14. bölüm · ELEMENTLERİN EFENDİSİ

14. Bölüm: Yasak Şifa ve İki Ateş Arasında

Zelif Zeliz

Bölümler
1 Elementlerin Savaşı: Gökyüzü Kulesi 2 2. Bölüm: Kırılan Denge ve Gazabın İnişi 3 3. Bölüm: Arınma ve Yeni Bir Başlangıç 4 4. Bölüm: İki Dünyanın Sessiz Gözcüsü 5 5. Bölüm: Safir Gözlü Mucize ve Saklı Kehanet 6 6. Bölüm: 18. Yaşın Laneti ve Uyanan Güç 7 7. Bölüm: Büyük Çağrı ve Kule’ye Dönüş 8 8. Bölüm: Safir Işığının Dönüşü 9 9. Bölüm: Gençlerin Savaşı ve Gizli Ateş 10 10. Bölüm: Kırılan Aynalar ve Saklı Kıvılcım 11 11. Bölüm: Yanık İzleri ve Yakut Işığı 12 12. Bölüm: Büyük Sınav ve Uyanan Fırtına 13 13. Bölüm: Konseyin Gazabı ve Fırtınanın Kalbi 14 14. Bölüm: Yasak Şifa ve İki Ateş Arasında 15 15. Bölüm: Kıskançlığın Ateşi ve Karanlık İttifaklar 16 16. Bölüm: Altın Balo ve Karanlık Gölgeler 17 17. Bölüm: İhanetin Gölgesi ve Karanlık Randevu 18 18. Bölüm: Rüyadaki Gölge ve Ateşin Gazabı 19 19. Bölüm: Ateşin Bedeli ve Gizli Antlaşma 20 20. Bölüm: Kan ve Kristal – Büyük Arınma 21 21. Bölüm: Kırılan Taçlar ve İhanetin Bedeli 22 22. Bölüm: Merhametin Bedeli ve Aşkın Karanlık Yüzü0 23 23. Bölüm: Reddedilen Toprak ve Yasak Kaçış 24 24. Bölüm: Kıskançlığın Soğuk Suyu ve Ateşin İnadı 25 25. Bölüm: Tahtın Gölgesinde İsyan 26 26. Bölüm: Arınma Suları ve Büyük Barış 27 27. Bölüm: İki Ruh, Tek Taht – Yeni Şafak 28 28. Bölüm: Yıldızların Altında İlk ve Son Dans 29 29. Bölüm: Gece Yarısı Ziyareti ve Yasak Kıvılcımlar 30 30. Bölüm: Ateşin Suyun Önünde Eğildiği Gün :FİNAL

Kulenin merkez meydanında Arel, annesinin yanına gitmek üzere yürürken yolu, Ateş Lordu’nun sadık soylularından biri olan Baron tarafından kesildi. Baron, alaycı bir tavırla Arel’in önüne dikildi.
"Bakın burada kim varmış? Kulenin küçük canavarı," dedi Baron, sesini herkesin duyabileceği kadar yükselterek. "Söylesene melez, o insan kanınla burayı daha ne kadar kirleteceksin?"
Arel, başını öne eğip geçmek istedi ama Baron sertçe omuz attı. Arel’in sabrı artık taşmıştı. İçindeki o devasa su kütlesi bir anda dışarı taştı ve Baron’u sert bir dalgayla meydanın diğer ucuna, mermer sütunlara doğru fırlattı. Baron, sütuna çarpıp yere düştüğünde göğsünden kan sızmaya başladı.
Kule bir anda sessizliğe büründü. Halk toplanmaya başladı. "Bu bir cinayet!" diye bağırdı birisi. "Bir melez, asil bir ölümsüze zarar verdi! Bu affedilemez!"
Arel dehşetle öne atıldı. "Hayır! Yanlışlıkla oldu! Ben böyle bir şey istememiştim!" dedi hıçkırarak. Kalabalığın arasından sıyrılıp Baron’un yanına diz çöktü. Korkuyla ellerini adamın göğsündeki ağır yaraya koydu.
İşte o an, Ölümsüzler Dünyası'nın tarihini değiştirecek bir şey oldu. Ölümsüzler birbirine zarar verdiğinde, yaraları asla kendi kendine iyileşmezdi; sadece asırlarca süren tedavilerle kapanırdı. Ancak Arel ellerini koyduğu an, avuçlarından yumuşak, altın rengi bir su süzüldü. Baron’un derin yarası saniyeler içinde kapandı, kemikleri kaynadı ve adam sanki hiç darbe almamış gibi ayağa kalktı.
Tüm leydiler ve lordlar balkonlardan bu sahneyi izlerken donup kaldılar. Su Leydisi hayretle ağzını kapattı, Ateş Lordu ise korkuyla geri çekildi. Bir melez, bir insanın taşıdığı o "can verme" yeteneğini tanrısal gücüyle birleştirmişti. Bu, Kule'de imkansız olan bir şifaydı.
O sırada Mina, her zamanki gibi Volkan'ın koluna yapışmış, "Görüyor musun, ne kadar korkunç bir güç," diye fısıldıyordu. Ancak Volkan, Mina'yı sertçe itti. Gözleri sadece Arel’in üzerindeydi. Kaya ise bir köşede hayranlıkla, gözleri dolarak bu mucizeyi izliyordu.
Halk korkuyla bağırmaya başladı: "O bir büyücü! Bizi kandırıyor!"
Arel, üzerine gelen kalabalığa bakıp ayağa kalktı. Sesindeki otorite bu sefer kimsede olmayan bir güçle yankılandı: "Uzaklaşın benden! Hepiniz geri çekilin!"
Topluluk durmayınca, Arel ellerini yere vurdu. Meydandaki tüm su kanallarından yükselen devasa su duvarları halkı nazikçe ama kararlılıkla geriye itti. Kimseye zarar vermemişti ama herkes onun karşısında ne kadar aciz olduğunu anlamıştı. Arel, bu kaosun içinden fırtına gibi uzaklaştı.
Hemen ardından Konsey Salonu’nda acil bir toplantı daha başladı. Lordlar bu "şifa" gücünün bir tehdit mi yoksa bir kurtuluş mu olduğunu tartışırken, dışarıdaki bahçede asıl fırtına kopuyordu.
Volkan, Arel’i bulmak için kütüphaneye giden yolda önüne çıktı. Arel’in yanan eline bakıp sırıttı. "Hala o şifacı ellerinle kendini iyileştirememişsin melez," dedi, sesinde o eski zorbalık olsa da gözlerinde garip bir yumuşama vardı. "Kule seni asmaya çalışırken, sen hala onların yaralarını mı sarıyorsun? Ne kadar aptalsın."
Kaya, o sırada oraya yetişti ve Volkan’ın karşısına dikildi. "Onu rahat bırak Volkan! Senin o zehirli dilin Arel’i hak etmiyor," dedi Kaya, ilk kez bu kadar sertleşerek.
Volkan kahkaha attı. "Sen mi hak ediyorsun Kaya? O toprağın altında saklanan korkak halinle mi? Sen onu koruyamazsın bile."
Kaya, Arel’in elini tutmaya çalışarak Volkan’a döndü: "Sen onu sadece yakarsın Volkan. Ben ise onu iyileştiririm. Sen Arel’i asla hak etmeyeceksin, o senin o karanlık ateşine fazla parlak."
Volkan, Kaya’nın üzerine yürüdü, ellerinden kıvılcımlar çıkıyordu. "Sen kimsin ki onu hak etmekten bahsediyorsun? Ben neyi istersem onu alırım Kaya, bilirsin. Ve şu an... bu melezin ne sakladığını öğrenmeden hiçbir yere gitmiyorum."
Arel, iki elementin arasında kalmış bir fırtına gibi ikisine de baktı. "İkiniz de kesin sesinizi!" diye bağırdı. "Ben kimsenin hak edeceği bir ödül değilim!"
Arel oradan uzaklaşırken, Volkan ve Kaya arasındaki o ölümcül gerilim, Kule'nin gelecekteki büyük savaşının ilk habercisiydi.