EKSİK PARÇA kitap kapağı

6. bölüm / 11

EKSİK PARÇA

OZAN, İKNA OLUR MUSUN?

Vaveyla Yazarı: Helin Demir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: OZAN, İKNA OLUR MUSUN?

Ozan'ın karşımdaki alaylı ifadesine baktıkça üzerine atlayıp, yüzündeki tüm sakinliği parçalamak istiyordum.

Bunun yerine kocaman gülümsedim.

"Aşk olsun, Ozan'cığım!" Abartılı bir kahkaha patlatıp hızla koluna girdim. "Çıkarcı falan, hiç hoş sözler değil bunlar."

Ozan kaşları hayretle havalanmış, dudakları hafifçe aralanmış bir şekilde bana bakarken ben tüm kuvvetimle onu sürüklemeye çalışıyordum.

"Aslında biz birbirimizi çok yanlış tanıdık, biliyor musun?" derken onu hâlâ çekiştiriyordum. "Aslında başka şartlarda çok iyi anlaşırdık seninle."

Tam o esnada fark ettim ki olduğum yerden bir adım ileriye gidemiyor, tüm kuvvetimle adım atmaya çalışsam da ayaklarım olduğu yerde sadece kayıyordu.

Başımı kaldırıp Ozan'a baktım. Gözlerini kısmış, bir eliyle kapının pervazını sımsıkı tutmuş bana bakıyordu.

"Sen çıldırdın mı?" dedi Ozan, sesi son derece sakindi. "Neden beni sürüklüyorsun?"

Bakışlarım bir Ozan'a, bir de adeta bir vatoz gibi yapıştığım koluna kaydı. Hızla geri çekilip boğazımı temizledim.

"Ay hiç farkında değilim, özür dilerim!"

Ondan özür dilemekten nefret ettiğimi daha önce söylemiş miydim?

"Bade..." Ozan bana doğru bir adım attığında refleksle geriledim ve sırtım duvara sertçe çarptı. Aramızdaki mesafe neredeyse sıfırlanmıştı. "Bu şirin, geçimli kız numaralarını hiç yemiyorum, biliyorsun değil mi?"

Bakışları yüzümün her yerini tararken istemsizce yutkundum.

Bakışları...

Ozan'ın bakışları onu gördüğüm ilk günden beri bir farklıydı. Sanki... Sanki gözleri beni bulduğunda baktığı ve gördüğü kişi farklıydı.

Bunu neden ve nasıl hissettiğimi açıklayamazdım ama bakışlarının ardında gördüğüm şey beni hiç tanımayan birine değil, çok iyi tanıyan birine ait gibiydi.

Derin bir soluk bıraktım.

"Tamam... Senden bir şey isteyeceğim için şirinlik yapmaya çalışıyorum, oldu mu? Rahatladın mı?"

Ozan dümdüz bir ifadeyle bana bakmaya devam ederken koridordaki tüm hava çekilmiş gibi hissettim.

"Ozan biraz geriler misin?" dedim, sesim istemsizce öfkeli çıktı. "Ağzımın içine gireceksin neredeyse!"

Ozan o ana kadar yakınlığımızı fark etmemiş olacak ki kaşları çatıldı. Ardından birkaç adım geriledi ve kollarını göğsünde birleştirdi.

"Ne isteyeceksin bilmiyorum ama cevabım hazır: Hayır."

Tam arkasını dönmüş banyoya girecekti ki yeniden koluna yapıştım.

"Dur!" Ozan bıkkın bir nefes verip bana döndüğünde hiç beklemeden devam ettim. "Eğer bana yardım edersen istediğin bir şeyi yapacağım ben de, söz veriyorum!"

Ozan'ın kaşları havalandı.

"Her şeyi mi?"

"Yani evden git falan demediğin müddetçe evet, her şeyi."

Ozan dudaklarını birbirine bastırdı, gözlerinde muzip bir parlama belirdi.

"Emin misin?"

Yalnızca başımı sallamakla yetindim. Çünkü artık o kadar da emin hissetmiyordum ama ok yaydan çıkmıştı bir kere.

"Söyle, ne isteyeceksin bakalım?"

"Salonda konuşalım mı?"

Ozan cevap vermeden salona ilerlemeye başladığında ben de hemen arkasından ilerledim.

Hep görev insanı olmuştum. O yüzden arkadaşlarımı buluşturma mevzusu sandığımdan daha çok önemsediğim bir konuydu. Üstelik yirmi sene sonra bu eve dönmem yalnızca tesadüf olamazdı.

Hayat bir noktada arkadaşlarımla buluşmamı istiyordu, belki bunun sebebini çok sonra öğrenecektim ama bunu yapmam gerektiğini bilmek şimdilik Ozan'a boyun eğmem için yeterliydi.

Ozan koltuklardan birine oturduğunda ben de karşısındaki koltuğa kurulup arkama yaslandım. Ardından derin bir nefes alıp yirmi sene öncesini, bu kavanozun hikâyesini ve mahalledeki insanların beni neden tanımaması gerektiğini tek tek anlattım.

Ozan şaşırtıcı bir şekilde beni hiç bölmeden dinlemeyi başarabilmişti. Suratından bir ifade okumaya çalışıyordum ama o kadar düzdü ki sanki aklında tek bir düşünce yokmuş gibi hissediyordum.

"Şimdi, yalnızca bir arkadaşınla iletişimin var ve iki kişiyi daha mı bulman gerekiyor?"

Yalnızca başımı salladım.

"Ve isimleri dışında elinde hiçbir bilgi yok?"

"Maalesef öyle. Haftaya mahalle toplantısı olacak ya, orada amcalara sorarsan belki birkaç şey öğrenebiliriz. Eski arkadaşlarım falan dersin, sıralarsın yalanları. Çok zorlanmazsın zaten, malum yalan konusunda us-"

Farkında olmadan kurduğum cümleyi idrak ettiğim an gözlerim kocaman açıldı.

"Ben mi yalan konusunda ustayım?" dedi Ozan, alayla gülerken. "Bütün o kuralları sanki hayat rutininmiş gibi uydurduğunda asıl ustanın sen olduğunu anlamıştık oysa ki."

"Ozan, amcalara soracak mısın, sormayacak mısın?"

"Cık," dedi başını hafifçe geriye atarak. "Sormayacağım. Tavrın hoşuma gitmedi."

"Ne yaptım ki?" dedim telaşla. "Ben de karşılığında istediğin bir şey yaparım bile dedim! Ozan artık ikna olur musun?"

"Hakaret ediyorsun," dedi Ozan gülerek.

Düştüğüm durumdan öylesine keyif alıyordu ki...

"Tamam, lanet olsun özür dilerim!"

"Böyle özür mü olur, Bade?!"

Sabrımın son kırıntısı da bir toz bulutu gibi dağıldı.

"Canımı mı vereyim?!"

"Yok," dedi Ozan, başını iki yana sallayarak. "Belli ki senin ciddi öfke problemlerin var. Sesin lüzumsuz fazla yükseliyor. Biz seninle anlaşamayacağız."

Ayağa kalktığı anda içimdeki panik duygusu öfkemi anında bastırdı. Hızla yerimden fırlayıp önünü kestim.

"Tamam, tamam!" dedim, ellerimi teslim olur gibi havaya kaldırarak. "Gerçekten özür dilerim. Haklısın, çok bağırdım. Bütün suç bende, tamam mı?"

Ozan tek kelime etmeden yüzümdeki çaresiz, mahcup ifadeyi süzdü. Ardından hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp az önce kalktığı koltuğa geri oturdu. Arkasına yaslanıp bacak bacak üstüne attı.

"Anlaştık mı şimdi?" dedim, ümitle gözlerinin içine bakarak.

"Aslında anlaştık," dedi Ozan, çenesini sıvazlarken. "Ama sana güvenmiyorum. Bir haftanın sonunda ben senin istediğini yaptıktan sonra, karşılığında senden bir şey istediğimde ya yan çizersen? Sonuçta sen istediğini almış olacaksın."

"İyi de neden yapmayayım?" dedim kendimi savunmaya geçerek, ama Ozan'ın şüpheci bakışlarını görünce hemen geri adım attım. "Tamam! O zaman sen istediğini şimdi söyle, ben de şimdi yapayım. Bir hafta beklemene gerek kalmaz, borcumu ödemiş olurum."

Ozan'ın yüzünde yavaşça keyifli bir gülümseme yayıldı. Bakışları muzipçe parıldadı.

"Olur," dedi, sesi son derece tatmin olmuş geliyordu. "Çok mantıklı."

"Tamam, söyle hadi," dedim kollarımı göğsümde birleştirip önünde durmaya devam ederken. "Ne istiyorsun?"

"Bugün günlerden ne?"

Kaşlarımı çattım.

"Salı."

"Evet, salı."

Konuşmaya devam etmesini bekledim ama o hiçbir şey söylemeden bana bakmaya devam etti.

"Ne yani salıysa?" dedim bıkkınlıkla. "Günlerin anlam ve önemini mi soruyorsun şu an?"

"Ben her salı film gecesi yaparım," dedi Ozan gayet ciddi bir tavırla. "Mısırımı patlatır, atıştırmalıklarımı hazırlar, rahatıma bakarak filmimi izlerim."

"İyi, ne güzel," dedim araya girerek. "E ben ne yapacağım senin için?"

"Bugün film izlerken tüm servisimi sen yapacaksın," dedi Ozan, koltuğa iyice kurularak. "Restoranda bayağı yoruldum, bugün yerimden bile kalkmak istemiyorum. Film bitene kadar ben ne istersem getireceksin, ne istersem yapacaksın."

Duyduklarım karşısında çenem seğirdi. Adam resmen beni kendine tek gecelik özel hizmetçi yapmaya çalışıyordu! İçimde devasa bir öfke dalgası kabardı, Ozan'a bas bas bağırmak, rahat tavrını yerle bir etmek istedim.

Ama hemen ardından arkadaşlarımın yüzleri, çocukluğuma dair anılar zihnimde belirdi.

Öfkemi zorlukla yuttum. Yumruklarımı tırnaklarım avucuma batana kadar sıktım ve yüzüme olabildiğince sahte, zoraki bir tebessüm oturtmaya çalıştım.

"Kabul," dedim, sesimdeki diş gıcırtısını bastırmaya çalışarak. "Kabul ediyorum."

Ozan keyifle arkasına yaslandı. Yüzünde tanıştığımız günden beri gördüğüm en gerçek gülümsemesi vardı.

"Önce mısır patlat, yanına buz gibi bir kola istiyorum. Mutfak çekmecesinin en altında aldığım birkaç atıştırmalık var. Onların hepsinden azar azar bir tabağa doldur."

Sinirden gözüm seğirdi ama yine de gülümsedim.

"Tamam. Başka bir şey var mı?"

"Yok. Sen yine de film bitene kadar benimle burada kal. İstediğim bir şey olursa anında getirirsin."

"Tamam," dedim zoraki tebessümümü korumaya çalışarak.

Arkamı dönüp mutfağa doğru adımlarken içimdeki volkan patlamak üzereydi. Kendi kendime söylene söylene tezgâha ilerledim.

"Sen hele amcalardan istediğim bilgiyi bir al..." diye fısıldadım hırsla tencereye sıvı yağı dökerken. "Bak ben bu çektirdiklerinin hepsini nasıl burnundan getiriyorum, canavar Ozan! Görüşeceğiz seninle!"

Mısırları tencereye atıp kapağını kapattım. Mısır patlama sesleri mutfağı doldururken bir yandan da Ozan'ın bahsettiği çekmeceden atıştırmalıkları çıkarıp bir tabağa yerleştirdim.

Dolaptan buz gibi bir kola çıkarıp bardağa doldurdum, yanına birkaç parça buz attım. Tenceredeki mısırları da geniş bir kâseye boşaltıp hepsini büyük bir tepsiye dizdim.

Tepsiyi iki elimle sıkıca kavrayıp salona doğru yürürken suratımdaki memnuniyetsiz ifadeyi silmeye çalışıyordum. Salona adım attığımda ortamın karanlığa gömüldüğünü fark ettim.

Ozan ışıkları kapatmış, sadece televizyonun ışığı odayı aydınlatıyordu.

Tepsiyi orta sehpaya yavaşça bırakırken göz ucuyla televizyon ekranına baktım. Karanlık, tekinsiz bir orman ve arkada çalan gerilim dolu, tüyler ürpertici bir müzik...

Daha ilk andan bunun bir korku filmi olduğunu anlamıştım.

Gözlerim kocaman açıldı, hızla Ozan'a döndüm.

"Korku filmi mi bu?!"

Ozan filmi kumandayla durdurup rahat bir tavırla bana döndü.

"Evet," dedi, mısır kâsesine uzanırken. "Ben çok severim."

"Ama ben hiç sevmem!" dedim, sesimdeki paniğe engel olamayarak. "Ve çok korkarım. Burada durup izleyemem ben. Odama geçiyorum, bir şey istersen o zaman çağırırsın, gelirim."

Tam arkamı dönüp kaçacakken Ozan'ın sesi beni durdurdu.

"Bade, ben burada kalmanı istiyorum. Odaya kadar bağıramam, kusura bakma."

"Ozan, korkuyorum diyorum! Anlamıyor musun?" dedim, ellerimi hırsla iki yanıma düşürerek.

Ozan mısırından bir avuç ağzına atıp gevşekçe omuz silkti.

"Anlıyorum da... Anlaşmamız var ya hani?"

Dişlerimi birbirine öyle bir bastırdım ki çenem ağrıdı. Yine haklıydı, yine beni en hassas yerimden vurmuştu. Ne kaçabiliyordum ne de itiraz edebiliyordum.

İstemeye istemeye, nefret dolu bakışlarımı üzerinden ayırmadan kapıya en yakın tekli koltuğa doğru ilerledim. Dizlerimi göğsüme doğru çekip koltuğun tepesine büzülürken tek bir şey diliyordum: Canavar Ozan'dan bir an önce kurtulmayı!

🏠

Dakikalar birbirini kovaladıkça film gitgide daha tekinsiz, daha dehşet verici bir hal alıyordu. Ekrandaki insanların kulak tırmalayan çığlık sesleri, benim içime attığım sessiz çığlıklara karışıyordu.

Yutkunmakta bile zorlanırken göz ucuyla Ozan'a baktım. Adam sanki komedi filmi izliyormuş gibi inanılmaz bir rahatlıkla mısırını atıştırıyor, kılını bile kıpırdatmadan ekranı süzüyordu.

Gözlerimi ekrandan kaçırmaya çalışırken oturduğum koltuğun kapıya en yakın yer olduğunu yeniden fark ettim. Bakışlarım istemsizce arkamdaki kapkaranlık koridora kaydı.

O an içimi öyle dehşet dolu bir his kapladı ki... Sanki zifiri karanlığın içinden biri aniden fırlayıp üzerime atlayacak gibi geldi.

Daha fazla orada duramayacağımı anlayınca çaktırmadan yerimde kıpırdandım. Boğazımı hafifçe temizleyip ayağa kalktım.

"Şey..." dedim, sesimin titrememesine özen göstermeye çalışarak. "Buradan televizyonu hiç net göremiyorum ya."

Ozan bakışlarını ekrandan ayırmadan hafifçe tek kaşını kaldırdı ama hiçbir şey söylemedi. Fırsat bu fırsattır diyerek hızlı adımlarla onun oturduğu geniş koltuğa ilerledim ve Ozan'dan olabildiğince uzak, en uç köşeye iliştim.

Sırtımı koltuğun minderine sımsıkı yaslayıp koridoru arkamda bırakınca rahat bir nefes alabildim.

Dakikalar geçtikçe filmin tansiyonu tavan yaparken ben de milim milim Ozan'a doğru kaymaya başladım. Amacım tabii tamamen stratejikti. Olur da karanlıktan canavarın biri çıkarsa, hiç düşünmeden Ozan'ı öne fırlatıp kendimi kurtaracaktım!

Tam istediğim yakınlığa ulaşmış kendimce güvenli bölgeye geçmiştim ki... Kalbim resmen boğazıma sıçradı.

Hiç beklemediğim bir anda, kulakları sağır eden devasa bir çığlık efektiyle birlikte ekrana gözleri oyulmuş, korkunç bir yüz fırladı.

Avazım çıktığı kadar çığlığı basıp bir yay gibi yerimden sıçradım ve kendimi Ozan'ın kucağına atarcasına koluna yapıştım. Gözlerimi sımsıkı kapatmış, yüzümü Ozan'ın omuzuna gömmüş halde nefes bile almadan duruyordum.

Nefes seslerim gürültülü kalp ritmime karışmış, dişlerim bir daha ayrılmamak üzere birbirine geçerken televizyonun sesi bir anda kapandı.

Nefesimi düzene sokmaya çalışarak gözlerimi ağır ağır açtım. Gördüğüm ilk şey, Ozan'ın bıyık altından sırıtarak sakin sakin mısır çiğnemesi oldu. Adamda ne bir ürkme ne de bir sıçrama belirtisi vardı.

Sanki az önce ekrandan neredeyse ruhumu teslim alacak yaratık çıkmamış gibi rahatlığından hiçbir şey kaybetmemişti.

Kumandayı elinde çevirip bana doğru döndü. Yüzündeki sinir bozucu ifadeyle konuştu.

"Çok mu korktun?"

Öfkeden mısır kâsesini kafasına geçirmek istiyordum! Ama anlaşmamız ve ona olan mecburiyetim aklıma gelince patlamamı yine içime gömmek zorunda kaldım. Gözlerimi devirip olabildiğince umursamaz görünmeye çalışarak mırıldandım.

"Sadece... biraz."

Ozan'ın gülümsemesi daha da genişledi.

"Eğer 'biraz'sa..." dedi, muzip bir ses tonuyla. "Kolumu artık bırakabilir misin? Canımı acıtıyorsun da."

Bakışlarım kolunu sıkı sıkı kavrayan ellerime kaydı. Yüzüme hücum eden sıcaklıkla birlikte ellerimi yangından kaçırır gibi hızla çektim. Hemen kendimi toparlayıp koltuğun öbür ucuna kaydım ve dik bir pozisyonda arkama yaslandım.

"Pardon," dedim, boğazımı temizleyip saçlarımı arkaya iterken. "Refleks işte."

"Müsaadenle devam ediyorum."

Sessiz kalmayı tercih ederken bu filmin acilen sonlanması için içimden dualar ediyordum. Ozan kumandaya uzanıp tam filmi yeniden başlatacakken evi kapkaranlık bir sessizlik kapladı.

Elektrikler gitmişti.

Neye uğradığımı şaşırıp yerimden sıçradığım gibi yeniden Ozan'ın dibine kaydım. Karanlıkta gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi açılmıştı.

"Hayda!" dedi Ozan bıkkın bir sesle. "Tam da filmin en heyecanlı yeriydi."

"Ozan..." dedim titreyen sesime engel olamayarak. "Sence şu an sorun gerçekten bu mu? Elektriğin gitmesi normal mi yani?!"

Ozan karanlığın içinde bana doğru döndü.

"Bade, bundan daha normal ne olabilir şu hayatta?"

"Tam korku filmi izlerken elektriklerin gitmesinden bahsediyorum!" dedim hırsla. "Bu bana hiç normal gelmiyor, anlıyor musun? Kesin bir şey olacak!"

Ozan derin, sesli bir nefes verip ayağa kalktı. Karanlığa alışmaya başlayan gözlerimle onun uzun siluetini az çok seçebiliyordum.

"Valla normal mi değil mi bilmiyorum ama sanırım bir süre gelmeyecek bu elektrik," dedi son derece sakin bir tavırla. "Ben uyumaya gidiyorum. Sen buraları toplarsın."

Duyduğum şeyle panik dalgası bütün bedenimi sardı. Hızla ben de fırladım yerimden.

"Saçmalama! Beni bu zifiri karanlıkta tek bırakıp odana gidemezsin!"

Ama Ozan beni dinlemiyordu bile. Karanlığın içinde koridora doğru ilerlemeye başladığını görünce arkasından koşup gözüm kapalı yeniden koluna yapıştım.

"Ozan sana diyorum, gidemezsin!"

Ozan durup kolundaki ellerime baktı, ardından karanlıkta göz göze geldik.

"Bal gibi de giderim," dedi pişkin pişkin. "Uykum var benim, sabah erken kalkacağım."

"O zaman beni de götür!" dedim, hiç düşünmeden.

Ozan karanlığın içinde duraksadı.

"Nereye götüreyim seni, Bade?"

"Odana..."

Ozan kısa bir an sessiz kaldıktan sonra koridoru çınlatan bir kahkaha patlattı.

"Bu kadar edepsiz olduğunu bilmiyordum," dedi muzip bir tonla.

İmasının nereye gittiğini anladığım an beynime sıçrayan kanla koluna sert bir tane geçirdim.

"Asıl edepsiz sensin!" diye bağırdım dehşetle. "Korkmuş bir kadından faydalanmaya mı çalışıyorsun sen?!"

"Saçmalama Bade!" dedi Ozan gülüşünü bastırmaya çalışarak. "Odama gelmeyi teklif eden sensin."

"Ama senin yüzünden!" dedim, sesim öfkeden titriyordu. "Sana 'Korkuyorum, izlemeyeyim' dedim, beni salonda durmaya zorladın!"

Ozan beni peşinde sürükleyerek odasına doğru ilerlemeye devam etti. Kolunu bir saniye bile bırakmaya niyetim yoktu, karanlıkta adeta gölgesi gibi ona yapışmış durumdaydım.

"Anlaşmayı yapan sendin, hiç bana suç atma," dedi Ozan son derece vurdumduymaz bir tavırla. "Şimdi kolumu bırak ve kendi odana git."

"Ölürüm de odama gitmem!" dedim net bir sesle, kavramamı daha da sıkılaştırarak. "Odana geleceğim. Geçip köşede bir yerde otururum elektrikler gelene kadar. Ses yapmam, söz."

Ozan sesli bir soluk verdi.

"Of Bade, of!"

Bir anda kolunu hırsla ellerimden kurtardı ama hiç beklemediğim bir şekilde parmaklarıyla elimi sıkı sıkı kavradı. Ellerimizi kelimenin tam anlamıyla birbirine kenetleyip hızla odasına ilerledi ve hiç beklemeden kapıyı açıp beni hafifçe içeri ittirdi.

Cebinden çıkardığı telefonun ışığını açıp odanın köşesine tuttuğunda bakışlarım ışığın hedefini takip etti.

Berjer.

"Geç, buraya otur. Ve sakın ses yapma." Tam yatağına ilerleyecekken kısa bir an duraksadı. "Ve elektrik gelir gelmez odana git!"

Ağzımdan alaylı bir nida kaçtı.

"Başka ne yapacağım zaten? Oturup sen uyurken bu nur saçan suratını mı izleyeceğim?"

Ozan sessiz kalarak telefonun ışığını kapattı ve yatağına adımladı. Ben de cebimden telefonumu çıkarıp berjere oturdum. Dizlerimi karnıma kadar çekip kollarımı dizlerime sararken bir elimle de telefonumu sıkı sıkı tutuyordum.

Ozan yatağına yatıp yorganının altına girdiğinde o an evin ne kadar soğuduğunu fark ettim. Elektrikler gidince doğal gaz kapanmıştı.

"Elektrikler biraz daha gelmezse korkudan değil soğuktan öleceğim," diye mırıldandım kendi kendime.

Ozan'ın beni duyduğunu biliyordum ama yine de sessiz kalmıştı. Başımı koltuğa iyice yasladım. Şanslıydım ki berjer geniş ve oldukça rahat bir berjerdi.

Gözlerimi ne kadar açık tutmaya çalışsam da, günün tüm yorgunluğu üzerime ağır bir sis gibi çökmeye başlamıştı. Göz kapaklarım kurşun gibi ağırlaşıyor, karanlığın içinde tutunacak tek bir nokta bile bulamıyordum.

Odadaki buz gibi hava tenimi ürpertse de, berjerin rahat ve yumuşak dokusu beni yavaş yavaş kendi içine çekiyordu.

Direnmenin manasız olduğunu kabullenip derin bir nefes aldım. Tam gözlerim kapanmak üzereyken, içgüdüsel bir refleksle başımı hafifçe yatağa doğru çevirdim.

Zifiri karanlığa alışan gözlerim, yatakta uzanan Ozan'ın gölgesini seçebiliyordu. Yan dönmüş, başını eline yaslamış bir şekilde, karanlığın içinden gözlerini dikmiş beni izliyordu.

Bakışlarının ağırlığını üzerimde o kadar net hissediyordum ki... O ilk gün hissettiğim, zihnimi kurcalayan o garip duygu yeniden canlandı. Sanki baktığı kişi ben değildim de, ardımda sakladığım başka bir şeydi.

"Neden öyle bakıyorsun?" diye fısıldamak istedim ama sesim boğazımda düğümlendi, dudaklarımdan sadece belirsiz bir nefes çıktı.

Ozan hiçbir şey söylemedi, kıpırdamadı bile. Sadece bakmaya devam etti. Bakışlarındaki tanıdık, derin ifadenin gizemiyle birlikte bilincim yavaşça kapandı ve kendimi karanlığın güvenli kollarına bıraktım.

🏠

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

14okunma 4beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.