EKSİK PARÇA kitap kapağı

8. bölüm / 11

EKSİK PARÇA

BANYO SAVAŞLARI

Vaveyla Yazarı: Helin Demir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: BANYO SAVAŞLARI

Onat'la konuşup her detayı paylaştıktan sonra Ozan'la birkaç gün önce teyzelerin bize getirdiği yemeklerden ısıtıp yemiş, akşam öğününü bir şekilde atlatmıştık.

Hâlâ evin içerisinde bir yabancıyla yaşamayı garipsiyordum. Muhtemelen ailem bu olanları duysa cahil cesaretimden dolayı kızılca kıyamet kopardı.

Babamın öfkeden patlayan sesi ara ara kulaklarımda uğulduyordu ama hemen odağımı başka bir şeye verip tüm olumsuz ihtimallerin üstünü çiziyordum.

Telefonda ekranı boş boş kaydırmaktan sıkılıp salona ilerlemeye başladım. Eşikten adım attığımda Ozan'ın koltuklardan birinde kucağında dizüstü bilgisayarıyla oturduğunu gördüm.

"Sen hiç odana gitmez misin?"

Hemen karşısındaki koltuğa kurulduğumda Ozan bilgisayardan başını hafifçe kaldırdı. Gözlerinin beyazlığını esir alan kırmızılıklardan anladığım kadarıyla uzun saatlerdir bilgisayar başındaydı.

"Sana ne, Bade?"

Artık ters cevaplarına sinirlenmeyeceğime dair kendime söz verdiğim için umursamazca omuz silktim.

"Hayır yani, ne zaman gelsem buradasın."

"Hani bu evde yaşıyorum ya, Bade," dedi Ozan, kelimeleri bastırarak. "Normal değil mi o yüzden?"

Cevap vermeyi reddederek bakışlarımı televizyona çevirdim. Ozan belli ki evde ses seven biriydi. Televizyonu izlemese bile açık olmasını tercih ediyordu.

Ben ise tam tersi evde çıt sesi bile istemeyen bir insandım. En ufak sese tahammül edemezdim, hemen migrenim tutardı.

Diğer konularda olduğu gibi bunda da tamamen zıt kutuplardık.

"Bu arada..." dedi Ozan, bilgisayarın kapağını yavaşça kapatırken. "Kirayı ikiye bölerek atacağız, biliyorsun değil mi?"

"Yok Ozan, ikimiz de ayrı ayrı atarız diye düşünmüştüm." Gözlerimi devirdim. "Tabii ki biliyorum, günü geldiğinde senin hesabına yollarım. Sen toplu şekilde atarsın."

Ozan yalnızca başını salladı ve bakışlarını televizyona çevirdi. Ben de yeniden ekranda oynayan eski Türk filmine daldım.

Filmdeki karakterler konuşuyor, olaylar gelişiyordu ama benim zihnim çoktan dalından koparılan bir yaprak gibi savrulmuş, yarın konuşmak için can attığım Kemal amcanın omzuna konmuştu.

"Senin hiç arkadaşın yok mu?" dedi Ozan, bakışlarımı ona çevirdiğimde hâlâ televizyona bakıyordu. "Hep evdesin, dışarı çıktığın yok."

"Burada hiç yok." Dudaklarımı büzdüm. "Seni saymazsak tabi."

"Sakın sayma," dedi Ozan, başını hızla iki yana salladı. "Biz arkadaş falan değiliz."

"Aman!" dedim, alayla. "Meraklın değilim."

Bakışlarımı hırsla televizyona çevirirken istemsizce kollarımı göğsümde birleştirdim. Bu adam ya benim mayınlı bölgelerimi çok iyi çözmüştü ya da düpedüz insanlıktan uzak bir canavardı.

"Bana diyene bak, sen de çıkmıyorsun hiç. Bir gün restorana gidiyorum diyerek çıktın, geri kalan her gün evdesin," diye ekledim, bir önceki cevabım öfkemi söndüremediği için.

"Benim de burada arkadaşım yok çünkü," dedi Ozan, dümdüz bir sesle. "Restoran da hâlâ inşaat yeri. Gitsem bile yapacak bir şey yok."

"Bak aklıma ne geldi..." Yerimden kalkıp onun oturduğu koltuğa, hemen yanına yerleştim. "Madem ikimizin de arkadaşı yok, beraber bir şeyler yapalım?"

Öfkemin bu kadar çabuk geçmesini ben de beklemiyordum. Cümleler ağzımdan sanki isteğim dışı dökülmüş, daha Ozan'ın kulaklarına ulaşamadan pişman olmuştum.

"Biz?" dedi Ozan, kaşları hayretle havalanmış, gözleri normalden iki kat büyümüştü. "İkimiz? Ben ve sen?"

Suratımı buruşturdum. Tam da beklediğim tepkiyi vermişti ama bunu bekliyor olmak sinirlenmeme engel olmadı.

"Evet, ne dedim sanki? Ben ve İron Man falan demişim gibi tepki veriyorsun."

"Bade..." Ozan hafifçe öne eğildi. "Biz dışarıda on dakika beraber vakit geçirelim, birbirimizin boğazına yapışma noktasına geliriz."

Söyledikleriyle yüzümde kırıntıları kalmış olan heves de bir anda silindi. Kaşlarımı hafifçe çatıp ona baktım.

"Ne kadar ön yargılı bir insansın."

Ozan'ın dudaklarının bir köşesi hafifçe kıvrıldı.

"Bu ön yargı değil, deneyim."

"Ne deneyimiymiş o?"

"Bak," dedi, elini kaldırıp parmaklarıyla sayıyormuş gibi yaparak. "Günlerdir bu evin içinde kaç kere sinir krizi geçirdik ben sayamadım valla. Sen saydın mı?"

Ağzımı açıp kapattım. Gerçekten de verecek bir cevabım yoktu.

Çünkü adamın söylediği her kelime sinirimi biraz daha bozuyordu ve en kötüsü, haksız da sayılmazdı.

"Sen..." diye mırıldandım, gözlerimi kısarak.

Ozan gayet rahat bir şekilde arkasına yaslandı.

"Ne?"

Hiçbir şey söylemeden hızla ayağa kalktım. Karşıdaki koltuğa geçtim ve kendimi biraz fazla sert bir şekilde koltuğun üzerine bıraktım.

"Aman tamam! Bir şey söylemedim," dedim hırsla. Kollarımı göğsümde birleştirip yüzümü televizyona çevirdim. "Yabani..."

"Küstün mü?" dedi Ozan.

Sesindeki keyifli ton sinir uçlarıma baskı yapıyordu.

"Ne münasebet?" dedim, ona yandan bile bir bakış atmadan. "Ben yalnızca arkadaşlarıma küserim, yabancılara değil."

Televizyondaki oyuncular birbirlerine bağırırken ikimiz de bir süre sessizce ekrana bakmaya devam ettik.

Birkaç gün sonra iş başı yapacağım için boş günlerimi değerlendirmek istiyordum. Fakat tek başına dışarıda gezmeye, dolanmaya alışık bir insan değildim. Sanki tüm insanlar tek olduğum için bana acır gibi hissetmekten kendimi alıkoyamıyordum.

Ya da daha kötüsü, dalga da geçebilirlerdi.

Belki Yaren'i bulduktan sonra onunla bir şeyler planlayabilirdim. Bu fikir yüzümün neşeyle aydınlanmasına yetmişti.

"Haklısın..." dedi Ozan, aradan dakikalar geçtikten sonra. "Biraz yabanilik ettim. Beraber çıkıp bir şeyler yapabiliriz."

"Artık ben istemiyorum," dedim ama ses tonum istediğim kadar kararlı çıkmamıştı.

"Tamam, Bade. Kusura bakma. Ben de seninle bir şeyler yapmak isterim. Uzatmayalım, oldu mu?"

Gülümsememek için ne kadar dirensem de dudağımın kenarı çoktan kıvrılmıştı. Hevesle ona döndüm.

"Tamam o zaman. Yarın benimle beraber hastaneye gel, Kemal amcayla görüşeyim ben. Oradan çıkışta biraz gezeriz."

Ozan'ın kaşları çatıldı ama o kadar kısa sürdü ki bir an gördüğüm şeyden emin olamadım.

"Yok." Gözlerini kaçırdı. "Sen hastaneye git. Çıktığında ortak bi yerde buluşuruz."

"Sen bilirsin." Omuz silkip ayaklandım. "Ben uyuyorum, sana iyi geceler."

"İyi geceler..." diye mırıldandı.

Keyifle gülümseyerek odama ilerledim.

🏠

Ertesi sabah uyandığımda midemde çok farklı bir his vardı. İnsan çok garip bir varlıktı. Hislerinin yankılarını bazen midesinde taşırdı.

Rahatsız etmeyen, minik ama tatlı krampları yok sayarak yataktan hızla doğruldum. Saatime baktığımda epeyce uyuduğumu hatta bir saat içinde evden çıkmazsam hastanenin öğle molasına denk geleceğimi fark ettim.

Bu da bana neredeyse bir saat vakit kaybettirecekti.

Neredeyse koşar adımlarla odadan fırladım ve banyoya ilerledim. Banyonun kapısının kapalı olduğunu görünce kaşlarım çatıldı.

Eşiğe yaklaştığımda içeriden gelen su sesine eşlik eden şarkı sesiyle Ozan'ın duş aldığını anladım. Gözlerimi devirerek kapıyı birkaç kez tıklattım.

Ama ne su sesi kesildi ne de Ozan cevap verdi.

Bu kez yeniden, daha şiddetle tıklattım. Ve su sesi kesilene kadar vurmaya devam ettim.

Birkaç saniyenin sonunda nihayet su sesi kesildi. Ardından şarkının sesi kısıldığında boğazımı temizledim.

"Ozan, çabuk çıkar mısın? Hastaneye yetişmem lazım."

"Yeni girdim."

Ardından şarkının volümü yeniden yükseldi ve su sesi devreye girdi. Öfkeyle yeniden kapıya vurdum.

Bir, iki, üç...

"Çık artık şuradan!"

İçeriden yine su sesi kesildi. Ardından şarkının sesi de azaldı.

"Bade, ne istiyorsun?" diye bağırdı Ozan.

"Ya eğer duş alıp hemen çıkmazsam hastaneye ancak öğle molasında varacağım! Lütfen acele et."

"Bu benim sorunum değil. Erken uyansaydın."

Dişlerimi sıktım. Her konuda benimle inatlaşmasa içi rahat etmiyordu bu adamın.

"Ozan, rica ediyorum."

"Ben de kabul etmiyorum."

Sesiyle birlikte su yeniden açıldı. Şarkının sesi de eski haline döndü.

Bir süre kapının önünde öylece dikilip kaldım. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. İçimdeki öfkenin yavaş yavaş bütün bedenime yayıldığını hissediyordum.

"Sen şimdi görürsün," diye kendi kendime fısıldadım.

Banyonun önünden ayrılıp doğrudan elektrik şalterinin olduğu yere gittim. Şalterlerin hepsini birer birer indirdim. Ardından mutfağa geçip su vanasını da kapattım.

Banyodan çıt çıkmıyordu.

Bir saniyelik sessizliğin ardından Ozan'ın öfkeli sesi bütün evi doldurdu.

"BADE!" Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı. "Seni mahvedeceğim!" diye bağırmaya devam etti Ozan.

Hemen odama girip kapıyı arkamdan kapattım ve kilitledim. Birkaç dakika sonra Ozan'ın banyodan çıkmasını beklemeye başladım.

Banyonun kapısının açıldığını işitince birkaç saniye daha bekledim. Koridordan gelen ayak seslerini duyduğumda nefesimi tuttum. Ozan'ın uzaklaştığından emin olur olmaz kapımı açıp koşar adımlarla banyoya daldım ve kapıyı arkamdan kilitledim.

Tam birkaç saniye sonra elektrikler geldi, sonra koridordan hızlı ayak sesleri geldi. Tahmin ettiğim gibi Ozan şalterleri ve su vanasını açmış, yeniden banyoya dönmüştü.

Banyo kapısına sertçe vurmaya başladı.

"Bade! Aç şu kapıyı!"

Dudaklarımda kocaman bir gülümsemeyle kapıya doğru baktım.

"Hayatta açmam! Beş dakika bekle, çıkacağım zaten. Acelem var, oyalanmayacağım."

"Çıkmazsan ben de indiririm şalterleri!"

"Yemin ederim ben de sen girersen tekrar indiririm şalterleri. Bu döngü sonsuza kadar gider. Bırak da duş alayım işte!"

Kapının diğer tarafından birkaç saniye sessizlik geldi. Ardından Ozan sinirle kapıya bir kez daha vurdu.

"Of Bade, of! Çocuktan farkın yok, yemin ederim!"

Ayak seslerinin koridorda uzaklaştığını duyunca yüzümdeki zafer gülümsemesi daha da büyüdü.

"Çocuktan farkım yokmuş..." Kendi kendime mırıldanıp omuz silktim. "Kim kazandı ama?"

Sonunda duşu açıp rahat bir nefes aldım. Ardından gerçekten dediğimi yaparak hiç oyalanmadan hızlı bir duş aldım.

Banyodan çıkıp Ozan'a görünmeden odama girdim. Biliyordum ki dün sözleştiğimiz plan iptal olmuştu. Ozan onu böylesine çileden çıkarmışken beni birkaç saat görmek istemeyecekti ama umrumda değildi.

Bir kerelik tek başıma gezmeyi göze alabilirdim sanırım.

Hızlıca hazırlanıp hafif bir makyaj yaptım, ardından saçımı bile kurutmadan çantamı kaptığım gibi evden çıktım.

Evden çıkar çıkmaz tam kapının önüne park edilmiş arabayı görünce olduğum yerde duraksadım. Kaşlarım kendiliğinden çatılırken arabaya, ardından evin kapısına baktım.

"Hayır yani, koskoca mahallede başka yer mi kalmadı da evin önüne park ediyorsun?"

Sanki beni duyacakmış gibi söylene söylene kaldırıma indim. Zaten sabah sabah Ozan yüzünden sinirlerim yeterince bozulmuştu. Bir de şimdi bu araba meselesi çıkmıştı başıma! İnsanların benimle uğraşmak için sıraya girdiğine yemin edebilirdim ama kanıtlayamazdım.

Kendi kendime söylenmeyi bırakıp hastaneye doğru yürümeye başladım. Başlangıçta adımlarım oldukça hızlıydı ama hastaneye yaklaştıkça içimdeki heyecan yüzünden yavaşladığımı fark ettim.

Yaren'i en son kaç yaşında görmüştüm?

Yedi.

Yedi yaşındaki bir çocuğun yüzünü hatırlamakla yirmi yedi yaşındaki bir kadını tanımak aynı şey değildi. Umarım yedi yaşında birbirimize verdiğimiz o sözleri unutmamıştır diye düşünmeden duramıyordum.

Adımlarımı yavaşlattım.

Sonra kendi kendime kızıp başımı iki yana salladım. Daha Yaren'i bulmadan bütün olumsuz ihtimalleri düşünmeye başlamıştım.

Hastanenin girişine ulaştığımda derin bir nefes aldım. Otomatik kapılar açılınca içeri girdim. Antiseptik kokusu, koridorlarda yankılanan ayak sesleri, danışmaya bir şeyler soran insanlar...

Her şey o kadar sıradan görünüyordu ki burada birazdan benim için ne kadar önemli bir görüşmenin başlayacağından kimsenin haberi yoktu.

Danışmaya ilerleyip görevli kadına yaklaştım.

"Merhaba, Kemal Koraltan isimli doktorla görüşmem gerekiyor."

Kadın bilgisayarın ekranına bakarken başını kaldırmadan cevap verdi.

"Randevunuz var mıydı?"

"Hayır, ama kendisiyle çok kısa bir görüşme yapmam gerekiyor."

"Maalesef hanımefendi, doktorlarımızın programı oldukça yoğun oluyor. Randevu almanız gerekiyor." Ekrana birkaç saniye bakıp devam etti. "Ama bugün için de randevu boşluğu yok zaten."

Dudaklarımı birbirine bastırdım. Bunca yolu geldikten sonra bir randevu yüzünden geri dönmek istemiyordum. Üstelik ne zaman boş vakti olacağını bilmediğim bir doktordan günler sonrasına randevu almaya çalışmak da hiç içime sinmiyordu.

"Bir arayıp sorabilir misiniz, lütfen?" dedim, sesimi olabildiğince sakin tutmaya çalışarak. "Ben kızı Yaren'in arkadaşıyım. Çocukluk arkadaşıyız. Sadece beş dakika görüşmek istiyorum, gerçekten uzun sürmeyecek."

Kadın bu kez yüzüme baktı. Sanırım sesimdeki telaşı fark etmişti.

"Bir dakika, kendisine sorayım."

Telefonun ahizesini kaldırıp birkaç numara tuşladı. Ben de olduğum yerde kıpırdanıp dururken konuşmanın bitmesini bekledim. Kadının ağzından çıkan kelimeleri duyamıyordum ama ara sıra bana bakması heyecanımı daha da artırıyordu.

Nihayet ahizeyi yerine bıraktı.

"Tamam, ikinci kata çıkabilirsiniz. Doktor bey sizi bekliyor."

"Çok teşekkür ederim!"

Teşekkürümü bitirir bitirmez arkamı dönüp merdivenlere yöneldim. Asansörün bulunduğum kata gelmesini bekleyecek sabrım bile yoktu. Basamakları ikişer ikişer çıkarken kalbim göğsüme sığmayacakmış gibi atıyordu.

Birazdan Yaren hakkında bir şeyler öğrenecektim.

Belki de onu görmeme yalnızca birkaç gün kalmıştı.

Merdivenlerin son basamağına ulaştığımda nefes nefese kalmıştım. Bir an durup nefesimi düzene sokmaya çalıştım, sonra koridora çıktım. Kapıların üzerindeki isimleri tek tek okumaya başladım.

Kemal Koraltan...

İsmi gördüğüm anda adımlarım durdu.

Kapının önünde birkaç saniye öylece bekledim. Ellerimi çantamın askısına sıkıca geçirdim, avuçlarımın terlediğini fark ettim.

Derin bir nefes aldım ve kapıyı tıklattım.

Kapıyı tıklattıktan birkaç saniye sonra içeriden gelen sesle kapıyı aralayıp başımı uzattım. Odada yalnızca masasının arkasında oturan Kemal Bey ve yanında bilgisayarla ilgilenen tıbbi sekreteri vardı.

Yüzüme yerleşen gülümsemeyle içeri girdim. Kemal Bey'in yüzünü gördüğümde onu hayal meyal de olsa hatırladığımı fark ettim. Yıllar geçmişti elbette ama bazı yüzler, çocukluk anılarının arasında bir yerlerde kendine yer buluyordu.

"Merhabalar Kemal Bey. Kusura bakmayın, rahatsız ettim ama sizinle görüşmem gerekiyordu."

Kemal Bey de bana gülümseyerek karşılık verdi. Elindeki kalemi masaya bırakıp biraz daha dikkatli baktı.

"Evet, dinliyorum. Yaren'in arkadaşıymışsınız ama sizi tanımıyorum doğrusu. Konu nedir?"

Heyecanla çantamın askısını düzelttim. Bunca yolu boşuna gelmemiş olmayı umuyordum.

"Kemal Bey, beni hatırlar mısınız bilmem ama ben küçükken sizinle aynı mahallede, Kumru Mahallesi'nde yaşıyordum. İsmim Bade."

Kemal Bey'in kaşları hafifçe çatıldı. Birkaç saniye boyunca yüzümü inceler gibi baktı. Ben de nefesimi tutmuş, bir şey hatırlamasını bekliyordum. Sonra yüzündeki ifade bir anda değişti. Gözleri parladı, dudaklarına daha geniş bir gülümseme yayıldı.

"Bade..."

İsmimi hatırlamış olmasına öyle sevindim ki olduğum yerde daha da dikleştim.

"Evet, Bade! Hatırladım seni, hatırlamaz mıyım hiç?" diyerek arkasına yaslandı. "Kızım, maşallah, ne kadar büyümüşsün! Bir de değişmişsin... İlk başta çıkaramadım, kusura bakma."

Gülümsemem yüzüme iyice yayıldı. İçimdeki heyecanın yerini sıcacık bir mutluluk almıştı. Yıllar önce beni tanıyan birinin karşısında durmak, hiç beklemediğim kadar güzel hissettirmişti.

"Hiç önemli değil Kemal Bey. Ben de sizi görünce ancak hayal meyal hatırladım zaten."

"Ee, anlat bakalım. Nasılsın, ne yapıyorsun? Bunca yıl sonra seni burada görmek şaşırttı doğrusu."

"İyiyim, teşekkür ederim. Aslında ben buraya Yaren'e ulaşabilmek için geldim." Bir an durup heyecanımı bastırmaya çalıştım. "Mahalleden burada doktorluk yaptığınızı öğrendim. Sizinle görüşebilirsem belki Yaren'in iletişim bilgilerine ulaşabilirim diye düşündüm."

Kemal Bey'in yüzündeki ifade yumuşadı. Sandalyesinde hafifçe öne eğilip başını salladı.

"Tabii kızım! Yaren'in numarasını vereyim sana. Sesini yeniden duyduğuna o da çok mutlu olacaktır."

Çantamdan telefonumu çıkarmamla Kemal Bey'in numarayı söylemeye başlaması bir oldu. Ekranı açıp söylediklerini dikkatlice yazdım. Bir rakamı bile yanlış kaydetmek istemiyordum.

"Bir kontrol edeyim," diyerek numarayı baştan sona gözden geçirdim. Sonra içim rahatlayınca başımı kaldırıp ona baktım. "Çok teşekkür ederim Kemal Bey. Gerçekten benim için çok önemliydi."

"Ne demek kızım... Yıllar sonra eski arkadaşlarını araman çok güzel bir şey. Kendine iyi bak."

"Siz de öyle..."

Telefonumu çantama koyarken yüzümdeki gülümsemeyi engelleyemiyordum. Bütün sabah içimde taşıdığım o tuhaf heyecan, yerini kocaman bir umuda bırakmıştı. Artık elimde yalnızca yıllar öncesinden kalma anılar ve birkaç isim yoktu.

Yaren'e ulaşabileceğim bir numara vardı.

Gülümsememi koruyarak odadan çıkarken omzumdaki iki yükten biri gitmişti. Merdivenleri ağır ağır inerken az önce kaydettiğim numaraya tıklayıp aradım.

Telefon her çaldığında kalbim boğazıma kadar yükseliyordu. Ama telefon açılmadan kapandı.

Kulağımdan çekip ekrana öylece baktım. Belki müsait değildir ya da yabancı numara olduğu için açmıyordur. Mesaj atmadan önce bir süre beklemeye karar verdim. Eğer birkaç saat içerisinde dönmezse ona kendimi tanıttığım bir mesaj atacaktım.

Düşünceler içinde ilerlerken çoktan hastanenin bahçesine geldiğimi fark ettim. Adımlarım kısa bir an duraksadı, gözlerimi kısıp etrafa baktım.

Bugün geri kalan zamanda ne yapabileceğimi düşünürken bahçeden çıkıp hastanenin önüne doğru ilerledim. Belki biraz yürüyüş yapabilir, ardından güzel bir yerde oturup bir şeyler içebilirdim. Yaren'in beni aramasını beklerken kendime oyalanacak bir şeyler bulmam gerekiyordu.

Tam o sırada gözlerim hastanenin girişinin önünde dörtlülerini yakmış hâlde duran arabaya takıldı. Birkaç saniye araca baktıktan sonra kaşlarım havalandı. Bu, sabah evimin önünde gördüğüm arabaydı!

"Aha, iyi ki gördüm," diye mırıldandım. "Bir daha evimin önüne park etmemesini söyleyeyim bari..."

Hiç vakit kaybetmeden arabanın yanına ilerledim. Camı iki kez tıklattım ve birkaç saniye sonra cam aşağıya indi.

Karşımdaki kişiyle göz göze gelince olduğum yerde kalakaldım.

"Ozan?!"

Direksiyonun başında oturan Ozan, yüzünde son derece sakin bir ifadeyle bana baktı.

"Bade."

"Senin miydi bu araba?" diye sordum, şaşkınlığımı gizleyemeden. "Bir araban olduğunu bile bilmiyordum!"

"Benim." Omuzlarını hafifçe silkti. "Ama buraya geldiğimden beri servisteydi. Bakımını yaptırıyordum, bu sabah anca alabildim."

"Anladım." Başımı salladım. "Peki burada ne işin var?"

Ozan kaşlarını kaldırdı.

"E, gezmeye gitmeyecek miydik?"

Bir an yüzüne boş boş baktım. Ardından sabah yaşanan banyo faciası zihnimde bütün ayrıntılarıyla canlandı. Suyu kesmem, onun kapıya vuruşları, tehditleri... Beni bir daha görmemek için can atacağına emindim oysa...

"Şey... Sabahki banyo faciasından sonra gelmezsin diye düşünmüştüm."

Ozan'ın dudaklarının kenarı kıvrıldı.

"Hiç hatırlatma istersen."

"Tamam, tamam!" diye aceleyle araya girdim. "Hatırlatmıyorum. Hiç yaşanmamış gibi davranmak benim işime gelir."

"Seninle aynı evde yaşarken bazı şeyleri hiç yaşanmamış gibi davranarak unutabileceğimi sanmıyorum, Bade."

Yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti. Gözlerimi devirsem de dudaklarımın kenarında beliren gülümsemeyi engelleyemedim.

"Hadi, atla."

Hiç ikiletmeden kapıyı açıp yolcu koltuğuna yerleştim. Emniyet kemerimi takarken içimde yeniden sabahki heyecanın kıpırdandığını hissettim. Yaren'in numarası rehberimdeydi, önümde ise henüz nasıl geçeceğini bilmediğim koca bir gün vardı.

Üstelik bu kez yalnız değildim.

Ozan kontağı çevirdiğinde yüzümdeki gülümseme biraz daha büyüdü. Belki de bu mahallede sandığım kadar sıkıcı günler geçirmeyecektim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

33okunma 4beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.