EKSİK PARÇA kitap kapağı

12. bölüm / 12

EKSİK PARÇA

AFFETTİRME OPERASYONU

Vaveyla Yazarı: Helin Demir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: AFFETTİRME OPERASYONU

Ozan evden gideli neredeyse bir saat olmuştu. O süre içerisinde bizimkilere unuttuğumuz kişinin Ozan olduğunu anlatmak beni tahmin ettiğimden daha fazla zorladı.

Her detay verdiğimde Ozan'ın kırgın bakışları gözlerimin önünde tekrar ve tekrar sahneleniyordu.

Konuşma bittiğinde evin duvarları üstüme üstüme geliyor gibi hissediyordum. Telefonumu cebime koyup bir hışımla evden çıktım ve bahçedeki büyük, rahat salıncağa ilerledim.

Salıncakta hafifçe bir ileri bir geri sallanırken bakışlarım gökyüzündeydi. Aslında mesele Ozan değildi.

Mesele herhangi bir insanın hayatında travma olabilecek davranışlarda bulunmuş olmamdı. Bu davranışı yedi yaşında sergilemiş olmak, yaptığımı benim gözümde bir türlü hafifletemiyordu. Belli ki Ozan için de durum aynıydı.

Derin bir nefes verdim.

Nefesim soğuk havada buhar olup yükselirken bahçe kapısının açılma sesini duydum. Bakışlarım hızla sola döndü.

Ozan elleri cebinde dalgın dalgın yürüyordu. Beni fark etmemişti.

"Ozan..." diye mırıldandığımda başını kaldırdı.

Gözlerimiz buluştuğunda yorgun bakışları doğrudan kalbimi hedef almıştı. İstemsizce yutkundum.

Ozan kısa bir an duraksadı. Ardından bakışlarını kaçırarak, "İyi geceler," diye mırıldandı.

Doğruca eve ilerlerken panikle ayaklandım ve birkaç hızlı adımla tam önünde durdum.

"Biraz konuşabilir miyiz?"

"Uykum var, Bade."

"Lütfen?" dedim, çaresizce. "Sadece birkaç dakika."

Ozan gözlerini yumdu. Sanki arkasına bakmadan kaçmakla, beni dinlemek arasında sıkışıp kalmıştı.

"Tamam," dedi gözlerini araladıktan sonra. "Konuşalım."

Yüzüme bakmadan bahçe salıncağına ilerlediğinde arkasında usulca takip ettim. Önce o oturdu, bende ondan olabildiğince uzak köşeye oturduğumda Ozan dümdüz bakışlarla bahçeyi izliyordu.

Ay tepemizde salınıyordu, bahçedeki hiçbir aydınlatma çalışmıyordu.

"Ben senden doğru dürüst özür bile dileyemedim," dedim, ona bakmaya cesaret edemiyordum. "Öğrendiklerimi sindirmem uzun sürdü. Kısacası şoktaydım." Derin bir soluk verdim. "Yaptığım ve hissettirdiğim her şey için çok özür dilerim, Ozan. Biliyorum yirmi sene gecikmiş bu özrün senin için hiçbir anlamı yok ama yine de dilemek istedim."

Ozan sessizliğini korudu. Belki konuşur diye bir süre bekledim ama konuşmayacağını anlamam çok uzun sürmedi.

"Yaptıklarımı, yaptıklarımızı mantıklı bir zemine oturtamam şu an. Biz de küçüktük evet, ama bu bahane olamaz. O dönemlerdeki Bade ne düşündü de bunu yaptı bilmiyorum, inan. Tek söyleyebileceğim..." Bakışlarımı ona çevirdim. "Eğer geçmişe dönebilseydim, seninle o ağacın tepesinde ne kadar güzel vakit geçirdiğimizi diğerlerine saatlerce anlatırdım."

Ozan'ın kaşları hafifçe havalandı. Ay ışığı yüzünün yarısını aydınlatırken diğer yarısını zifiri karanlıkta bırakıyordu

Çenesi kasıldığında, o anıyı hatırlamamı beklemediğini anladım. Hatırlamamı bekliyor, istiyordu ama hiç umudu yoktu sanırım.

Ona dair her şeyin zihnimden silindiğini, hatta daha yaşanırken bile benim için hatırlanmaya değer anılar olmadığını düşünmüştü belki de...

Başını hafifçe, ağır ağır bana doğru çevirdi. İfadesi her zamanki gibi düzdü. Öfkeli mi, kırgın mı anlayamasam da kalbinde her iki duyguyu da misafir ettiğini biliyordum.

"Hatırladın demek..." diye mırıldandı.

Sesi öyle güçsüz çıkmıştı ki kelimeler ağzından hiç çıkmamış gibi hissettim.

"Hatırladım, Ozan. Ve bir kere daha utandım kendimden." Başımı esefle iki yana salladım. "Hayatımın en güzel günlerinden biriydi. Belki zihnimin en karanlık köşelerine ittim o anıyı ama daha yaşanırken bile asla unutmayacağımı biliyordum."

Ozan'ın bakışları şimdi çimenlerin üzerindeydi. Elindeki anahtarı yavaşça sallıyor, söylediğim her cümleyi aklının terazisinde tartıyordu. Çekinerek elimi kaldırdım ve koluna yavaşça dokundum.

Bütün kasları elimin altında yay gibi gerildi.

"Tekrardan özür dilerim."

Ozan bakışlarını bana çevirdi. Gözleri karanlıkta parlıyordu ama bana artık öfkeyle değil, anlayışla bakıyordu.

"Belki de..." dedi Ozan, burukça gülümseyerek. "Ben de biraz abartmış olabilirim. Çok büyüttüm, çok yüksek yaşadım-"

"Hayır," diye araya girdim hızla. "Sakın kendini suçlayıp duygularını küçümseme. Hissettiğin her şey çok normaldi. Burada kendini sorgulaması gereken birileri varsa o da biziz. Sen değil."

Ozan birkaç saniye bir şey söylemeden yüzümü inceledi. Ardından dudağının kenarı usulca kıvrıldı.

"Haklısın." Omuz silkti. "Hatayı kendimde aramaya o kadar alışmışım ki, farkında olmadan yine kendimi suçladım."

Boğazını temizledikten sonra bir anda ayaklandı. Ne olduğunu anlamayan bir ifadeyle ona bakıyordum.

"Bu konuyu bir daha açmamak üzere kapatalım. Aramızda sır da kalmadı, konuşulması gereken travmalarda." Alayla güldü. "Ben uyuyayım, sana iyi geceler."

"İyi geceler..." diye mırıldandım.

Ozan arkasını dönüp eve ilerlerken göğsümün ortasındaki yükün hafiflediğini nedense hissedemiyordum. Çünkü benim tek başıma dilediğim özrün yeterli etkiyi bırakmadığını biliyordum.

Bu yüzden ben de Ozan'ın arkasından eve girdim ve yarın sabahı düşünerek odama ilerledim. Bizimkiler sabah erkenden buraya gelecek ve Ozan'ı hak ettiği şekilde iyi hissettirecektik.

🏠

Sabah uyandığımda içimdeki sıkıntının hâlâ yerinde olduğunu fark ettim. Gece boyunca defalarca bir sağa bir sola dönmüş, gözlerimi her kapattığımda Ozan'ın yüzünü düşünmüştüm. Bana söyledikleri, konuşmanın sonunda ayağa kalkıp konuyu kapatışı ve ardından yüzünde beliren o buruk gülümseme zihnimde dönüp duruyordu.

Beni anladığını söyleyen bir bakışı vardı ama bu, beni affettiği anlamına geliyor muydu?

Sanmıyordum.

Dün gece özür dilemiştim, evet. O da beni dinlemişti. Fakat içimdeki huzursuzluk, aramızdaki meselenin birkaç cümleyle çözülemeyeceğini söylüyordu. Ozan'ın beni gerçekten affettiğini hissetmediğim sürece bu sıkıntıdan kurtulamayacağımı biliyordum.

Yataktan kalkıp üzerime rahat bir şeyler geçirdim. Saçlarımı gelişigüzel topladıktan sonra komodinin üzerindeki telefonumu elime aldım. Tam bizimkilere mesaj atmayı düşünüyordum ki ekranda Yaren'in adını gördüm.

Yaren: Geldik, kapıdayız. Açsana, zile basmayalım şimdi.

Mesajı okur okumaz yüzümde küçük bir gülümseme belirdi. Telefonumu cebime koyup odadan çıktım. Koridora adım attığımda gözlerim istemsizce tam karşımdaki Ozan'ın kapısına kaydı.

Bir an durup kapıyı dinledim.

İçeriden en ufak bir ses bile gelmiyordu. Kapının önünde birkaç saniye daha bekledikten sonra uyuduğuna karar verdim.

Sessiz adımlarla koridoru geçip giriş kapısına ulaştım. Kapıyı açar açmaz karşımdaki üçlüye işaret parmağımı dudaklarıma götürdüm.

"Sessiz olun, Ozan hâlâ uyuyor."

Yaren, Onat ve Çağrı aynı anda başlarını salladı. Üçü de sanki gizli bir göreve çıkmışız gibi temkinli davranarak içeri süzüldü. Kapıyı kapatıp önden ilerledim ve onları doğrudan mutfağa götürdüm. Hepimiz içeri girdikten sonra kapıyı da usulca kapattım.

Çağrı daha sandalyeye oturmadan başını iki yana salladı.

"Yemin ederim, şu iki günde yaşadığımız tesadüflerin haddi hesabı yok abi. Ozan nasıl hatırlamadığımız o arkadaşımız çıkar ya?"

Onat da masanın kenarına yaslanıp derin bir nefes verdi.

"İnan, ben de dün Bade yazdığından beri kafayı yemek üzereyim. Bu kadar tesadüf çok fazla!"

Yaren gözlerini devirerek ikisine baktı.

"Şaşırmanız bittiyse artık ne yapacağımızı konuşabilir miyiz?"

Derin bir nefes vererek üçünün de dikkatini üzerime çektim.

"Öncelikle olayı ciddiye almalıyız. Dalga vurmak yok, saçma sapan şakalar yapmak yok. Ozan'ın neler hissettiğini artık biliyoruz. Bu yüzden bugün onu biraz olsun iyi hissettirmek için elimizden geleni yapacağız."

Onat ve Çağrı başlarını sallarken Yaren kollarını göğsünde birleştirip onaylarcasına gülümsedi.

"İlk işimiz güzel bir kahvaltı hazırlamak," diye devam ettim. "Sonra ben Ozan'ı uyandırıp mutfağa getiririm. Gerisini de hep birlikte hallederiz."

"Tamamdır," dedi Onat, ellerini birbirine sürterek. "Şefler iş başına!"

"Sen önce bir işe yara da şefliğini sonra düşünürüz," diye takıldı Yaren.

Onat ona dönüp itiraz edecek gibi oldu ama ben araya girerek ikisini de mutfağa yönlendirdim. Bir an önce kahvaltıyı hazırlamalıydık. Ozan uyanmadan her şeyi yetiştirmek istiyordum.

Herkes bir işe koyuldu. Yaren domatesleri ve salatalıkları doğramaya başlarken Çağrı yumurtaları çıkardı. Ben de peynirleri, zeytinleri ve reçelleri küçük kaselere paylaştırdım. Onat'a ekmekleri kızartma görevini verdik.

Bir süre sonra mutfak, kızarmış ekmek kokusuyla dolmuştu. Tavada pişen yumurtaların sesiyle birlikte masanın üzeri de yavaş yavaş renklenmeye başladı.

Birkaç dakika sonra hazırladığımız kahvaltıya bakıp memnuniyetle gülümsedim. Çeşit çeşit peynirler, zeytinler, domatesler, salatalıklar, reçeller, bal, kızarmış ekmekler ve sucuklu yumurta... Bir de Yaren'in ısrarıyla masaya eklediğimiz küçük bir tabak pankek vardı.

Onat elindeki tabağı masaya bırakıp etrafına baktı.

"Ben daha hayatımda bir kız için bile kahvaltı hazırlamadım."

Çağrı bir anda kahkahaya boğuldu.

"Sen de hayata biraz geç kalmışsın be kardeşim!"

Yaren gözlerini devirip ikisine birden baktığında gülmemek için kendimi zor tuttum.

"Bence sen gidip Ozan'ı getir, bunlar susmayacak yoksa."

"Tamam, ben gidiyorum," dedim alçak sesle. "Siz burada bekleyin."

Üçü de başlarıyla onayladı. Mutfağın kapısını açıp koridora çıktım ve gözlerimi karşımdaki odaya çevirdim. İçimdeki heyecan, attığım her adımda biraz daha artıyordu.

Kapının önüne geldiğimde elim tokmağa uzandı ama hemen açmadım. Birkaç saniye öylece bekledikten sonra sessizce kapıyı araladım.

Oda loştu. Perdelerin arasından süzülen sabah ışığı yatağın üzerine düşüyordu. Ozan sırtüstü yatmış, bir kolunu başının üzerine uzatmıştı. Yorgan beline kadar inmişti ve yüzünde, uyanıkken hiç göremediğim kadar sakin bir ifade vardı.

Kapıyı arkamdan usulca kapatmadan önce bir kez daha koridora baktım. Ardından gözlerim yeniden ona döndü.

Birkaç saniye olduğum yerde durup Ozan'ı izledim.

Dün gece yüzüme bakarken gözlerinde gördüğüm kırgınlık aklıma geldi. Onun hakkında bilmediğim, hatırlayamadığım o kadar çok şey vardı ki...

Şimdi karşısında dururken çocukluğumuzdan kalan anıların ne kadarını hâlâ tek başına taşıdığını düşünmeden edemiyordum.

İç çekerek kendime geldim. Buraya onu uyurken izlemeye gelmemiştim.

Yavaşça yatağa doğru ilerledim. Ayaklarımı yere olabildiğince hafif basıyor, çıkardığım en ufak seste bile irkilecekmişim gibi dikkat ediyordum. Yatağın yanına ulaştığımda durup ona bir kez daha baktım.

Ardından derin bir nefes verip seslendim:

"Ozan."

Sesim ne çok yüksek ne de çok kısıktı ama Ozan sanki hiç seslenmemişim gibi uyumaya devam ediyordu. Boğazımı temizleyip parmaklarımla omzunu hafifçe sarstım.

"Ozan!"

Ozan'ın kaşları hafifçe çatıldı, yerinde huzursuzca kıpırdandı ama uyumaya devam etti.

"Ya, Ozan! Uyansana!"

Sesim bu kez oldukça güçlü ve yüksek çıkmıştı. Ozan irkilerek yerinden sıçradı. Birkaç saniye ne olduğunu anlamaya çalışarak yüzüme baktıktan sonra derin bir soluk vererek kafasını yastığa bıraktı.

"Bade..." Sesi hâlâ uykunun mahmurluğuyla pürüzlüydü. "Kafayı mı yedin sen? Böyle uyandırılır mı?"

"Ya sakince seslendim ama kıpırdamadan bile."

Ozan birkaç saniye yüzüme baktı.

"Ne istiyorsun sabah sabah? Saat kaç?"

"Saat on oldu, uykucu," dedim gülümseyerek. "Hadi kalk, sana kahvaltı hazırladım!"

Ozan'ın kaşları çatıldı.

"Ne alaka?" dedi mırıldanarak. "İstemiyorum, uyuyacağım."

Gözlerini kapatıp başını yastığa gömdüğü anda telaşla öne eğilip omzundan tuttum.

"Hayır, uyuyamazsın! Kalk!"

"Bade..." diye homurdandı.

"Ozan, o kadar hazırlık yaptım! Kalksana!"

Gözlerini bile açmadan elini havada salladı.

"Sen ye işte."

"Ya ben tek başıma bunca şeyi nasıl yiyeyim? Her şey ziyan olacak!"

Ozan'dan derin bir oflama sesi yükseldi. Birkaç saniye daha kıpırdamadan yattıktan sonra gözlerini aralayıp bana baktı.

"Başıma belasın, yemin ederim."

İstediğimi elde etmiş olmanın verdiği zaferle gülümsedim. Ozan ise yüzündeki uykulu ifadeyle hırsla yataktan kalktı.

"Tamam, sen git. Ben elimi yüzümü yıkayıp geliyorum."

Başımı sallayıp odadan çıkmak üzere döndüm. Fakat kapıya ulaştığımda aklıma gelen şeyle duraksadım. Ya elini yüzünü yıkadıktan sonra yeniden yatağa girseydi? Ozan'dan her şey beklenirdi.

Hayır, buna izin vermeyecektim.

Ozan yanımdan geçip banyoya girdiğinde sessizce odadan çıkıp banyonun önüne geçtim ve kollarımı göğsümde birleştirerek beklemeye başladım. İçeriden suyun sesi gelirken kendi kendime gülümsüyordum. Bugün ne yapıp edip onu o kahvaltı masasına oturtacaktım.

Bir süre sonra banyonun kapısı açıldı. Ozan, saçlarını eliyle geriye doğru tarayarak dışarı çıktı. Tam karşısında dikildiğimi görünce olduğu yerde durdu. Önce bana, ardından koridora baktı.

"Neden tuhaf tuhaf davranıyorsun?" diye sordu, şüpheyle gözlerini kısarak. "Sana git demedim mi?"

"Dediniz efendim ama ben dinlemedim."

Gözlerini devirdi.

"Bade, sabah sabah uğraşma benimle."

"Ben seninle uğraşmıyorum ki."

"Öyle mi?"

"Evet."

Bana inanmadığını belli eden bir bakış attı. Tam yanımdan geçip odasına doğru ilerleyecekti ki kolundan tuttum.

"Mutfak şu tarafta! Çok konuşma da yürü!"

"Bade, ne yapıyorsun?"

Cevap vermek yerine onu koridorda sürüklemeye başladım. Ozan birkaç adım boyunca benimle gelmek zorunda kaldıktan sonra kolunu kurtarmaya çalıştı.

"Kızım dursana, sürükleme!"

Onun homurdanmalarına aldırmadan mutfağın önüne kadar ilerledim. Kapının kolunu tutup kendime doğru çektim, ardından Ozan'ı hafifçe arkadan ittirerek içeri soktum.

"Sürpriz!" diye hep bir ağızdan bağırdık.

Ozan'ın arkasından geçerek Çağrı, Yaren ve Onat'ın yanına gittim. Yüzümde olabildiğince doğal bir gülümseme tutturmaya çalışırken göz ucuyla Ozan'a baktım.

Çatık kaşlarıyla önce Çağrı'yı, ardından Onat'ı ve Yaren'i tek tek süzdü. Son olarak bakışları bana döndüğünde gülümsemem yüzümde donup kaldı.

O an bunun pek de iyi bir fikir olmadığını düşünmeye başladım. Ozan'ın yüzündeki huzursuz ifade, içimdeki bütün heyecanı bir anda söndürmüştü. Sanki onu hazırlıksız yakalamakla büyük bir hata yapmıştık.

Seslice yutkundum.

"Şey... Bizimkiler seni görmek istedi."

Ozan hiçbir şey söylemeden bana bakmaya devam etti.

Mutfaktaki sessizlik uzadıkça içimdeki gerginlik de arttı. Birkaç dakika önce kahvaltı hazırlarken ne kadar hevesli olduğumuzu düşününce kendimi daha da kötü hissettim. Ya bütün bunlar Ozan'ı daha da rahatsız etmişse?

Tam ağzımı açıp bir şeyler söyleyecektim ki Çağrı araya girdi.

"Yani böyle haber vermeden geldik ama..." Başının arkasını kaşıyıp kısa bir gülümsemeyle devam etti. "Sürpriz yapmak istedik."

Ozan birkaç saniye daha sessiz kaldı. Ardından yüzündeki gergin ifade biraz olsun yumuşadı.

"Sorun değil." Bakışlarını üçünün üzerinde gezdirdi. "Hoş geldiniz."

"Ayakta kaldık..." diye mırıldandım. "Oturalım hadi."

Ozan yavaşça başını salladı ve sandalyelerden birine oturdu. İstemsizce onun yanındaki sandalyeye kurulduğumda diğerleri de oturmuştu.

"Afiyet olsun..." diye mırıldandı Onat.

Hepimizin daha beş dakika önceki hevesi buhar olup uçmuştu. Yaren ortamın gerginliğini dağıtmak ister gibi masadaki kahvaltılıklar hakkında yorum yapmaya başladığında Onat ve Çağrı'da ona katılmış, kendi aralarında sohbet etmeye başlamışlardı.

Ozan hafifçe kulağıma doğru eğildi.

"Sana bunun hesabını soracağım, Bade."

Seslice yutkundum ve telaşla önümdeki sucuklu yumurta tavasını elime aldım.

"Ozan'cığım bunun da tadına baksana, kendi ellerimle yaptım!"

Ben yumurtayı Ozan'ın tabağına doldururken Çağrı ölümcül bakışlarını bana çevirdi.

"Hadi be oradan!" Bakışlarını Ozan'a çevirdi. "Ben yaptım, elini bile sürmedi bu."

"Eline sağlık," dedi Ozan hafife gülümseyerek.

"Ben size Ozan'ın aşçı olduğunu söylemiş miydim?" dedim, amacım sadece Ozan'ı pohpohlamaktı. "Hem de dünyanın en iyi aşçısı."

"Abartma, Bade..." diye mırıldandı Ozan ağzının içinden.

"Hayır söylemedin!" dedi Onat, çatalındaki peyniri ağzına götürürken. "Bilseydik kahvaltıyı Ozan'a hazırlatırdık."

Üçümüzün kınayan bakışları Onat'ı bulduğunda Onat ağzındaki lokmayı çiğnemeyi durdurdu.

"Şakaydı..." diye mırıldanıp başını hafifçe eğdiğinde istemsizce gözlerimi devirdim.

"Bu böyle olmayacak," dedi Ozan, çatalını tabağının kenarına bıraktı. "Arkadaşlar... Geldiğiniz için teşekkür ederim. Bade size ne anlattı bilmiyorum ama..." Bana sert bir bakış attı. "Tüm bunlara gerçekten hiç gerek yoktu."

Çağrı, Yaren ve Onat aynı anda çatallarını bıraktı. Masadaki gerginlik büyürken Yaren boğazını temizleyerek söze girdi.

"Bade bize sadece yirmi sene önce bir arkadaşımızı nasıl kırdığımızı hatırlattı, o kadar." Bakışlarını kısa bir an Ozan'a çevirdi. "Bu kahvaltıyı kendi isteğimizle hazırladık. Hem özür dilemek için hem de eski bir dostumuzu yeniden görmek istediğimiz için."

"Evet, kardeşim," diye araya girdi Çağrı. "Gerçekten hiçbirimiz yaptıklarımızı savunmuyoruz ve emin ol, fazlasıyla utanıyoruz. Küçükken yaptığımız eşekliği telafi etmek istedik."

Onat da başını sallayarak söze katıldı.

"Ki bir kahvaltıyla telafi olacak bir şey olmadığını biliyoruz ama yine de iyi niyetimizi göstermek istedik."

Ozan üçünü de sessizce dinledikten sonra başını salladı.

"Anlıyorum. Dediğim gibi, teşekkür ederim zahmet verdiniz."

Onat'ın yüzünde buruk bir gülümseme belirdi.

"Zahmet olmadı, keyifle yaptık."

Ozan birkaç saniye boyunca önündeki tabağa baktı. Ardından boğazını temizleyip çatalını yeniden eline aldı.

"Yumurta güzel olmuş bu arada. Eline sağlık, Çağrı."

Bir anlık sessizliğin ardından hepimizin yüzüne istemsizce bir gülümseme yayıldı. Çağrı'nın omuzları gevşerken Yaren rahatlamış bir nefes verdi. Onat ise sanki Ozan'ın bu tek cümlesiyle bütün sabah boyunca taşıdığı gerginlikten kurtulmuş gibi yeniden tabağına yöneldi.

Ben de önümdeki bardağı elime alırken gizlice Ozan'a baktım.

Hâlâ her şey yoluna girmiş değildi, bunu biliyordum. Ama en azından artık masadan kalkıp gitmek istemiyor gibiydi. Şimdilik bununla yetinmeye razıydım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.