2. bölüm · ELEMENTLERİN EFENDİSİ
2. Bölüm: Kırılan Denge ve Gazabın İnişi
Su Leydisi, Gökyüzü Kulesi’nin binlerce yıldır koruduğu o kutsal sınırları bir çırpıda geçivermişti. Ruhu, aşağıda gördüğü o tatlı enerjili adamın çekimine kapılmış, bir damla olup yeryüzüne süzülmüştü. Ayakları nemli toprağa değdiğinde hissettiği o sıcaklık, kuledeki soğuk asaletinden çok daha gerçekti. Ancak o, ocağına düşen kor gibi peşinden sürüklediği felaketi henüz bilmiyordu.
Kulede ise zaman durmuş, yerini saf bir nefret almıştı. Ateş Lordu, Su Leydisi’nin odasının boş olduğunu gördüğünde ellerindeki alevler simsiyah bir dumanla beraber tüm odayı sardı.
"Bize ihanet etti!" diye kükredi Ateş Lordu. Sesi, kuledeki mermerleri çatlatacak kadar şiddetliydi. "Bir avuç ölümlü, bir parça et ve kemik yığını için bizi, kendi soyunu terk etti!"
Toprak Lordu, titreyen elleriyle kurumaya başlayan avuçlarına baktı. "O giderse ben ölürüm Ateş. Su olmadan toprak sadece tozdur. Onu bulmalıyız, hemen!"
Ateş Lordu, Toprak’ın boğazına yapışıp onu duvara sertçe çarptı. Gözlerinden ateş fışkırıyordu. "Onu bulacağız Toprak, ama senin o korkak yöntemlerinle değil! Madem o böcekleri bizden çok sevdi, o zaman o böceklerin nasıl ezildiğini izleyecek."
Hava Leydisi araya girmeye çalıştı ama Ateş Lordu bir el hareketiyle onun fırtınalarını bastırdı. "Sakin ol Hava! Kurallar Su’yun gitmesiyle zaten bitti. Şimdi benim kurallarım başlıyor!"
Ateş Lordu yeryüzüne ilk adımını attığında, bastığı çimenler anında küle dönüştü. O nazik, yeşil dünya bir anda cehennemi yaşamaya başladı. Gökyüzü, Su’yun gidişiyle maviliğini yitirmiş, Ateş’in öfkesiyle kana bulanmıştı. Nehirler feryat edercesine buharlaşıyor, balıklar kurumuş yataklarda can çekişiyordu.
Su Leydisi, kalabalık şehrin ortasında şaşkınlıkla etrafına bakarken o adamı gördü. Adam, kurumuş bir çeşmenin başında susuzluktan ağlayan bir çocuğun başını okşuyor, ona teselli veriyordu. Su, ona doğru tam bir adım atacakken gökyüzü yarıldı.
Ateş Lordu, devasa bir alev sütunuyla meydanın ortasına indi. Etrafındaki insanlar dehşetle sağa sola kaçışırken, Ateş Lordu acımasızca güldü. Elini havaya kaldırdı ve o enerjik adamın tam önüne dev bir ateş duvarı ördü.
"Demek buydu..." dedi Ateş Lordu, adamı küçümseyerek tepeden tırnağa süzerek. "Güzelliğini ve ebediyetini feda ettiğin o aciz yaratık bu mu?"
Su Leydisi dehşetle öne atıldı. "Onu rahat bırak Ateş! Bu benim kararımdı!"
Ateş Lordu, Su’yun üzerine yürüyüp onu sertçe kolundan tuttu. Parmaklarının sıcaklığı Su’yun tenini yakıyordu. "Kararların bedeli olur Su! Madem dünyayı bu kadar çok seviyorsun, şimdi bu dünyanın senin yüzünden nasıl yandığını izle."
Ateş Lordu elini havaya kaldırdı ve şehre ateş yağmuru yağdırmaya başladı. Binalar alev alıyor, insanlar korkuyla çığlık atıyordu. Toprak Lordu da hemen arkasından yere indi; ama o artık sakin değildi. Su bulamadığı için hırçınlaşmış, geçtiği her yerde devasa yarıklar açarak yolları yutmaya başlamıştı. Dünyanın düzeni dakikalar içinde bozulmuştu; mevsimler birbirine girmiş, güneş her şeyi kavurmaya başlamıştı.
Su Leydisi, sevdiği adamın dehşet dolu gözlerine baktı. Adam, karşısındaki bu doğaüstü varlıkların yarattığı yıkımı anlayamıyordu. Ateş Lordu, adamın boğazına doğru bir alev topu yönelterek Su’ya fısıldadı:
"Diz çök ve geri döneceğini söyle Su. Yoksa bu 'tatlı' ölümlünün küllerini rüzgara savurmam sadece saniyelerimi alır."
Dünya yanıyordu ve Su Leydisi, kalbi ile evrenin dengesi arasında sıkışıp kalmıştı.
