EKSİK PARÇA kitap kapağı

7. bölüm / 11

EKSİK PARÇA

EE, NASIL TANIŞTINIZ?

Vaveyla Yazarı: Helin Demir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: EE, NASIL TANIŞTINIZ?

Göz kapaklarımın arasına süzülen güneş ışınları uykumu en tatlı yerinde böldü. Boynumda hissettiğim anlamsız sızıyla gözlerimi araladığımda birkaç saniye nerede olduğumu kavrayamadım.

Odanın tavanı, mobilyaları hatta kokusu bile çok yabancıydı.

Tam o an yatakta sırtı bana dönük bir şekilde uyuyan Ozan'ı görünce dün yaşananlar bir film şeridi gibi zihnimde canlandı.

Korku filmi, elektriklerin gitmesi, zorla Ozan'ın odasına girmem...

Bazen kendimden ve davranışlarımdan çok utanıyordum!

Oturarak uyuyakaldığım berjerden kalkarken üzerime örtülmüş pikeyi fark edince kaşlarım çatıldı. Bu pikenin halime acıyıp kendi kendine gelip üzerime konma ihtimali, Ozan'ın üşümeyeyim diye üzerime örtme ihtimalinden daha fazlaydı.

Yine de ikinci ihtimalin daha gerçekçi olduğunu biliyordum ve nedense Ozan'ın bana karşı insani bir davranış sergilemiş olması farkında olmadan gülümsememi sağlamıştı.

"Kendine gel, Bade..." diye fısıldadım. "Gardını indirmek yok. Sakın bu numaralara kanma!"

Sesim sonlara doğru istemsizce yükseldiğinde Ozan yerinde hafifçe kıpırdandı. Suratım istem dışı buruştu, ellerim reflekse ağzıma gitti.

"Sen..." dedi Ozan, tam da korktuğum gibi uyanmıştı. Ağır ağır vücudunu bana çevirdi. "Kendi kendine mi konuştun az önce?"

"Günaydın, Ozan'cığım!" dedim, aşırı abartılı bir sevinçle ve berjerden hızla kalktım. "Kahvaltı hazırlayacağım, sen de ister misin?"

Hem odağını başka yere çekmek için hem de isteğimi yapana kadar ona iyi davranmak zorunda olmam bana hiç istemediğim davranışlar sergiletiyordu.

"Sen mi?" dedi Ozan, sesi hâlâ tam olarak uyanmadığını belli edercesine pürüzlüydü. "Sabah sabah içine melek mi kaçtı, Bade?"

Gözlerimi devirdim.

"Aşk olsun... Neyse, hadi kalk. Elini yüzünü yıka."

Ardından ayaklarımı sürüye sürüye banyoya gittim. Tüm geceyi o rahatsız, küçücük berjerde geçirmek kaslarıma yaptığım bir ihanetti resmen!

Hızlıca elimi yüzümü yıkayıp buz gibi suyun beni kendime getirmesini bekledim. Kahvaltı hazırlamaya başlamadan önce odama uğrayıp üzerimdeki kıyafetleri temizleriyle değiştirdim.

Ardından mutfağa girdim ve bir süre ellerim belimde mutfağın ortasında öylece durdum. Ozan'ın aşçı olması beni mutfak konusunda aşırı özgüvensiz hissettiriyordu.

Sanki önüne ne koysam beğenmeyip burun kıvıracak, illa ki eleştirecek bir şey bulacaktı.

Yine de laf ağzımdan bir kere çıkmıştı, o yüzden kazağımın kollarını sıvayıp buzdolabına yöneldim. Ozan ve ben ayrı ayrı alışveriş yapmıştık ama elime gelen tüm kahvaltılıkları yavaş yavaş masaya dizdim.

Ardından omlet yapabilmek için gerekli malzemeleri çıkardım. Tam o an Ozan mutfağa girdi.

"Yardım edeyim mi?"

Yüzünde her zamanki 'sen becerebilecek misin?' şüphesi vardı. Ağzıma geleni saydırmak yerine gülümsedim.

"Hallediyorum."

Ozan omuz silkip sandalyelerden birine oturduğunda ben de önüme döndüm. Yumurtaları kasede hızlıca çırparken bir yandan kızgın yağa attığım patatesleri kontrol ediyordum.

"Bu evli çift mevzusu..." dedi Ozan, kasedeki zeytinlerden bir tane ağzına atarken. "Beni çok düşündürüyor. İkimizden biri bu evden gidince ne açıklama yapacağız?"

"Boşandık deriz," dedim, hiç düşünmeden.

"Peki ikimizden birinin ailesine geldiğinde ne yapacağız? Komşular ya bahsederse? Hadi ben aileme anlatırım da... Senin ailen bunu normal karşılar mı?"

Sorusu zihnime bir yıldırım gibi düştü. Babamın öfkeden deliye dönmüş suratı gözlerimin önüne geldiğinde seslice yutkundum.

"O zaman ailelerimiz gelmesin diye elimizden geleni yapacağız," dedim, babamın gözümün önündeki görüntüsünü savuşturarak.

"Yine de... Bir yerde çok fena patlayacakmışız gibi geliyor," dedi Ozan, sesli bir soluk bırakırken.

Elimdeki çatalı sertçe tezgâha bıraktım.

"Maşallah sabah sabah pozitiflik akıyor her yerinden." Gözlerine dik dik baktım. "Korku filmi izlemekten felaket senaryosu uzmanı olmuşsun."

Çatalı tezgâhtan alıp yumurtaları çırpmaya devam ettim.

"Korku filmi demişken..." dedi Ozan, yüzüne bakmasam da sesindeki alayı sezebiliyordum. "Sen de ne korkakmışsın öyle."

Elimdeki kaseyle Ozan'a döndüm. Kalçamı tezgâha yaslarken bir yandan yumurtaları çırpmaya devam ediyordum.

"Bu arada pike için sağ ol," dedim, tıpkı onun gibi alayla gülerken. "İçinde insaniyet namına bir şeyler varmış."

Ozan gözlerini kaçırdı.

"Titriyordun..." dedi, bir zeytin daha ağzına atarken. "Dişlerinin çıkardığı sesten uyuyamadım. Ya odadan atacaktım seni, ya da üzerine örtecektim."

Gözlerim kısıldı.

"Sen var ya..."

"Ne? İyi kız rolün buraya kadar mıydı?"

Dişlerimi birbirine öyle sert bastırdım ki çeneme bir sızı saplandı.

"Sen var ya, çok iyi bir insansın diyecektim."

"Perişan oldular."

Kaşlarım çatıldı.

"Kimler?"

Ozan başıyla hâlâ hızla çırptığım yumurta kasesini işaret etti.

"Yumurtalar. Çırpmasan mı artık?"

Bakışlarım bir Ozan'a bir yumurtalara kaydı.

"Evet, yeterli olmuştur," dedim ve yeniden sırtımı Ozan'a döndüm.

O birkaç saniyelik aralıkta gülümsediğini görür gibi olmuştum. Birkaç dakikanın sonunda patatesleri boş bir tabağa alıp omleti de tavayla beraber masaya bıraktım.

"Sunum desen sıfır..." dedi Ozan, başını iki yana sallarken. "Ne biçim yeni gelinsin sen?"

Karşısındaki sandalyeye otururken Ozan sabrımın son demlerine yaklaştığımı bilmiyordu.

"Afiyet olsun, Ozan'cığım. Ne demek, rica ederim!"

Tabağımın kenarında duran çatalı hırsla elime aldım. Omletten bir çatal alıp ağzıma götürürken güzel olması için dua ediyordum.

Nitekim, dualarım kabul olmuştu.

"Eline sağlık ama tuzu az olmuş," dedi Ozan, ağzındaki lokmayı yutarken. "Elin biraz ayarsız."

"Ya hiç iyi geçinmeye çalışma tamam mı?" dedim, sesim öfkeden çatlamıştı. "İlla laf sokmak zorunda mısın?"

Ozan elindeki çatalı tabağının kenarına bıraktı. Ellerini çenesinin altında birleştirirken hafifçe öne uzandı.

"Bu savaşı sen başlattın, Bade." Gözleri kısıldı. "Unutma."

"Alakası bile yok!" Başımı hızla salladım. "Daha karşılaştığımız ilk an gıcıklığa başladın sen. Neredeyse eşyalarımı indirmeme bile izin vermiyordun. Bana resmen kendine yeni bir ev bul dedin."

"Kabul," dedi Ozan, sandalyesinde arkasına yaslanırken. "O an şoktan biraz saçmalamış olabilirim. Ama sonrasında beni polise gitmekle tehdit ettin, saçma sapan kurallar koyarak beni evden kaçırmaya falan çalıştın. Sen bunları yapmasaydın şu an gül gibi geçiniyor olurduk."

"Tamam ben bunları yaptım!" Bir yandan hırsla omleti yiyordum. "Ama bak iyi geçinmeye çalışıyorum işte. En azından ikimizden biri ev bulana kadar evimizde diken üstünde olmayalım istiyorum."

Ozan başını geriye atıp minik bir kahkaha attı.

"Şu an iyi geçinmeye çalıştığın doğru... Ama bunu da çıkar için yapıyorsun. Şu çok sevgili arkadaşların hakkında bilgi alayım diye."

Çatalı sertçe masaya bıraktım.

"Neyse ne! Sonuçta iyi davranıyorum. Sen de biraz ayak uydursan ölür müsün?"

Ardından altımdaki sandalyeyi ayaklarımla geriye iterek ayaklandım.

"İştah falan da bırakmadın! Afiyet olsun sana."

Ozan'ın şaşkın ifadesini arkamda bırakıp ayaklarımı zemine vura vura salona geçtim. Ozan'la beş dakika bile kavga etmeden duramıyorduk. Bu şekilde aynı evi daha ne kadar paylaşabilirdik bilmiyordum.

Artık bu evden gitme fikri o kadar da uzak gelmiyordu.

Salondaki koltuklardan birine sertçe bıraktım kendimi. Tavanı izlerken göğsüm sertçe inip kalkıyordu. Öfkem resmen ciğerlerimi yakıyordu.

Gözüm dün geceden salonda kalan atıştırmalıklara kaydı. Toplamak aklımdan tamamen çıkmıştı.

O sırada Ozan'ın adım seslerini işittim. Doğruca salona yaklaşıyordu.

"Bade..." dedi Ozan, salona girdiğinde.

"Hiç özür dileme Ozan, hiç!"

Ozan sesli bir soluk bıraktı.

"Özür dilemeye gelmedim ki..."

Gözlerim kocaman açıldı. Dirseklerimin üzerinde doğrulup ona baktım.

"Neden geldin o zaman? Beni yalnız bırakır mısın?"

"Öncelikle..." dedi Ozan, karşımdaki koltuğa otururken. "Burası ortak alan. Yalnız kalmak istiyorsan odana gitmelisin." Başını iki yana salladı. "Ayrıca şu an büyük bir sorunumuz var."

"Ne?" dedim, önceki söylediklerini tamamen görmezden gelerek. "Ne oldu?"

"Dün restorandan dönerken mahalle bakkalına uğramıştım. Zorla numaramı aldı Turgut amca. Mahalleyle alakalı bir şey olursa mesaj atarım dedi. Az önce mesaj attı."

"Ee," dedim merakla. Artık yattığım koltuktan tamamen doğrulmuştum. "Ne yazmış?"

"Şu bir hafta sonra olacak mahalle toplantısı var ya... Bugüne alınmış. Akşam beşte, mahalle kahvesinde yapılacakmış."

"Of!" dedim öfkeyle yüzümü sıvazlarken. "Ben bir hafta sonra olacak diye çok rahattım! Kendimi hiç hazır hissetmiyorum ki... Gitmeyelim. Evde yokmuşuz gibi davranırız."

"Olmaz..." dedi Ozan. "Onlarla iyi geçinmemiz lazım. Hem bu fırsatı iyi değerlendirirsek durumu lehimize çevirebiliriz."

"Nasıl yani?" dedim, farkında olmadan öne eğilirken.

"Çok yoğun olduğumuzdan falan bahsederiz. Böylelikle bize gidip gelmezler, rahatsız etmezler."

"Doğru," dedim başımı sallayarak. "Bunu iyi kullanalım." Tam o an zihnimde bir şimşek çaktı. "Hem... Bugün amcalara soracaksın değil mi, Ozan? Arkadaşlarımı yani..."

Ozan'ın gözeri kısıldı. Elindeki telefonu çevirirken bakışlarını üstümden çekmiyordu.

"Çok mu önemli bu üç arkadaşın senin için?"

"Önemli tabi... Çocukluk arkadaşım onlar."

"Madem bu kadar önemliler... Bulmak için neden bu eve taşınmayı bekledin?"

Kaşlarım çatıldı. Bu soruya hazırlıksız yakalandım. Üstelik bunu hiç düşünmediğim için bir cevabım da yoktu.

"Yani... Bilmiyorum. Hayat yoğunluğu falan girdi araya..." Yutkundum. "Sen konuşacaksın değil mi?"

"Konuşacağım," dedi Ozan, hiç düşünmeden. "Bulalım bakalım şu üç arkadaşını."

"İki," dedim sevinçle. "Birini seneler önce buldum dedim ya."

"Her neyse." Bir anda ayaklandı. "Kahvaltıya geri dön. Sonra aç kalacaksın."

🏠

Evden çıkmadan önce Ozan'a arkadaşlarım hakkında gerekli bilgileri verip, sorması gereken soruları tek tek anlattım.

Saat beşe birkaç dakika kala evden çıktığımızda, mahalle kahvesinin önünde beklediğimden çok daha kalabalık bir grup gördüm.

Kapının önünden içeriye doğru uzanan sandalyeler, birbirleriyle yüksek sesle konuşan insanlar ve kahvenin açık pencerelerinden dışarı taşan uğultu, daha kapıya varmadan ne kadar kalabalık bir toplantının bizi beklediğini anlatıyordu.

İçeri girdiğimizde neredeyse elli kişinin olduğunu fark ettim.

Bir an olduğum yerde durup etrafa baktım.

Benim için buradaki insanların neredeyse tamamı yabancıydı. Onlar ise muhtemelen birbirlerini yıllardır tanıyorlardı. Birbirlerine laf atıyor, gülüyor, çaylarını yudumluyor ve sanki yıllardır süren bir sohbetin ortasındalarmış gibi rahatça konuşuyorlardı.

Tam geri dönüp kaçmayı düşünmeye başlamıştım ki tanıdık iki yüz gördüm.

Selvi teyze ve Yıldız teyze. Bizi fark ettikleri anda yüzleri aydınlandı.

"Aaa, çocuklar!" diye seslendi Selvi teyze. Daha ne olduğunu anlamadan elini havaya kaldırıp bizi yanına çağırdı. "Gel gel, buraya oturun. Ayakta kalmayın."

Yıldız teyze de hemen yanındaki sandalyeyi çekti.

"Gel Bade kızım, sen buraya otur."

İkimizin de itiraz edecek vakti olmadığından yanlarına geçip oturduk.

Ozan benim yanıma otururken ben de Yıldız teyzenin yanındaki sandalyeye iliştim. Tam o sırada kahvenin diğer ucundan Turgut amcanın sesi duyuldu.

"Hoş geldiniz çocuklar!" Başımı kaldırdığımda Turgut amcanın bize doğru baktığını gördüm. "Eksik birkaç kişi daha var. Onlar da birazdan gelir, sonra başlarız."

"Tabii amca," dedi Ozan başını sallayarak.

Ben ise etrafı süzmeye devam ediyordum. Bir yandan da kalbim göğsümün içinde anlamsız bir hızla çarpıyordu.

Bugün burada, yirmi yıl önce birlikte oyun oynadığım çocuklardan ikisinin izini bulabilirdim.

Bunu düşünmek bile midemi tuhaf bir heyecanla burkuyordu.

"Ee çocuklar..." dedi Selvi teyze, bana doğru biraz eğilerek. "Doğru düzgün konuşamadık sizinle. Nasıl, alıştınız mı eve? Bir sıkıntınız var mı?"

Ozan hiç düşünmeden cevap verdi.

"Yok teyzecim, her şey yolunda çok şükür. Ev de gayet güzel."

"İyi iyi." Selvi teyze memnuniyetle başını salladı. "Zaten ev güzel evdir. Bir süredir boş duruyordu ama bakın, sonunda yine ses geldi içine."

"Aynen, iyi ki de siz geldiniz!" dedi Yıldız teyze gülümseyerek.

Ben de sadece gülümsemekle yetindim. Ardından Selvi teyze yüzünde meraklı bir ifadeyle ikimize baktı.

"Ee siz nasıl tanıştınız?"

O an beynimin içindeki bütün düşünceler bir anda sustu. Ozan'a baktım, o da aynı anda bana bakıyordu.

Birbirimize yalnızca birkaç saniye baktık ama o birkaç saniye bana saatler kadar uzun geldi. Biz bunu hiç konuşmamıştık.

Kalbim göğsümün içinde öylesine sert çarpmaya başladı ki çevremdeki herkesin duyacağından emindim.

Panikle ağzımı araladım.

"Üniversitede."

Aynı anda Ozan da konuştu.

"Otobüste."

İkimizin sesi aynı anda kesildi. Etrafımızdaki sohbetlerin sesi de sanki bir anda uzaklaşmış gibi geldi bana.

Selvi teyzenin yüzündeki meraklı ifade donup kalmıştı. Yıldız teyze bize bakıyordu, Turgut amca başını hafifçe yana eğmişti.

Ben ise olduğum yerde taş kesilmiştim.

Gözlerimi yavaşça Ozan'a çevirdiğimde o da bana bakıyordu. Beynimden tek bir düşünce geçti.

Mahvolduk.

Avuç içlerim terlemeye başlamıştı. Az önce kahvenin içindeki elli kişinin tamamı bana bakıyormuş gibi hissediyordum. Sanki alnımda kocaman bir yazıyla "YALAN SÖYLÜYORUM" yazıyordu.

Bir şey söylemem gerekiyordu ama zihnim bomboştu.

"Şey..." diye geveledim ama Ozan benden önce davrandı.

"Üniversitemiz aynıydı," dedi son derece sakin bir sesle. "Üniversiteye giden otobüste tanıştık."

Başımı hızla ona çevirdim. Ozan sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi rahatça devam etti.

"Ben her sabah aynı otobüse biniyordum. Bade'yi de birkaç kez görmüştüm. Bir gün yan yana denk geldik, öyle tanıştık."

Selvi teyzenin yüzündeki şüphe yerini yeniden gülümsemeye bıraktı.

"Ay, ne güzel! Duydun mu kız, Yıldız?" dedi uzanıp Yıldız teyzenin kolunu dürterken. "Aşk ne güzel şey!"

İçimden öyle büyük bir nefes verdim ki az kalsın bütün kahve duyacaktı. Ozan'a bakmamaya çalışıyordum. Çünkü bakarsam yüzündeki sakinlik beni daha da delirtecekti.

Yalnızca ellerimi dizlerimin üzerinde birbirine kenetleyip önümdeki boş çay bardağına baktım. Kalbim hâlâ deli gibi çarpıyordu.

Yıldız teyzenin bakışlarını hissettiğimde ona döndüm.

"Ee çocuklar, aileleriniz nerede? Hiç gelip gitmezler mi size? Tanışmak isteriz onlarla da."

İçimden derin bir nefes aldım. Daha önce hiç düşünmediğimiz bir başka ayrıntı daha önüme konmuştu. Bu insanların merak ettiği şeylerin bir sonu yok muydu?

Tam ne diyeceğimi düşünürken Ozan yine benden hızlı davrandı.

"Benim ailem yurt dışında maalesef. Yaşlı olduklarından gelip gidemezler. Biz arada onları ziyarete gideriz."

Başımı hemen salladım.

"Benimkiler de çok çalışıyorlar. O yüzden gelemiyorlar genelde. Biz uğrarız yanlarına ara sıra."

Yıldız teyze anlayışla başını salladı.

"Doğru tabii, insanın işi gücü olunca..."

"Evet," dedim hemen. "Aynen öyle."

Daha beş dakika önce üniversitede mi, otobüste mi tanıştığımız konusunda bile anlaşamamıştık. Şimdi ailelerimizin nerede yaşadığını, neden gelmediklerini ve ne sıklıkla görüştüğümüzü de doğaçlama belirliyorduk.

Bu işin sonu hiç iyi görünmüyordu.

Tam o sırada kahvenin kapısı açıldı ve içeri birkaç kişi daha girdi. Turgut amca hemen ayağa kalkıp etrafına baktı.

"Evet, eksikler de tamamlandı. Hadi başlayalım artık."

Kahvenin içindeki uğultu yavaş yavaş kesilirken herkes oturduğu yerde toparlandı. Ben de derin bir nefes alıp sandalye üzerinde biraz doğruldum.

Toplantı tahmin ettiğimizden çok daha uzun sürdü. Birkaç saat boyunca mahallelinin şikâyetçi olduğu genel sorunlar konuşuldu.

Kaldırım taşlarından bozulan sokaklara, yetersiz aydınlatmadan çöp sorununa kadar herkesin söyleyecek bir şeyi vardı.

Arada yapılması planlanan yeniliklerden de bahsedildi ve bunlar için ayrılan bütçe açıklandı. Benim içinse bütün bunlar bir süre sonra arka planda kalmaya başlamıştı.

Aklım yalnızca birazdan soracağımız isimlerdeydi.

Nihayet toplantı bittiğinde teyzeler yavaş yavaş ayaklanmaya, birbirleriyle konuşarak kahveden çıkmaya başladılar. Amcalar ise masaların etrafında grup halinde oturmaya devam ediyordu.

Ben de hemen Ozan'ı kolundan dürttüm.

"Hadi gidip soralım."

Ozan başını salladı.

"Tamam."

Yan yana yürüyüp Turgut amcanın oturduğu masaya doğru ilerledik. Ozan, Turgut amcanın karşısında durdu.

"Turgut amca, müsaitseniz bir şey soracağım."

Turgut amca başını kaldırıp ona baktı.

"Buyur evladım."

"Ben seneler evvel bu mahallede oturan arkadaşlarıma misafirliğe gelmiştim. Ama sadece isimlerini hatırlıyorum. Acaba size sorsam hatırlar mısınız?"

Turgut amcanın sağında oturan yaşlı amca hemen lafa girdi.

"Hele isimlerini de bakalım."

Ozan hiç düşünmeden cevap verdi.

"Çağrı ve Yaren."

Masadaki birkaç kişi birbirine bakarken herkes düşünmeye başladı. Ben de nefesimi tutmuş, yüzlerini inceliyordum. Sanki verecekleri cevap bütün hayatımın yönünü değiştirecekmiş gibi hissediyordum.

Turgut amca kaşlarını çattı.

"Evladım, aileleri ne iş yapardı? Hangi binada otururlardı?"

Ozan hemen ona daha evden çıkmadan verdiğim detayları sıraladı.

"Yaren'in ailesi doktordu. Hem annesi hem babası. Çağrı'nın babası da cam fabrikasında çalışıyordu. Bizim evin yanındaki apartmanda oturuyorlardı ikisi de."

Turgut amca birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. Gözlerini hafifçe kısıp geçmişi hatırlamaya çalışıyordu.

Sonra birden yüzü aydınlandı.

"Evet evladım, bildim. Kimden bahsettiğini hatırladım."

Kalbim yerinden çıkacakmış gibi oldu.

"Gerçekten mi?" diye atılacak oldum ama kendimi zor tuttum.

Turgut amca devam etti.

"Yaren ve ailesi üç sene öncesine kadar buradalardı. Ama Çağrılar taşınalı on sene oluyor."

İçimde bir anda kocaman bir sevinç patladı.

Yıllardır yalnızca isimlerini taşıdığım o iki insan artık benim için sadece çocukluk anılarından ibaret değildi. Bir adresleri, ulaşabileceğimiz gerçek bir iz vardı artık.

O an ne kadar uzun zamandır bunu beklediğimi fark ettim. Yıllardır aklımın bir köşesinde duran o çocukluk anıları, ilk kez gerçekten bir yere bağlanmıştı.

Ozan konuşmaya devam etti.

"Ben onlara ulaşmak istiyorum. Nasıl ulaşabilirim? Adresleri, telefonları falan var mı?"

Turgut amca düşünerek başını salladı.

"Yaren'in babası Kemal, iki sokak ilerideki hastanede görev yapıyor hâlâ. Daha geçen gittim yanına. Ama Çağrı'nın babası Murat'ın telefonunu sileli bayağı oluyor. Nerede, ne yapar, vallahi bilmiyorum."

Çağrı'ya dair bir şey bulamamak beni üzse de en azından Yaren'i bulma ihtimali artık çok yakındı.

"Bu Kemal amcanın soyadı neydi?" dedi Ozan.

"Koraltan. Kemal Koraltan."

Ozan başını sallayıp gülümsedi.

"Çok sağ olun Turgut amca. İyi akşamlar."

"Size de evladım."

Ozan bana baktı. Ben hâlâ duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum.

"Gidelim mi?" dedi.

Başımı hızla salladım. Birlikte kahveden çıktık. Akşamın serin havası yüzüme çarptığında derin bir nefes aldım.

"Yarın hemen o hastaneye gitmem lazım. Aşırı heyecanlıyım!"

"Rica ederim," dedi Ozan gülerek.

Bakışlarımı ona çevirdim.

"Sağ ol," diye mırıldandım ağzımın içinde. "Karşılığını fazlasıyla verdim zaten."

"Neyse..." dedi Ozan evin anahtarını elinde çevirirken. "Alacak verecek kalmadı aramızda. Bundan sonra birbirmize bulaşmadan, olabildiğince az diyalogla geçinip gidelim. Tamam mı?"

"Senin kadar yabani bir herif görmedim," dedim başımı hayretle iki yana sallarken. "Gerçekten inanılmazsın."

"Hak ettiğin şekilde davranıyorum diyelim."

Gözlerim kocaman açıldı.

"Bu nefretinin sebebini bilmiyorum ama normal değil, onu biliyorum! Yarın istersen sen de benimle hastaneye gel, doktora falan görünürsün."

"Daha önce espirilerinin iğrenç olduğunu söyleyen olmuş muydu?" dedi Ozan, bahçe kapısını açıp girmem için kenara çekilirken.

"Gayet ciddiydim."

Bahçeye girip salıncağa doğru adımladım. Eve girmeden önce hem biraz sakinleşmek hem de Onat'ı arayıp Yaren'in babasını bulduğumu haber vermek istiyordum.

Ozan evin kapısını anahtarla açarken omzunun üstünden bana döndü.

"Bahçede mi oturacaksın?"

"Sana ne?" dedim hiddetle.

"Hava soğuk diye dedim." Derin bir soluk verdi. "Ne halin varsa gör, Bade."

"Dengesiz herifin tekisin, biliyorsun değil mi?" dedim, o kapıyı suratıma kapatmadan hemen önce.

Önce dünya üzerindeki en değersiz kişiymişim gibi davranıyordu, üç saniye sonra üşütürüm diye endişeleniyordu.

Bakışlarımı gökyüzüne çevirdim. Hava kararmış, yıldızlar gökyüzündeki yerini almıştı.

Ve yüzümde sebebini bilmediğim bir gülümseme vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.