su, bu sefer itaat etti. Yerden yükselen buz kristalleri, odadaki küçük büyücüleri duvara çiviledi. Ancak Kargos’a yaklaştığında, buzlar havada buharlaşıp yok oldu. Arel’in elleri titremeye başladı; bu adamın karanlığı, suyun saflığını emiyordu.
Balo salonunda ise panik zirvedeydi. Su Leydisi, kalbini bir mengene sıkıyormuş gibi hissetti. "Arel! Kızım orada! Onu kurtarmalıyız!" diye haykırdı. Ateş Lordu, eşi Lav’ın "Gitme, burası tehlikeli!" uyarılarını duymazdan gelerek Su’nun yanına koştu. "Bütün elementler toplansın! Kule’nin kalbine saldırıyorlar!" diye kükredi Ateş Lordu. Lordlar ve leydiler, hayatlarında ilk kez birleşerek Arel’in olduğu koridorlara doğru fırtına gibi estiler.
O sırada Mina, arka planda durmuş, yüzünde sinsi bir tatminle olanları izliyordu. "Büyülerim tam vaktinde ulaştı," diye fısıldadı kendi kendine. Bu saldırıyı, Kargos ile gizli bir anlaşma yaparak o planlamıştı. Arel’i ortadan kaldırmak için karanlığı bizzat o çağırmıştı. "İşte benim gerçek gücüm bu!" diyerek büyücülere gizlice gülümsedi.
Ancak Kaya, Mina’nın o sinsi gülümsemesini yakaladı. Yanına gidip kolunu sıktı. "Mina, bunu sen mi yaptın?" diye sordu sesi yer sarsıntısı gibi derinden gelerek. "Karanlığı kuleye sen mi soktun?"
Mina, bir anlık korkuyla irkildi ama hemen maskesini taktı. "Saçmalama Kaya! Ben neden böyle bir şey yapayım? Sadece... korkudan ne yapacağımı şaşırdım, o kadar," diyerek yalan söyledi.
Lavaboda ise Arel köşe sıkışmıştı. Kargos, Arel’in boğazına görünmez bir el uzatmış gibi onu havaya kaldırdı. Tam o sırada Volkan, kapıyı omuz atarak açtı. Elindeki devasa ateş kılıcıyla içeri daldı. "Ondan ellerini çek, seni pislik!" diye bağırdı. Lordlar ve muhafızlar da odayı doldurunca Kargos geri çekilmek zorunda kaldı.
Kargos, ortadan kaybolmadan hemen önce Arel’in kulağına eğildi ve sadece onun duyabileceği bir sesle fısıldadı: "Sonra görüşeceğiz tatlım... İçindeki karanlık beni her zaman bulacaktır." Bir duman bulutuyla birlikte ortalıktan kayboldu.
Arel yere yığıldı, öksürerek nefes almaya çalışıyordu. Gözleri yaşlı bir şekilde Volkan’a baktı. Az önce onu aşağılayan, "ezik" diyen çocuk, şimdi onu kurtarmıştı. Arel, bir teşekkür etmek, belki de sığınmak için Volkan’a doğru bir adım attı.
Ancak Volkan, her zamanki gibi duvarlarını örmüştü. Arel’e doğru bir adım atacak gibi oldu, gözlerinde anlık bir üzüntü ve pişmanlık belirdi; sanki ona sarılmak istiyordu. Ama sonra sınavda ve baloda yaşanan "beceriksizliği" hatırladı. Bakışlarını bir anda sertleştirdi ve Arel’e en tiksinti dolu bakışını attı.
"Kendi başının çaresine bile bakamıyorsun," dedi Volkan soğuk bir sesle. "Kuleyi senin yüzünden tehlikeye attık." Arkasını dönüp, omuzları çökmüş bir halde ama dışarıya karşı dimdik yürüyerek oradan uzaklaştı.
Arel, ona doğru uzanan elini geri çekti. İçinde büyük bir pişmanlık ve kırgınlık vardı. Volkan’ın yanına gidip her şeyi düzeltmek istemişti ama Volkan’ın o buz gibi bakışı kalbini, Kargos’un karanlığından daha çok acıtmıştı.
Mina ise uzaktan Volkan’ın gidişini izleyip zaferle sırıttı. Kule kurtulmuştu ama Arel ve Volkan arasındaki uçurum artık bir okyanus kadar derindi.
