9. bölüm / 12
EKSİK PARÇAGÖRÜLMEMESİ GEREKEKEN ŞEYLER
Bölümler 12Şu an: GÖRÜLMEMESİ GEREKEKEN ŞEYLER
- 1 BEYAZ EV1.497 kelime
- 2 SAVAŞ BAŞLASIN1.649 kelime
- 3 KRALİÇE VE KÜLKEDİSİ2.335 kelime
- 4 OTUZ ADIM3.692 kelime
- 5 KAVANOZ2.289 kelime
- 6 OZAN, İKNA OLUR MUSUN?2.505 kelime
- 7 EE, NASIL TANIŞTINIZ?2.698 kelime
- 8 BANYO SAVAŞLARI2.559 kelime
- 9 GÖRÜLMEMESİ GEREKEKEN ŞEYLER2.148 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 MAHŞERİN DÖRT ATLISI3.573 kelime
- 11 OZAN4.217 kelime
- 12 AFFETTİRME OPERASYONU2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Araba İzmir sokaklarında ağır ağır ilerlerken küçük tuşa dokunup camı indirdim. Denizin iyot kokusu ciğerimi yaktı. Yine de bir bahar sabahını andıracak kadar güzel olan hava içimin kıpır kıpır olmasına neden oldu.
Elimi camdan dışarı uzatıp rüzgârı avuçlarımın arasında hissetmeye çalıştım.
"Kordon'a gidelim diyorum," dedi Ozan, bana yandan bir bakış atarak. "Belki deniz havası öfke problemlerine iyi gelir."
Derin bir nefes aldım. Tüm gezi boyunca laf sokmalarıyla uğraşmak isteyeceğim son şey bile değildi.
"Ozan..." dedim, ismini bastıra bastıra söylerken. "Eğer sürekli laf sokacaksan arabayı hemen sağa çek. Modumu düşürmene izin vermeyeceğim."
Ozan'ın dudakları neşeyle kıvrıldı.
"Tamam tamam." Direksiyonu biraz daha sıkı kavradı. "Ee, Yaren mevzusu ne oldu?"
"Numarasını alıp aradım ama açmadı. Biraz daha bekleyeceğim, eğer geri dönüş yapmazsa mesaj atarım."
Ozan ağır ağır başını salladı. Araba dar sokaklarda bir sağa bir sola kıvrılıyordu.
"Peki, Çağrı... Onu nasıl halledeceksin?"
"İnan hiç bilmiyorum." Dudaklarımı büzdüm. "Yaren'le bir konuşayım. Bir yolunu mutlaka bulacağım."
Ozan sessiz kalmayı tercih ettiğinde ben de bakışlarımı yeniden cama çevirdim. Geçip giden binaları izlerken hipnotize olmuş gibi gözümü bir saniye kırpmıyordum.
Birkaç dakika sonra Kordon'a ulaştık. Ozan arabayı uygun bir yere park ettikten sonra emniyet kemerimi çözüp kapıyı açtım. Dışarı adımımı attığım anda yüzüme çarpan deniz havasıyla derin bir nefes aldım.
"Sonunda!" diye mırıldandım.
Ozan arabayı kilitleyip yanıma geldiğinde ona kısa bir bakış attım.
"Ne oldu?" dedi, beni süzerken.
"Seninle aynı arabada daha ne kadar kalabilirdim, onu düşünüyordum."
"Laf sokma diyene bak." Alayla güldü. "İstersen dönüşte yürüyebilirsin."
"Çok komiksin."
Dudaklarımı büzerek önüme döndüm ve sahile doğru ilerlemeye başladım. Ozan da yanıma geldi. Bir süre konuşmadan yürüdük. Denizden gelen hafif rüzgâr saçlarımı yüzüme savururken elimle saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım.
Gözlerimi denize çevirdim. Yıllar sonra burada olmak, içimde tarif etmesi zor bir his uyandırmıştı. Şehirde birçok şey değişmiş olabilirdi ama bazı şeyler insana hiç zaman geçmemiş gibi hissettiriyordu.
"Şehirde bir sürü şey değişse de Kordon'da yürümenin hissi hâlâ aynı," dedim, yüzümde belli belirsiz bir gülümsemeyle.
Ozan başını bana çevirdi.
"Kaç yaşındayken taşındınız buradan?"
"Yedi yaşındaydım."
"Anladım."
Kısa cevabının ardından yeniden önüne döndü. Ben de denizi izlemeye devam ettim. Yedi yaşımdayken yaşadığım anıların üzerinden bu kadar zaman geçtiğine inanmak zordu. Bazılarını hâlâ dün olmuş gibi hatırlıyordum, bazılarıysa zihnimin en kuytu köşelerinde silikleşip gitmişti.
Tam o sırada Ozan'ın adımlarının yavaşladığını fark ettim. Başımı kaldırdığımda ilerideki kumru standına baktığını gördüm. Ardından başıyla standı işaret etti.
"Yemek ister misin?"
Gözlerim bir anda parladı.
"Olur!"
Ozan gülerek bana baktı.
"Bu kadar hevesli olacağını bilseydim daha önce sorardım."
"Yemek konusunda beni hafife alma, Ozan."
"Fark ettim."
Gözlerimi devirip koluna hafifçe vurdum. Ardından birlikte kumru standına doğru ilerlemeye başladık.
"İki kumru alabilir miyiz?" diye sordu Ozan, tezgâhın arkasındaki adama.
Adam başını sallayıp hazırlıklara koyulurken ben de sabırsızlıkla tezgâhın önünde beklemeye başladım. Açlığımın farkına Ozan'ın kumru yeme teklifini duyduğum an varmıştım. Birkaç dakika sonra kumrularımızı alıp sahile doğru yürüdük.
Denize karşı durup ilk ısırığımızı aldığımızda yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu.
"İşte şimdi kendime geldim," diye mırıldandım.
Ozan yan gözle bana baktı.
"Bu kadar şey yiyorsun, hâlâ küçücüksün."
"Ağzımın tadını bozma, Ozan."
Gülerek yeniden kumrusundan bir ısırık aldı. Ben de onunla uğraşmayı bırakıp yemeğime odaklanmıştım ki yanımdan hızla geçen bir gölge yüzünden irkildim. Başımı çevirdiğimde birkaç metre ötemizde uçan bir martı gördüm. Ancak hayvan uzaklaşmak yerine üzerimizde dönmeye devam ediyordu.
Kaşlarımı çatarak başımı kaldırdım.
"Bu martı neden bu kadar yakınımdan uçuyor?"
Ozan kumrusundan bir ısırık daha aldıktan sonra martıya, ardından elimdeki ekmeğe baktı.
"Sanırım kumrunda gözü var."
"Çok bekler valla. Çok acıkmışım ben."
Sözlerimi bitirip kocaman bir ısırık almaya hazırlanmıştım ki martı aniden üzerime doğru alçaldı. Ne olduğunu anlayamadan gagasını kumrumun ekmeğine geçirdi.
"AAAA!"
Elimi havaya kaldırıp çığlık atarak geriye sıçradım. Martı da sanki hiçbir şey olmamış gibi yeniden yükselirken elimdeki kumruyu göğsüme bastırdım.
"Şaka mı bu?!" diye bağırdım. "Ozan, yardım et!"
Ozan başını bana çevirdi. Yüzünde en ufak bir telaş belirtisi yoktu.
"Ne yapayım Bade, martıyla güreşeyim mi?"
"Hayır, kendi ekmeğini versene ona!"
"Hayatta vermem."
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
"Yardım etmeyecek misin?"
"Hayır? O seni seçti."
Ağzım açık kaldı. Bir yandan elimdeki kumruyu korumaya çalışıyor, bir yandan da tepemde dönüp duran martıyı göz ucuyla takip ediyordum. Hayvan bir yükseliyor, bir alçalıyor, her seferinde biraz daha yakınımdan geçiyordu.
Sanki elimdeki yiyeceği alana kadar peşimi bırakmaya niyeti yoktu.
"Ozan, ciddi söylüyorum, şunu başımdan uzaklaştır!"
"Hiçbir şey yapamam."
"Gerçekten inanılmazsın."
Ozan'ın omuzları hafifçe sarsıldı. Gülmemek için kendini zor tuttuğu o kadar belliydi ki sinirden ayaklarımı yere vurmak istedim.
Tam dönüp ona bağıracaktım ki martı yeniden üzerime doğru alçaldı. Bu kez o kadar yakından geçti ki refleksle gözlerimi kapatıp kumruyu kendimden uzaklaştırdım.
"Tamam, al! Al da git!"
Pes ederek kumruyu yere bıraktım. Martı da sanki bu anı bekliyormuş gibi hızla alçalıp ekmeği kaptı ve birkaç kanat çırpışında uzaklaştı.
Bir süre arkasından öylece baktım. Sonra yavaşça başımı çevirip Ozan'a döndüm.
Dudaklarını birbirine bastırmış, gözlerini benden kaçırmaya çalışıyordu.
"SAKIN," dedim parmağımı yüzüne doğrultarak. "Sakın gülme."
Ozan başını yana çevirip dudaklarını daha da bastırdı. Ancak yüzündeki ifadeyi görünce yanaklarının şiştiğini fark ettim.
"Ozan!"
Dayanamayıp kahkahayı patlattı.
"Özür dilerim," dedi ama sesindeki eğlence zerre azalmamıştı. "Gerçekten çok üzgünüm."
"Pek öyle görünmüyorsun ama!"
Öfkeden küçücük kalan gözlerimle onu süzerken omuzları titriyordu.
"İnan bana, içim parçalanıyor."
Gülmesi daha da şiddetlendi. Elindeki kumruya bakıp iç çektim. Açlığım hâlâ geçmemişti ve az önce yemeğimi bir martıya kaptırmıştım. Üstelik yanımdaki insan bana yardım etmek yerine gösterinin tadını çıkarmıştı.
Ozan sonunda biraz sakinleşip kendi kumrusunu bana doğru uzattı.
"Al, bundan biraz ye." Kısa bir an duraksadı. "Yani, iğrenmezsen tabii."
Elime uzattığı kumruya baktım, ardından şüpheyle gözlerini süzdüm.
"Kaşla göz arasında içine zehir falan koymadın değil mi?"
Bu kez yeniden gülmeye başladı.
"Bade, yemin ederim hayatımda senin kadar olay çıkaran birini görmedim."
Kumrusundan bir parça koparıp ağzıma attım. Çiğnerken ona öyle bir bakış attım ki belki de ilk kez gerçekten susmasını sağlayabilirdim.
"Bir dahaki sefere martı seni seçsin de görelim."
Ozan denize doğru bakıp omuz silkti.
"Senin gibi ağlamam, orası kesin."
Elimdeki ekmeği sinirle sıktım.
"Sen var ya..."
"İnsan kocasıyla böyle konuşur mu?"
Boğazımdaki lokma bir an için büyüdü. Sanki bütün oksijen bir anda vakumlanmış gibi nefessiz kaldım. Gözlerim kocaman açıldığında Ozan'ın yüzündeki ifade gittikçe değişiyordu.
"Şakaydı!" dedi Ozan, telaşla. "Mahalleli öyle sanıyor ya, dalga geçmek istedim sadece. Sakin olur musun, boğulacaksın."
Tam o an yeniden göğsüm temiz havayla doldu. Derin bir öksürük dalgasıyla sarsılırken Ozan hayretle havalanmış kaşlarıyla beni izliyordu.
"Bade!" dedi Ozan, sırtımla şiddetle birkaç kez vururken. "Su ister misin?"
Sırtımdaki elinin şiddeti ayarını kaçırdığında canım yanarak geri çekildim. Öksürüğüm kendiliğinden saniyeler içerisinde geçmişti.
"Ozan, öküz müsün ya sen?! Ciğerim ağzımdan çıkıyordu, öyle mi vurulur?"
"Ne bileyim, telaşlandım işte..."
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Daha günün başında bu adamı denize atmayı ciddi ciddi düşünmeye başlamıştım.
Tam o an telefonum büyük bir gürültüyle çalmaya başladı. Ozan'a son kez ters bir bakış atıp çantamın içinde gürültüyle öten telefonumu çıkardım.
Ekrandaki numarayı ilk görüşte tanıdım. Arayan Yaren'di. Kalbim bir an için boğazıma yükseldi.
"Alo," dedim telefonu kulağıma yaklaştırırken.
"Alo? Beni aramışsınız."
Derin bir nefes aldım.
"Evet... Numaranı babandan aldım, Yaren. Ben Bade."
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oluştu. Yaren'in şu an hafızasını yoklayıp bugüne kadar tanıdığı tüm Bade'leri düşündüğüne emindim.
"Üzgünüm ama tanıyamadım...."
"Çok normal, en son yedi yaşında görüştüğümüz için..."
Telefonun ucundaki sessizlik bu defa daha uzun sürdü. Ardından Yaren'in sesli bir soluk alışını duydum.
"Bade! Şaka yapıyorsun! Gerçekten sen misin?"
Neşeyle kahkaha atarken kalbimin ritmi biraz daha düzensizleşmişti.
"Evet, benim! Sana ulaşabilmek için neler neler yaptım bir bilsen..."
Cümlem biter bitmez Ozan'a bir bakış attım. Bir eli cebinde, diğer elinde telefonunu tutmuş bir şeyler yapıyordu. Beni dinlemiyor gibi görünse de hemen dibimde olduğu için her şeyi duyduğunu biliyordum.
"İnanamıyorum şu an hâlâ... Nerelerdesin, neler yapıyorsun?"
"Bunları buluşmamıza saklayalım istiyorum. Sadece şu kadarını söyleyeyim, İzmir'e taşındım ve hatta... Hangi evde oturuyorum biliyor musun?"
"Hangi ev?" dedi Yaren, sesi heyecandan pürüzlü çıkıyordu.
"Beyaz ev."
Telefonun ucunda tanıdık sessizlik yeniden oluştu.
"Beyaz ev mi?! Mahalledeki ev... Yemin ederim şaka gibi!" Tok bir kahkaha attı. "Ee, ne zaman buluşuyoruz peki?"
Yaren'in kahkahasını duyduğumda yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu. Çocukken bahçede oynarken attığımız kahkahalar, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ kulaklarımdaydı.
"Henüz Çağrı'yı bulamadım ve nasıl bulacağımı da bilemiyorum..."
"Çağrı'yı bulmana gerek yok ki!" dedi Yaren neşeyle. "Çünkü ben nerede olduğunu biliyorum."
"Nasıl yani?"
İstemsizce telefonu tutan parmaklarım kasıldı.
"Biz Çağrı'yla hâlâ görüşüyoruz. Annelerimizin iletişimi hiç kopmadı, bu sayede bizim de bağımız devam etti. Ben akşam onu ararım." Derin bir soluk verdi. "Hatta şöyle yapalım, ben akşam bir grup kurayım. Oradan buluşma gününü ve saatini kararlaştırırız, olur mu?"
Çağrı'yı bulmak için efor sarf etmeyecek olmamın rahatlamasıyla omuzlarımı düşürdüm.
"Çok iyi olur, ben de Onat'ı eklerim gruba."
"Onat... Evet, Onat! Buldun mu onu da?!"
"Hıhı," dedim keyifle. "Ta lisede okurken buldum."
"Süper!" Birilerinin Yaren'e seslendiğini duydum. "Bade, ben şimdi kapatmalıyım ama akşam mutlaka grubu kuracağım. Öpüyorum, hoşça kal!"
"Görüşürüz!"
Telefonu kapattığımda İzmir'e taşındığımdan beri göğsümün arasına yerleşen ağırlığın hafiflediğini hissettim. Kendime ve çocukluk arkadaşlarıma verdiğim sözü tutmayı başarmıştım.
Telefonu çantama bırakırken yüzümdeki gülümseme henüz tam olarak silinmemişti.
"Şimdi..." dedi Ozan, o da telefonunu yeniden cebine yerleştirirken. "Geriye sadece Çağrı mı kaldı?"
"Hayır." Başımı iki yana salladım. "Yaren ve Çağrı hâlâ görüşüyorlarmış, Yaren ona haber verecek."
Ozan birkaç saniye sessiz kaldı.
"Yani arkadaş grubun tamamlandı."
Bakışları gözlerimin çekirdeğini arşınlıyordu sanki. Yüzünde tek bir mimik yoktu, bir eliyle çenesini ağır ağır ovalıyordu.
"Evet, tamamlandı."
Bakışlarındaki derinliğin sebebini çözemeden gözlerini üstümden çekti.
"İyi..." dedi, ardından yeniden bana döndü. "Biraz da Kemeraltı Çarşı'sına mı gitsek?"
Omuz silktim.
"Fark etmez."
"Arabaya dönelim o zaman."
Cevap vermeden usulca başımı salladım ve arabaya ilerleyen Ozan'ın arkasından ilerlemeye başladım.
🏠
Kemeraltı'nda geçirdiğimiz birkaç saat boyunca Ozan'la ara ara kavgaya tutuşmuş, ara ara gördüğümüz komik sahnelere karnımız ağrıyana kadar gülmüştük. Sonunda eve dönmeden önce yemek yemeye uğramaya karar verdik. Ozan'ın kumru jestine karşılık akşam yemeğini ben ısmarladım.
Tabii onun yemeğine dadanan bir martı olmadığı için keyifle yemişti.
Arabaya binip eve doğru yola çıktığımız andan itibaren farkında olmadan elim hep telefonuma gidiyor, Yaren'den herhangi bir mesaj gelmiş mi diye kontrol ediyordum.
Bir ara üst üste o kadar baktım ki Ozan'ın bile dikkatini çekti.
"Sanki arkadaşından değil de, küstüğün sevgilinden mesaj bekliyor gibisin."
Alayla mırıldandığında gözlerimi devirdim.
"Bugün güzel vakit geçirdiğimiz için seni zorbalamayacağım, Ozan. Ama sen yine de şansını çok zorlama."
Sonunda eve girdiğimizde doğruca odama gittim. Heyecandan avuç içlerim terliyor, odamın duvarları sanki üstüme üstüme geliyordu.
Mideme minik kramplar girerken tam üç kez telefonu elime alıp Yaren'e mesaj atmak için hareketlendim ama sonra ondan dönüş beklemenin daha mantıklı olacağına karar verdim.
Farkında olmadan odanın içerisinde bir ileri bir geri yürümeye başladım. Böyle beklemek karnımdaki sancıları arttırdığı için yatağın üzerinde duran telefonumu kaptığım gibi odamdan çıkıp Ozan'ın odasına ilerledim.
Üzülerek fark etmiştim ki, Ozan'la vakit geçirdiğimiz veya sohbet ettiğimiz sürelerde Yaren veya diğerleri aklıma gelmiyordu. Onunla laf dalaşına girmek bile zihnimdeki diğer her şeyin sesini susturuyordu.
Bu farkındalık kaşlarımı çatmama sebep olduğunda ben çoktan Ozan'ın odasının önüne gelmiş, parmağımın ucuyla kapının kolunu kavramıştım.
Dalgın bir şekilde düşüncelerimle boğuşurken odanın kapısını açtım.
Ve tam o an bunu yaptığıma pişman oldum.
Ozan üstü yarı çıplak, altında gri bir eşofman, elinde üzerine giymek için tuttuğu tişörtüyle öylece duruyordu.
Kapının sesini duyunca bakışları hızla beni buldu ve ikimizin de gözleri eş zamanlı olarak kocaman açıldı.
Ellerimle gözlerimi sımsıkı kapatırken, "Çok özür dilerim!" diye çığlık atıyordum.
"Yuh Bade, yuh!" dedi Ozan, yüzünü göremesem de sesindeki hayret vücudumdaki tüm ısının yanaklarıma hücum etmesine sebep oldu. "Kapısız yerden mi geliyorsun be kızım!"
"Çok haklısın, çok özür dilerim!" dedim çaresizce.
Sesim ağlamaklı çıkıyordu.
Tek elimle gözlerimi sımsıkı kapatırken bir elimle kapının kolunu aramaya çalışıyordum.
"Çıkıyorum hemen, yemin ederim dalgınlıkla oldu!"
Bir yandan özürler yağdırıyor bir yandan kapının kolunu ararken elim sert ve tüylü bir şeyi kavradı.
"Ay!"
Çığlık atarak gözlerimi açtığımda tuttuğum şeyin maalesef ki Ozan'ın kolu olduğunu görünce, birkaç saniye önce yanağıma hücum eden ısı artık tüm vücuduma yayılmıştı.
Ozan tişörtünü giymiş, çatılan kaşlarıyla bana bakıyordu.
"Neden dibime girdin ki?!" dedim hayretle. Sertçe yutkundum. "Kapı kolu diye elini tutmuşum, bak!"
"Yani bu da mı benim suçum oldu?"
Ses tonu, söylediklerime inanamıyormuş gibi çıkıyordu.
Derin bir nefes alıp gözlerimi yumdum. Sakinleşmek için bir süre bekledim. Dizlerimin bağı çözülmüş gibi hissediyordum.
Ardından gözlerimi araladım. Ozan hâlâ yüzünde aynı hayretle bana bakıyordu.
"Tamam. Özür dilerim, kapıyı çalmam gerekiyordu. Bir an dalgınlığıma geldi."
"Aynı şeyi ben yapsam sapık diye evi inletirsin."
"Ozan."
"Ne?"
Parmağımı kaldırıp yüzüne doğrulttum.
"Uzatma."
"Sen niye gelmiştin?" dedi Ozan, konuyu değiştirmek için yaptığı belliydi.
"Beraber film izleyelim mi diye soracaktım."
Ozan'ın gözleri kısıldı.
"Bugün birbirimize yeterince maruz kaldık." Ellerini omuzlarıma yerleştirip beni kapı eşiğinden uzaklaştırdı. "Şimdi izin verirsen uyuyacağım."
"Senin de insanlığının raf ömrü bu kadarmış demek ki!" diye söylendiğimde Ozan çoktan kapıyı suratıma kapatmıştı.
Kapı kapanır kapanmaz yanaklarımı şişirdim.
"Of Bade, of!" Başımı iki yana salladım. "Bazen kendime inanamıyorum."
Gözümü her kırptığımda Ozan'ın üstsüz görüntüsü gözlerimin önüne geliyordu. Kendime gerçekten inanamıyordum!
Geniş omzu, kaslı vücudu gözümde sahnelenen ilk şey olunca utançla odasının önünden ayrıldım.
"Sapık mısın kızım sen?" diye mırıldandım hırsla. "İlk defa mı erkek vücudu görüyorsun?!"
Ellerimi yüzüme yaklaştırıp sallamaya başladım. Bir anda evin ısısı artmış gibi gelmeye başlamıştı.
Ve anladım ki, o gece boyu aklımdan çıkaramayacağım tek şey, Yaren'den gelecek mesaj değil, keşke hiç görmeseydim dediğim o lanet görüntüydü.
Bölüm etkileşimi
