24. bölüm · ELEMENTLERİN EFENDİSİ
24. Bölüm: Kıskançlığın Soğuk Suyu ve Ateşin İnadı
Kule’nin ana salonunda hava, fırtına öncesi sessizliği andıran ağır bir gerilimle yüklüydü. Arel, Kargos’un yanından döndüğünden beri şatoda hiçbir şey eskisi gibi değildi. O artık Volkan’ın kitaplarını taşıyan, onun emirlerine boyun eğen o sessiz kız değildi. Adımları daha vakur, bakışları ise bir kraliçenin kararlılığını taşıyordu.
Su Leydisi ve Ateş Lordu, salonun ortasında Arel’in önünü kestiler. Su Leydisi’nin gözlerinde hayal kırıklığı ve öfke birleşmişti. "Nasıl yaparsın Arel?" diye bağırdı annesi. "O caninin, o katilin yanına nasıl gidersin? Bizi tüm Kule'nin önünde rezil ettin. Oraya giderek sadece bize değil, kendi kanına da ihanet ettin!"
Arel, annesinin gözlerinin içine dimdik baktı. "İhanet mi? Ben oraya gittim çünkü bu kulede herkes bana bir 'hata' gibi bakarken, o beni olduğum gibi kabul etti anne. Siz beni korumak yerine hapsetmeyi seçtiniz."
Ateş Lordu öne çıkarak gürledi: "Kes sesini melez! Kargos bir düşman ve sen düşmanla iş birliği yaptın. Volkan’ın himayesinde olman seni koruyordu ama o bağı da kopardın. Artık bir köle bile değilsin, sen bizim için bir mahkumsun!"
O sırada Volkan, Selin ile birlikte balkondan içeri girdi. Volkan, Arel’in bu dik duruşu karşısında içten içe bir hayranlık duysa da, kibri ve kıskançlığı diline pranga vuruyordu. Selin, Volkan’ın koluna daha sıkı sarılarak Arel’e doğru yürüdü. "Gördün mü Volkan?" dedi Selin, alaycı bir sesle. "Senin acıyıp yanına aldığın melez, ilk fırsatta karanlığın kollarına koştu. Artık onunla uğraşmana gerek kalmadı, o zaten kendi sonunu seçti."
Volkan, Selin’in elini sertçe itmedi ama gözleri sadece Arel’deydi. "Kölelik antlaşmamız bitti, öyle mi Arel?" dedi Volkan, sesi buz gibi bir öfkeyle titreyerek. "Özgürlüğünü o kara büyücünün dudaklarında mı buldun? Ne istediysen yaptı mı senin için?"
Arel, Volkan’a doğru bir adım attı. Aralarındaki o görünmez duvar artık bir uçuruma dönüşmüştü. "En azından o, senin gibi duygularından korkup başkalarının arkasına saklanmıyor Volkan. Sen Selin’le sahte mutluluklar oynarken, ben gerçek gücün ne olduğunu gördüm."
Kaya ise kütüphanenin kapısında durmuş, bu yıkımı izliyordu. Reddildiğinden beri içindeki o sakin toprak, şimdi bir yanardağa dönüşmek üzereydi. "Hepiniz onu suçluyorsunuz!" diye bağırdı Kaya. "Ama onu oraya siz ittiniz! Volkan, senin zorbalığın; Lord Ateş, senin nefretin... Arel sadece yaşamak istiyordu!"
Tam o sırada, Kule’nin duvarlarında Kargos’un sesi yankılandı. Bariyerin dışından gelen bu ses, herkesin kanını dondurdu. "Arel’i üzmeyin lordlar... Eğer onun gözünden bir damla yaş akarsa, Kule’yi başınıza yıkarım. O artık bana ait."
Volkan bu sözleri duyunca çılgına döndü. Elindeki ateş, salonun perdelerini tutuşturdu. "Sana ait değil! Kimseye ait değil!" diye bağırdı. Ama Arel, Volkan’a son bir kez bakıp arkasını döndü. Artık ne bir köleydi ne de bir kurban. Kendi yolunu çizmeye kararlıydı ve bu yol, ya Kule’nin kurtuluşu ya da tamamen yok oluşu olacaktı.
Selin, Volkan’ı sakinleştirmeye çalışsa da Volkan onu tersleyerek odasına kapandı. Arel ise annesinin tüm yasaklarına rağmen odasına çekilip Kargos’un ona verdiği o küçük mor kristali elinde sıktı. Kristal, Arel’in avucunda sıcak bir ışıkla parlıyordu.
