14. bölüm · ELEMENTLERİN EFENDİSİ
14. Bölüm: Yasak Şifa ve İki Ateş Arasında
Kulenin merkez meydanında Arel, annesinin yanına gitmek üzere yürürken yolu, Ateş Lordu’nun sadık soylularından biri olan Baron tarafından kesildi. Baron, alaycı bir tavırla Arel’in önüne dikildi.
"Bakın burada kim varmış? Kulenin küçük canavarı," dedi Baron, sesini herkesin duyabileceği kadar yükselterek. "Söylesene melez, o insan kanınla burayı daha ne kadar kirleteceksin?"
Arel, başını öne eğip geçmek istedi ama Baron sertçe omuz attı. Arel’in sabrı artık taşmıştı. İçindeki o devasa su kütlesi bir anda dışarı taştı ve Baron’u sert bir dalgayla meydanın diğer ucuna, mermer sütunlara doğru fırlattı. Baron, sütuna çarpıp yere düştüğünde göğsünden kan sızmaya başladı.
Kule bir anda sessizliğe büründü. Halk toplanmaya başladı. "Bu bir cinayet!" diye bağırdı birisi. "Bir melez, asil bir ölümsüze zarar verdi! Bu affedilemez!"
Arel dehşetle öne atıldı. "Hayır! Yanlışlıkla oldu! Ben böyle bir şey istememiştim!" dedi hıçkırarak. Kalabalığın arasından sıyrılıp Baron’un yanına diz çöktü. Korkuyla ellerini adamın göğsündeki ağır yaraya koydu.
İşte o an, Ölümsüzler Dünyası'nın tarihini değiştirecek bir şey oldu. Ölümsüzler birbirine zarar verdiğinde, yaraları asla kendi kendine iyileşmezdi; sadece asırlarca süren tedavilerle kapanırdı. Ancak Arel ellerini koyduğu an, avuçlarından yumuşak, altın rengi bir su süzüldü. Baron’un derin yarası saniyeler içinde kapandı, kemikleri kaynadı ve adam sanki hiç darbe almamış gibi ayağa kalktı.
Tüm leydiler ve lordlar balkonlardan bu sahneyi izlerken donup kaldılar. Su Leydisi hayretle ağzını kapattı, Ateş Lordu ise korkuyla geri çekildi. Bir melez, bir insanın taşıdığı o "can verme" yeteneğini tanrısal gücüyle birleştirmişti. Bu, Kule'de imkansız olan bir şifaydı.
O sırada Mina, her zamanki gibi Volkan'ın koluna yapışmış, "Görüyor musun, ne kadar korkunç bir güç," diye fısıldıyordu. Ancak Volkan, Mina'yı sertçe itti. Gözleri sadece Arel’in üzerindeydi. Kaya ise bir köşede hayranlıkla, gözleri dolarak bu mucizeyi izliyordu.
Halk korkuyla bağırmaya başladı: "O bir büyücü! Bizi kandırıyor!"
Arel, üzerine gelen kalabalığa bakıp ayağa kalktı. Sesindeki otorite bu sefer kimsede olmayan bir güçle yankılandı: "Uzaklaşın benden! Hepiniz geri çekilin!"
Topluluk durmayınca, Arel ellerini yere vurdu. Meydandaki tüm su kanallarından yükselen devasa su duvarları halkı nazikçe ama kararlılıkla geriye itti. Kimseye zarar vermemişti ama herkes onun karşısında ne kadar aciz olduğunu anlamıştı. Arel, bu kaosun içinden fırtına gibi uzaklaştı.
Hemen ardından Konsey Salonu’nda acil bir toplantı daha başladı. Lordlar bu "şifa" gücünün bir tehdit mi yoksa bir kurtuluş mu olduğunu tartışırken, dışarıdaki bahçede asıl fırtına kopuyordu.
Volkan, Arel’i bulmak için kütüphaneye giden yolda önüne çıktı. Arel’in yanan eline bakıp sırıttı. "Hala o şifacı ellerinle kendini iyileştirememişsin melez," dedi, sesinde o eski zorbalık olsa da gözlerinde garip bir yumuşama vardı. "Kule seni asmaya çalışırken, sen hala onların yaralarını mı sarıyorsun? Ne kadar aptalsın."
Kaya, o sırada oraya yetişti ve Volkan’ın karşısına dikildi. "Onu rahat bırak Volkan! Senin o zehirli dilin Arel’i hak etmiyor," dedi Kaya, ilk kez bu kadar sertleşerek.
Volkan kahkaha attı. "Sen mi hak ediyorsun Kaya? O toprağın altında saklanan korkak halinle mi? Sen onu koruyamazsın bile."
Kaya, Arel’in elini tutmaya çalışarak Volkan’a döndü: "Sen onu sadece yakarsın Volkan. Ben ise onu iyileştiririm. Sen Arel’i asla hak etmeyeceksin, o senin o karanlık ateşine fazla parlak."
Volkan, Kaya’nın üzerine yürüdü, ellerinden kıvılcımlar çıkıyordu. "Sen kimsin ki onu hak etmekten bahsediyorsun? Ben neyi istersem onu alırım Kaya, bilirsin. Ve şu an... bu melezin ne sakladığını öğrenmeden hiçbir yere gitmiyorum."
Arel, iki elementin arasında kalmış bir fırtına gibi ikisine de baktı. "İkiniz de kesin sesinizi!" diye bağırdı. "Ben kimsenin hak edeceği bir ödül değilim!"
Arel oradan uzaklaşırken, Volkan ve Kaya arasındaki o ölümcül gerilim, Kule'nin gelecekteki büyük savaşının ilk habercisiydi.
