19. bölüm · ELEMENTLERİN EFENDİSİ
19. Bölüm: Ateşin Bedeli ve Gizli Antlaşma
Volkan, dur! Lütfen!" diye haykırdı Arel. Volkan durmadı, adımları daha da hızlandı. "Yalvarırım söyleme onlara! Eğer duyarlarsa her şey biter. Ne istersen yaparım, ne istersen! Yeter ki sus."
Volkan aniden durdu. Öyle sert bir duruştu ki bu, Arel çarpmamak için son anda kendini tuttu. Volkan yavaşça ona döndü; gözlerindeki o hırçın ateş yerini karanlık, sinsi ve tekinsiz bir parıltıya bırakmıştı. Arel’e doğru bir adım attı, aralarındaki mesafe yok denecek kadar azaldı.
"Ne istersen mi?" diye fısıldadı Volkan, sesi buz gibiydi ama nefesi tenini yakıyordu. "Güzel... Madem bu kadar çaresizsin, o zaman bu gece benim odama geliyorsun ve sabaha kadar sadece bana ait oluyorsun."
Arel’in beyni bir anlığına uyuştu. Duyduklarının ağırlığıyla sarsıldı. Gözlerindeki korku, yerini saf bir öfkeye bıraktı. Hiç düşünmeden elini kaldırdı ve Volkan’ın yüzüne okkalı bir tokat aşk etti. Tokatın sesi boş koridorda yankılandı.
"Sen ne terbiyesiz, ne aşağılık bir adamsın!" diye bağırdı Arel, sesi titriyordu. "Senin o kirli oyunlarına alet olacağımı mı sandın? Git, ne söylersen söyle!"
Volkan, başı yana düşmüş bir halde durdu. Elini yanağına götürdü, parmak uçlarıyla sızlayan tenine dokundu. Sonra, Arel’in kanını donduran o tuhaf, çarpık gülümsemesi yayıldı yüzüne. "Sen bilirsin melez," dedi soğukça. "Kendi sonunu kendi ellerinle yazdın."
Tam arkasını dönüp kapıya yönelecekken Arel dehşetle koluna yapıştı. "Tamam! Dur! Özür dilerim... Ama o dediğin olmaz, başka bir şey iste. Onu yapacağım, yemin ederim."
Volkan tekrar ona döndü. Bu sefer gülümsemesi daha kontrollüydü. "Pekala," dedi, sesi otoriter bir tona bürünerek. "Madem o kadar gururlusun, o zaman bedeli başka türlü ödeyeceksin. Bugünden itibaren benim kölem olacaksın. Ben ne istersem, ne zaman istersem yapacaksın. Derslerde arkamda duracaksın, kütüphanede kitaplarımı taşıyacaksın, canım sıkıldığında beni eğlendireceksin. Ve en önemlisi... Ben izin vermeden kimseyle, özellikle de o toprak eziğiyle konuşmayacaksın."
Arel yutkundu. Bu, her gün ölmek demekti ama annesini korumak için başka şansı yoktu. "Tamam," dedi fısıltıyla. "Kabul ediyorum."
Ertesi gün Gökyüzü Kulesi, geceki saldırının dedikodularıyla çalkalanıyordu. Ancak daha büyük bir dedikodu, sınıfa girildiğinde patlak verdi. Herkesin hayran olduğu, ulaşılmaz Ateş Prensi Volkan’ın hemen arkasında, Su Elementi’nin melez kızı Arel bir gölge gibi yürüyordu.
Ders başladığında, Volkan her zamankinden daha kibirliydi. Masasına oturdu ve ayağını uzattı. "Kitaplarımı aç, melez," dedi herkesin duyabileceği bir sesle. Arel, sınıfın ortasında, yüzü utançtan kıpkırmızı bir halde Volkan’ın ağır ciltli kitaplarını çantadan çıkarıp önüne koydu.
Sınıfta fısıltılar yükseldi. "Neler oluyor? Volkan onu evcilleştirmiş mi?" "Melez kız sonunda yerini anlamış."
Kaya, oturduğu yerden fırlayacak gibi oldu. Yumruklarını sıkmış, Volkan’ın Arel’e bir hizmetçi gibi davranmasını izliyordu. Ders arasında hemen Arel’in yanına gitti. "Arel, ne yapıyor bu sana? Neden buna izin veriyorsun? Gel benimle, seni ondan koruyabilirim," diyerek elini uzattı.
Arel, Kaya’nın eline bakarken tam konuşacakken Volkan araya girdi. Volkan, Kaya’nın elini sertçe itti ve Arel’in omuzuna kolunu attı. "O seninle konuşamaz Kaya. Artık o benim himayem altında. Değil mi, melez?"
Arel, başını öne eğerek "Evet, Kaya... Git lütfen," dedi. Kaya’nın gözlerindeki hayal kırıklığı Arel’in kalbini parçalasa da, Volkan’ın tehditkar bakışları her şeyi özetliyordu.
Ders boyunca Volkan, Arel’le uğraşmaktan bir an bile vazgeçmedi. Sürekli suyunu getirmesini istedi, kalemini bilerek yere atıp ona toplattı. İnsanlar onları izliyor, Arel’in düştüğü bu durum üzerinden alaycı şakalar yapıyorlardı. Ancak Volkan’ın içindeki karmaşa bitmiyordu. Arel’e bu eziyetleri yaparken, onun o hüzünlü ve asil duruşu karşısında içten içe vicdan azabı çekiyordu; ama bu duyguyu hemen bastırıp daha da sertleşiyordu.
Akşam olduğunda, tüm kule bu garip ilişkiyi konuşuyordu. Arel odasına döndüğünde bitkin haldeydi ama biliyordu ki bu sadece başlangıçtı. Volkan, bedeli her geçen gün daha da ağırlaştıracaktı.
