2. bölüm / 11
EKSİK PARÇASAVAŞ BAŞLASIN
Bölümler 11Şu an: SAVAŞ BAŞLASIN
- 1 BEYAZ EV1.497 kelime
- 2 SAVAŞ BAŞLASIN1.649 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 KRALİÇE VE KÜLKEDİSİ2.335 kelime
- 4 OTUZ ADIM3.692 kelime
- 5 KAVANOZ2.289 kelime
- 6 OZAN, İKNA OLUR MUSUN?2.505 kelime
- 7 EE, NASIL TANIŞTINIZ?2.698 kelime
- 8 BANYO SAVAŞLARI2.559 kelime
- 9 GÖRÜLMEMESİ GEREKEKEN ŞEYLER2.148 kelime
- 10 MAHŞERİN DÖRT ATLISI3.573 kelime
- 11 OZAN4.217 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eğer bir insanı kendi rızasıyla bir yerden kaçırmak istiyorsanız, ona doğrudan saldıramazdınız. Önce sınırlarını zorlar, sabrını test eder, ardından da hayatı onun için çekilmez bir hâle getirirdiniz.
Planım tam olarak buydu.
Aklımda Ozan'ı bu evden pes ettirip kaçıracak intikam senaryolarının tüm detaylarını oturturken, mutfaktan gelen tıkırtılar dikkatimi çekti.
Derin bir nefes alıp omuzlarımı dikleştirdim ve kararlı adımlarla mutfağa doğru adımladım.
İçeri girdiğimde Ozan'ı tezgahın önünde buldum. Kendine pratik bir şeyler hazırlamakla meşguldü.
Geldiğimi fark ettiğinde başını kaldırıp bana kısa, ilgisiz bir bakış attı ve sanki mutfağa giren ben değilmişim gibi arkasını dönüp işine devam etti.
Onun bu rahat tavrı sinirimi bozsa da planımı bozmasına izin vermedim. Tezgahın birkaç adım gerisinde durup kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Sana bir şey söyleyeceğim," dedim, sesimi son derece ciddi tutmaya çalışırken. "Madem bir süre mecburen birlikte yaşayacağız, o zaman belirli kurallarımız olmalı. İki taraf da bu kurallara harfiyen saygı duymalı."
Ozan elindeki bıçağı kesme tahtasının üzerine bırakıp omzunun üzerinden hafifçe bana döndü.
"Olabilir," dedi sakince. "Fena fikir değil." Ardından yeniden önündeki sebzeleri doğramaya döndü. "Başla o zaman. İlk kural belli ki senden gelecek."
Bu kadar çabuk kabul etmesini beklemediğim için bir an duraksasam da hemen kendimi toparlayıp ilk kuralımı masaya sürdüm.
"Birincisi..." dedim, mutfağın içinde volta atmaya başlarken. "Ailem asla seninle bu evde kaldığımı bilmeyecek. O yüzden sen de kimseye benden bahsetmeyeceksin. Eğer bu süre içerisinde birimizin ailesi buraya ziyarete gelirse, diğeri onlar gidene kadar kalacak başka bir yer bulacak."
Ozan beni dikkatle dinledikten sonra umursamaz bir tavırla başını salladı.
"Tamam."
İlk kuralı kabul etmesi kaşlarımın çatılmasına sebep olmuştu. Amacım onu tatmin edecek kurallar koymak değil, saçmalıklarla dolu kurallar uydurmaktı ama sanırım başarılı olamamıştım.
Yine de moralimi bozmadan devam ettim.
"İkincisi, koridorun sonundaki büyük odayı ben alacağım. Çünkü çalışma masamın sığabileceği tek oda orası ve ben bazen evden de çalışmak zorundayım."
Cümlem biter bitmez Ozan yavaşça tamamen bana doğru döndü. Tezgaha yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi. Yüzünde tanıştığımız andan beri insanı çileden çıkaran alaylı gülüşü vardı.
"Geç kaldın," dedi gayet pişkin bir sesle. "Ben çoktan o odaya yerleştim."
Gözlerim istemsizce büyürken tüm ciddiyetim ve sakinliğim bir anda buhar olup uçtu.
"Ne demek geç kaldın?!" dedim sesimin yükselmesine engel olamayarak. "Bu yaptığın resmen haksızlık! Nasıl bana sormadan tek başına böyle bir karar alabilirsin ya?"
Ozan hiç istifini bozmadı. Çenesini hafifçe kaldırıp beni süzmeye devam etti.
"Senin yerleşmeni bekledim aslında," dedi dümdüz bir sesle. "Ama saatlerdir bahçede oturup kara kara düşünüyorsun. Eşyalarım ortalıkta kalsın istemedim, daha fazla seni bekleyemezdim."
Gözlerimi kısıp karşımda gayet rahat bir şekilde dikilen adama baktım. Dişlerimi birbirine bastırırken içimdeki o intikam ateşi birden alev aldı.
Az önce kafamda kurduğum büyük ev savaşlarını düşündüm.
Gerçekten bu savaşı hak ediyordu.
Hem de sonuna kadar.
Sırtımı dikleştirdim, gözlerimi gözlerinin çekirdeğine diktim.
"Üçüncü kural," dedim, en az onun kadar düz bir sesle. "Bir daha karşı tarafı etkileyecek kararlar alırken sormadan harekete geçmek yok."
Ozan aynı rahatlıkla omuz silkti.
"Tamam. Bitti mi?"
Samimi olmayan bir şekilde gülümsedim.
"Hayır tabii ki." Yeniden mutfakta volta atmaya başladım. "Eve arkadaş getirmek yok. Ne sosyal arkadaş ne de sevgili."
Ozan'a kaçamak bakışlar atarken yüz ifadesinde en azından küçük bir öfke veya itiraz görmek istiyordum ama düz duvara bakıyormuş gibi hissediyordum.
Cevap vermeyeceğini anlayınca devam ettim.
"Banyoda kalma süresi maksimum on dakika. Onuncu dakikada şalterleri indiririm, karanlıkta kalırsın."
Ozan ilk defa bir duygu belirtisi gösterdi: Kaşları hayretle havalandı. Göğsünde birleştirdiği kollarını çözdü ve ellerini arkadan tezgâha yasladı.
"Sebep?" dedi Ozan, sesindeki şaşkınlığı gizleyemeden. "Neden böyle saçma bir dakika kısıtlaması var?"
"Farkındaysan faturaları ortak ödemek zorundayız. Gereksiz harcama yapamazsın çünkü ben tek başıma yaşasaydım gereksiz olan tüm harcamalardan kaçacaktım."
"Bade..." dedi Ozan, bana doğru bir adım atarken. "İnsan on dakikada nasıl temizlenebilir?"
"Pardon da..." dedim ben de ona doğru bir adım atarken. Farkında olmadan fazla yakınlaşmıştık ama geri adım atamazdım. "Eğer gün içinde çamurda yuvarlanmıyorsan her gün on dakikalık duşla tertemiz olursun."
Ardından iki adım geriledim. Bu yakınlık bir an için çok yanlış görünmüştü.
"Tamam," dedi Ozan, sakince. "Bitti sanırım?"
Omuz silktim.
"Bitmedi."
"Abartıyorsun, Bade."
"Bitmedi dedim, Ozan."
Ozan'ın gözleri çok hafif kısıldı. Bir süre hiçbir söylemeden gözlerimi arşınladı, bakışları öylesine baskındı ki gözlerimi kaçırmamak için kendimi zorluyordum.
"Devam et," dedi sonunda.
"Klozet kapağı her zaman kapalı duracak. Şampuan şişelerinin etiketleri bile aynı yöne bakacak. Düzen takıntım var, bozarsan baştan temizletirim."
"Sen kafayı yemişsin."
"Ayrıca banyoya tek bir damla bile su sıçramayacak. Banyodan çıkmadan önce yerleri çekçekle kurulamak zorundasın."
"Emredersiniz, kraliçem." Hayretle başını salladı. "Şansını çok zorluyorsun."
"Farkındaysan bu kurallara ben de uyacağım."
"Farkındayım," dedi Ozan ve bana doğru tekrar bir adım attı. "Benim kurallarıma da uymak zorundasın aynı zamanda."
Kollarımı göğsümde birleştirdim. Ayaklarım benden bağımsız olarak ritim tutmaya başladı.
"Neymiş senin kuralların?"
Şimdi volta atma sırası Ozan'a geçmişti.
"Birincisi, madem bu kadar kural koydun, yaptırımı da olmalı. Koyduğun ya da koyduğum kurallardan herhangi birini ilk ihlal eden kişi, bir hafta boyunca evin tüm bulaşığını yıkar ve yerleri siler."
Yutkunurken gözlerimi kaçırdım. Ozan'a sıraladığım bu kurallar normalde asla rutinimde olan şeyler değildi! Amacım sadece onu pes ettirmekken şimdi o cehennem gibi kurallara ben de uymak zorundaydım.
Ama geri adım atamazdım.
"Anlaştık," dedim, sesimi olabildiğince kararlı tutmaya çalışırken.
"İkincisi, mutfakta tek kişilik yemek pişirip evin içine kokusunu yaymak yasak. Ya iki kişilik pişireceğiz ya da kokutmadan soğuk bir şeyler yeriz. Aç aç kokuyu çekmek zorunda değilim."
"Yuh artık!" dedim, sesimi istemsizce yükseltirken. "Saçmaladın iyice."
Ozan gözlerini kıstı.
"Üçüncüsü... Bir şeye sinirlendiğinde bana çocuk gibi bağırmak, sesini yükseltmek veya hakaret etmek yasak." Volta atmayı bıraktı. "Ne söyleyeceksen bir yetişkin gibi sakince söyleyeceksin. İlk ses yükseltmede o gün salona girme hakkını kaybedersin."
"Ama-"
"Ama yok, Bade..." dedi Ozan, volta atmaya bırakıp yeniden tezgâhın başına dönerken. "İtiraz edersen ben de hiçbir kuralına uymam."
Ardından bana yeniden sırtını dönüp sebzelerini doğramaya devam etti.
Gözlerimi kısıp, bakışlarımı geniş omuzlarına diktim. Bir süre sessizliği korudum. Ne yapmam gerektiği çok açıktı; yenilen asla ben olmayacaktım.
Bu evden elinde bavullarla çıkacak kişi o olacaktı, ben değil.
"Tamam," dedim yapmacık bir şekilde gülümseyerek. "O zaman koyduğun ikinci kuralın hayata geçmesinin tam vakti."
Ozan'ın elindeki bıçak birkaç saniye havada asılı kaldı, sanki koyduğu ikinci kuralı hatırlamaya çalışıyordu.
"Bana da bir tabak hazırlarsın. Ellerine sağlık şimdiden."
Ardından cevap vermesini beklemeden doğruca salona, eşyalarımın öylece koyulacakları yeri bekledikleri alana döndüm.
Köşede duran çalışma masası, onun hemen yanında ilk maaşımla aldığım yatırılabilir, mint yeşili bir berjer, anneannemin hediyesi olan uzun lambader ve henüz çok yeni aldığım baza...
Ve ıvır zıvırlarımı doldurduğum birkaç küçük koli.
Hepsi gözümde o kadar büyüyordu ki!
Yine de içerideki korkunç adamdan yardım istemeyeceğimi bildiğim için çalışma masasına ilerledim ve tüm kuvvetimle sürüklemeye başladım.
🏠
Ozan'ın odasının hemen karşısındaki boş odaya kırk dakikanın sonunda tüm eşyalarımı yerleştirebilmiştim. Evin eski sahiplerinin daha önceden bıraktığı elbise dolabı oldukça büyüktü ve böylelikle tüm kıyafetlerim rahatlıkla sığmıştı.
Odanın ortasında ellerim belimde dururken odayı şöyle bir gözümle taradım.
Büyük odayı Ozan'a kaptırmış olsam da burası oldukça sevimli ve kullanışlı duruyordu.
Odada rahat bir yatak, duvar kenarında büyük bir elbise dolabı ve pencerenin önüne yerleştirdiğim, sırf alışkanlığımdan vazgeçemeyip aile evinden yanımda getirdiğim çalışma masam duruyordu.
Masanın hemen yanında köşeyi aydınlatan şık bir lambaderim ile hemen dibinde duran tek kişilik mint yeşili berjerim yerini almıştı bile.
Yerde ayağımın altına serdiğim minik peluş halı ortama sıcak bir hava katıyordu.
Camlardaki panjurlar dışarıdaki ışığı tatlı bir şekilde süzerken, odanın boş kalan diğer köşesine de makyaj masamı yerleştirmiştim.
Tek eksiğim kitaplarımı sergileyebileceğim bir kitaplıktı ama şu an ona bütçe ayıramazdım. Ben de kolilerdeki kitaplarımı elbise dolabındaki boş bir alana yerleştirdim.
Eşyaların kutuda aylarca beklemesi asla tahammül edebileceğim bir şey değildi.
Odamın kapısı yavaşça iki kere tıklatıldığında bir an yerimden sıçradım.
Kapıyı açtığımda Ozan elleri cebinde bana bakıyordu.
"Yemek hazır."
Ve klasik, cevap vermemi beklemeden arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Neredeyse koşar adımlarla ona yetişirken boğazımı temizledim.
"Kural bilmem kaç!" Sesimi yükselttiğimi fark ettiğimde korkarak tonumu düşürdüm. "İletişim kurarken karşıdakinin cevabını beklemeden dönüp gitmek yok."
Ozan bir anda olduğu yerde durunca hızımı ayarlayamadım ve sırtına sertçe çarptım. Burnumun kemiği acıyla sızlarken istemsizce ovuşturmaya başladım.
Ozan ağır ağır bana döndü.
"Ne yapmaya çalıştığını anlıyorum." Bakışları buz gibiydi. "Ama sana istediğini vermeyeceğim, küçük hanım."
Burnumu sıvazlayan parmaklarım donakaldı. Ozan ise sırtını dönüp mutfağa ilerlemeye devam etti.
Derin bir soluk verdim, yapmaya çalıştığım şeyi anlamış olabilirdi ama bunu asla kabul etmeyecektim. Hızla ona yetiştim ve mutfaktan içeri girdim.
Burnuma dolan taze makarna ve çorba kokusu karnımdaki boşluğu yeniden hatırlattı.
"Valla ne anladın bilmiyorum ama benim bir şey yapmaya çalıştığım yok."
Sandalyelerden birine otururken Ozan çoktan karşımdaki sandalyeye oturmuştu.
"Öyle olsun bakalım."
Sessizliğimi koruyarak makarnadan bir çatal aldım. Ve hayatımın şokunu yaşadım.
Bir makarna nasıl bu kadar güzel olabilirdi?
Bakışlarım şokla Ozan'a yöneldi.
"Senin elin baya lezzetliymiş."
"Çünkü ben aşçıyım."
Gözlerim büyüdü.
"Şaka yapıyorsun!" Ve tam o an onun hakkında hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. "Bu kadar iyi aşçıysan neden fakirsin?"
Ozan'ın ağzına götürmekte olduğu çatalı havada asılı kaldı. Bakışları beni bulduğunda istemsizce yutkundum.
Ardından çatalı tekrardan tabağına bıraktı.
"Bak, ben fakir değilim." Derin bir soluk verdi. "İstanbul'dan buraya bir restoran açmak için geldim. Elimdeki tüm paranın planlaması aylar önceden yapıldı ve o planın dışına bir lira bile çıkamam. Anladın mı?"
"Restoran ne zaman açılıyor?" dedim, aklımda yeşeren fikrin huzuruyla.
"Yaklaşık bir ayı var."
"Bak sana ne diyeceğim..." dedim gülümseyerek. "Restoran açıldıktan sonra maddi durumun toparlayacak. O sürede ben de çalışacağım için benim de elim biraz rahatlar. Ben diyorum ki..."
"Ne diyorsun, Bade?"
Gözlerimi devirdim.
"Bölmezsen sevinirim." Ozan sessiz kalınca devam ettim. "İkimizde elimiz rahatlayınca ev bakmaya başlayalım, bütçesine uygun evi ilk kim bulursa taşınsın. Hatta sana söz, ev bulursan temizliğini ben yaparım. Taşınmana yardımcı olurum."
Tabii ki bu bir yalandı. Ona ev baktığımı söyleyecektim ama ev bakmaya kesinlikle niyetim yoktu. Bu ev benim çocukluk hayalimdi ve daha arka bahçemde beni bekleyen bir kavanoz vardı.
Ozan birkaç saniye sessiz kaldı. Bakışlarından anlam çıkarmaya çalışıyordum ama hiçbir şey okuyamıyordum.
"Peki evi sen önce bulursan? Gerçekten evden gidecek misin?"
"Tabii ki!" dedim, dünyanın en yapmacık gülüşünü sergilerken. "Hiç merak etme."
Ozan yine bir süre yüzümü inceledi. Bu adamın bakışları gerçekten çok tuhaftı.
"Anlaştık."
Neredeyse sevinçten alkış çalacaktım ama kendimi tutarak önümdeki yemeğe odaklandım ve keyifle yemeğimi yemeye devam ettim.
Planım tıkır tıkır işliyordu.
🏠
Bölüm etkileşimi
