3. bölüm / 11
EKSİK PARÇAKRALİÇE VE KÜLKEDİSİ
Bölümler 11Şu an: KRALİÇE VE KÜLKEDİSİ
- 1 BEYAZ EV1.497 kelime
- 2 SAVAŞ BAŞLASIN1.649 kelime
- 3 KRALİÇE VE KÜLKEDİSİ2.335 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 OTUZ ADIM3.692 kelime
- 5 KAVANOZ2.289 kelime
- 6 OZAN, İKNA OLUR MUSUN?2.505 kelime
- 7 EE, NASIL TANIŞTINIZ?2.698 kelime
- 8 BANYO SAVAŞLARI2.559 kelime
- 9 GÖRÜLMEMESİ GEREKEKEN ŞEYLER2.148 kelime
- 10 MAHŞERİN DÖRT ATLISI3.573 kelime
- 11 OZAN4.217 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerim açıldı. Dün gece mutfak malzemelerimi, ıvır zıvırlarımı yerleştirmekle uğraşırken epeyce yorulmuştum.
Yine de bunca yıldır çalıştığım için erken kalkmak artık rutinim olmuştu. Fakat, taşınma işleriyle uğraşacağım için iş yerinden bir haftalık izin istemiştim.
Yine de vücudum alarm kurulmuş gibi erkenden uyanıyordu.
Birkaç saniye bulunduğum odayı tanımaya çalışarak etrafı süzdüm. Yirmi yedi senelik ömrümde ilk defa ailemden ayrı yaşıyordum ve bu durumu hâlâ yadırgıyordum.
Kendimi ilkokula yeni başlamış, küçük bir çocuk kadar savunmasız hissetmemin tek sebebi ailemden ayrı olmak değil, aynı zamanda bir yabancıyla aynı evi paylaşmak zorunda olmamdı.
Derin bir soluk vererek yataktan kalktım. Üzerimdeki yorgunluğu atmak için istediğim tek şey güzel bir duşa girebilmekti.
Kıyafetlerimi, iç çamaşırlarımı ve bornozumu aldıktan sonra doğruca banyoya ilerledim. Havalar artık soğuduğu için sabahın bu saatlerinde ev biraz daha soğuk hissettiriyordu.
Sıcak su vücuduma değdiği an gözlerimi istemsizce yumdum. Sanki bedenimdeki tüm yorgunluk suyla beraber akıp gitmişti.
Kaç dakika suyun vücudumdan akıp gitmesini izledim bilmiyorum, ardından şampuanıma uzandım. Saçımı köpürtmeye başlamıştım ki birden dünyam karardı.
Yani... Elektrikler kesildi!
"Yahu şaka mı bu?" dedim, suyu hızla köpükle kaplanmış yüzüme tutmaya çalışırken.
Ardından saniyeler içerisinde su da kesildi.
Karanlıktan burnumun ucunu bile göremediğim bir banyoda, kafamdan sular ve köpükler damlar halde öylece kalakaldım.
Beynim anında sorun çözme odaklı düşünmeye başladı.
"Tamam sıkıntı yok," dedim kendi kendime mırıldanarak. Vücudumdan damlayan köpükleri umursamadan duş kabininden dışarı adım attım. "Hazır suyum vardı, saçlarımı onunla yıkacağım."
Ardından kenarda duran bornozumu hızla üzerime geçirdim ve banyodan çıktım. Bornozun eteklerini iki elimle toplayıp ayaklarımı yere sürtmeden, adeta bir kedi sessizliğiyle koridorda ilerlemeye başladım.
Zihnimden tek bir dua geçiyordu: Lütfen, Ozan denen canavara bu hâlde yakalanmayayım. Lütfen.
Saçlarımdan süzülen şampuan köpükleri alnımdan aşağı süzülüp gözlerimi yakıyor, bornozun üzerinden damlayan sular koridorda minik izler bırakıyordu.
Dualarım kabul olmuş gibi görünüyordu, mutfak hafif karanlık ve tamamen sessizdi. Bakışlarım karanlığa alışmaya çalışırken sebili aradı. Sebilin hemen yanında, ambalajı bile açılmamış beş litrelik kocaman bir su duruyordu.
Dudaklarım kıvrıldı.
"Şükürler olsun...."
Ağır suyu kucaklayıp tam banyoya dönmek üzere hareketlenecektim ki tam arkamda, buz gibi alaylı bir ses yankılandı.
"İlk kural ihlali..."
Dehşetle yerimde sıçrayıp, o korkuyla elimdeki suyu büyük bir gürültüyle yere düşürdüm. Aynı zamanda dengemi kaybetmiş, bir elimle su sebiline tutunmaya çalışıyordum.
"Ya böyle gelinir mi?!" dedim, baş parmağımı damağıma bastırırken. "Aklımı aldın ya sabah sabah!"
Ozan'ın dudağının kenarına yerleşmiş alaylı gülümsemesi büyüdü ama hiçbir şey söylemedi. Tam o an kurduğu cümle zihnimde yeniden yankılandı.
"Kural ihlali mi?" dedim, gözlerim bu defa öfkeden kocaman olmuştu. "Şalteri sen mi indirdin?"
Ozan başını geriye atıp keyifle kahkaha attı.
"Tam on bir dakika bekledim ama banyodan çıkmadın. Ben de hem su vanasını kapattım, hem de şalteri indirdim." Omuz silkti. "Aynı zamanda banyoyu ve burayı vücudundan damlayan sularla baya bir ıslatmışsın. İki kural birden ihlal ettin, üstelik ikisi de senin koyduğun kurallardı."
"Ama-"
"Aması yok kural kuraldır," dedi Ozan, o da bana doğru bir adım attı. Aramızdaki mesafe oldukça azalmıştı, seslice yutkundum. "Anlaşmamızı hatırlıyorsun değil mi? Koyduğumuz kuralları ilk ihlal eden kişi..."
Duraksadı, gözlerini kıstı ve cümlesini tamamladı:
"Bugünden itibaren bir hafta boyunca yerleri silip tüm bulaşığı sen yıkayacaksın. Şimdiden kolay gelsin, kraliçem."
Ellerini ceplerine koyarak arkasını döndü ve keyifle ıslık çalarak mutfağı terk etti. Öfke ensemde kol geziyordu. Üstelik soğuktan çenem titremeye başlamış, gözlerim içine kaçan şampuandan dolayı bulanıklaşmıştı.
Ve fazlasıyla yanıyordu!
Hızla gözlerimi yumdum. Ağzımdan keskin bir nefes kaçıp giderken ellerim bornozumun kenarını farkında olmadan kavradı.
"Lanet olsun..."
İçimde kabaran öfkeye yenik düştüm ve gözlerimi hızla araladım. Sert adımlarla salona girdiğimde Ozan'ın koltukta yayılarak televizyon izlediğini gördüm.
Onun da bakışları beni bulduğunda yüzündeki ifade bir an olsun değişmedi: Alay!
"Yerleri ıslatmam senin suçun!" dedim, parmağımı sallayarak üstüne yürürken. "O halde banyodan başka nasıl çıkabilirdim ki?!"
"İnanır mısın bu beni hiç ilgilendirmiyor."
Öfkem artık bedenime sığmıyordu. Burnumdan soluyarak ona doğru bir adım daha attım.
"Bunu senin yanına bırakacağımı düşünmüyorsun, değil mi Ozan?" dedim dişlerimin arasından, her bir kelimeyi bastıra bastıra söylemiştim.
Ozan omuzlarını silkti, oturduğu geniş koltukta rahatça biraz daha yayıldı.
"Ben kurallara harfiyen uyacağım," dedi, son derece emin bir tavırla.
Sonra duraksadı. Gözleri saçlarımdaki sönmeye yüz tutmuş köpüklerden başlayıp üzerimdeki sırılsıklam bornoza, oradan da soğuktan titreyen çıplak bacaklarıma kadar yavaş, fazlasıyla sinir bozucu bir şekilde indi.
"O yüzden senin düştüğün şu..." Yüzünü hafifçe buruşturup dudaklarına yine alaycı kıvrımı yerleştirdi. "Şu acınası duruma asla düşmeyeceğim, emin olabilirsin. O yüzden boşuna hayaller kurma."
"Acınası durum mu?"
Gözlerim şokla yuvalarından fırlayacak gibi açılmıştı. Kısa bir an nutkum tutuldu ama şok, saniyeler içinde yerini saf bir öfkeye bıraktı.
Kendi kendime söylenerek işaret parmağımı ona doğru sallaya sallaya üzerine yürümeye başladım.
"Anladım... Benim silahımla beni vurmaya çalışıyorsun aklınca! Kurallarıma karşı kuralların... Ama yemezler Ozan Bey! Ben sana yenilmem, anladın mı beni? Sana bu evi dar etmezsem ben de-"
Cümlemi tamamlayamadım.
Bornozumdan ve saçlarımdan süzülen sular, ben volta atarken parkeyi çoktan görünmez bir buz pistine çevirmişti. Havaya kalkan sağ ayağım ıslak zemine şiddetle bastığı an olanlar oldu.
Ayağım öyle bir kaydı ki...
Dünyanın altımdan hızla kayıp gittiğini hissettim. Boğazımdan tiz, korku dolu bir çığlık koparken kollarımı havada çırparak dengemi sağlamaya çalıştım ama nafileydi.
Zemine çakılmayı beklerken, bedenim büyük bir gürültüyle sert bir yüzeye çarptı.
Daha doğrusu, doğrudan Ozan'ın üzerine!
Göğsüne şiddetle çarpmamla birlikte ciğerlerimdeki tüm hava boşalırken, Ozan'ın dudaklarından da boğuk bir inleme koptu. Çarpışmanın etkisiyle ikimiz de koltuğun sırtlığına doğru gömülürken, bir an için dünyadaki tüm sesler sustu.
Gözlerimi sımsıkı kapatmıştım.
Zihnim yaşadığım utancı idrak etmeye çalışırken, burnuma aniden yoğun, ferah bir mentol kokusu doldu. Elleri, tamamen refleksle belimin iki yanını sıkıca kavramış, düşmeyeyim diye beni tutmuştu.
Benim ellerim ise tutunacak bir dal ararken geniş omuzlarına kenetlenmişti.
Yutkunmaya çalışarak kirpiklerimi yavaşça araladım.
Ozan'ın da benden aşağı kalır yanı yoktu. Her zaman dudağının kenarında olan alaycı gülüşü bile silinmişti. Gözleri irileşmiş, neye uğradığını şaşırmıştı. Yüzlerimiz birbirine o kadar yakındı ki, şaşkınlıkla alıp verdiği nefesi burnumun ucunda hissedebiliyordum.
Tam o an durumumuzun saçmalığını idrak ettim ve irkilerek üstünden kalktım.
Üstünden...
Yer yarılsa da yerin sekiz yüz bin kat dibine girsem diye dualar etmeme saniyeler kalmıştı.
Ozan saçlarımdan damlayan sularla sırılsıklam olmuş tişörtüne şöyle bir baktı. Ardından kısılmış gözlerini bana çevirdiğinde, istemsizce bir adım geriledim.
"Pardon..." dedim, hem özür dilemem gerektiğini biliyordum hem de ondan özür dilediğim için kendimi öldürmek istiyordum. "Ayağım kaydı..."
Ozan kısa bir an gözlerini yumdu, dudaklarının o minicik aralığından bir nefes havaya karıştı. Gözlerini yeniden açması birkaç saniye sürse de bana bir asır gibi gelmişti.
"Bade..." dedi başını iki yana ağır ağır sallarken. "Gidip şu köpüklerden kurtul ve sonra bütün evi temizle. Her yeri mahvettin." Ardından hızla ayaklandı. "Sonra da şu tişörtümü yıka."
Ve yine cevap vermeme izin bile vermeden odayı terk etti.
Tam o an zihnimde bir şimşek çaktı.
Kendime gelerek koşar adımlarla ona yetiştim.
"Kural ihlali yaptın!" Neredeyse sevinçten el çırpacaktım. "Kural ihlali yaptın sen de!"
Ozan uzun koridorda duraksadı. Ardından yavaşça bana döndü.
"Ne ihlali?"
"Dün demiştim ki..." dedim, büyük bir gururla gülümserken. "İletişim kurarken karşıdakinin cevabını beklemeden dönüp gitmek yok. Ve sen az önce cevabımı beklemeden gittin."
Ozan'ın çenesi hafifçe kasıldı, alnındaki damar kısa bir an için belirginleşti ama yüzünü yeniden ifadesiz haline bürüdü.
"O yüzden..." dedim omzuna hafifçe vurup banyoya ilerlerken. "Yerleri bölüşerek sileceğiz."
"Saç-"
"Sus!" dedim, omzumun üzerinden ona bir bakış atarken. "Durumlar eşit, eğer itiraz edersen ben de asla temizlemem."
Ozan'ın kaşları hayretle havalandı.
"Sen gerçekten kafayı yemişsin kızım!"
Ardından odasına girerek kapıyı gürültüyle suratıma çarptı.
"Yine ihlal yaptın bak! Hem de iki tane. Bağırmak yasaktı, cevap vermeden dönüp gitmek yasaktı! İki hafta temizletirim sana evi he!"
"Bade, git başımdan!"
Ozan'ın öfkeden deliye dönmüş sesini duymak içimdeki hazzı iki katına çıkarmıştı. Artık ne üşüyordum ne gözlerim yanıyordu. Keyifle birkaç dakika evin içerisinde dolanıp su vanası ve şalteri yeniden açtım.
Ardından banyoya dönerek yeniden duşa girdim.
🏠
Banyodan çıkıp üzerimi giyindikten sonra soluğu mutfaktaki temizlik kovasının yanında aldım. Evde tek bir vileda takımı olduğu için gururla kapmış, koridorun bir ucunu parlatmaya başlamıştım bile.
Ozan ise evdeki tek viledanın bende olduğunu fark ettiğinde gözlerini devirmiş, mecburen bir kova su hazırlayıp eline aldığı bezle yerleri dizlerinin üzerinde silmeye koyulmuştu.
Viledanın sapına tutunup köpüklü suları ileri geri gezdirirken bakışlarım istemsizce koridorun diğer ucuna kaydı.
Ozan, ciddi duruşundan tamamen uzak bir hâlde, yere diz çökmüş, elindeki bezi hırsla parkelere sürterek siliyordu. O kasıntı, hep mimiksiz duran adamın şu an emekleye emekleye yer silmesi o kadar komik duruyordu ki...
Dudaklarım yukarı doğru kıvrılırken kahkahamı bastırmak için alt dudağımı dişlerimin arasına sıkıştırdım.
Tam o sırada, bakışlarımı hissetmiş gibi Ozan aniden başını kaldırıp bana döndü.
Aramızdaki bakışma gerçekleştiği an yakalanmanın verdiği panikle bakışlarımı hızla kaçırıp viledayı sanki dünyanın en hayati işini yapıyormuşum gibi hırsla parkeye bastırmaya başladım.
"Çok keyif alıyorsun galiba," dedi Ozan, buz gibi bir sesle. Yavaşça doğrulup dizlerinin üzerindeki tozları silkeledi. "Ama farkındaysan az önceki kavga esnasında ağzından bir şeyler kaçırdın."
Hareketlerim anında durdu. Viledanın sapını sıkıca kavrayıp bakışlarımı yeniden ona çevirdim.
"Ne... Ne kaçırmışım?"
Ozan elindeki bezi kovanın kenarına asıp kollarını göğsünde birleştirdi. Gözlerini hafifçe kısarak üzerime doğru bir adım attı.
"'Anladım, benim silahımla beni vurmaya çalışıyorsun' falan dedin," dedi, kelimelerin üzerine tek tek basarak. "Aklınca kuralları bana karşı kullanmaya çalışıyorsun. Senin amacın beni bezdirip bu evden kaçırmak, değil mi?"
Sertçe yutkundum. Yakalanmış olmanın getirdiği anlık bir telaşla ellerimi viledanın sapından çekip göğsümün önünde birleştirdim, yüzüme olabildiğince masum bir ifade yerleştirmeye çalıştım.
"Aşk olsun!" dedim, sesimi hafifçe yükseltip drama dozunu artırarak. "Ben öyle biri miyim?"
Ozan dudaklarının kenarına yerleşen o tehlikeli gülüşle bana doğru bir adım daha attı. Aramızdaki mesafeyi kapatırken bakışlarını bir an bile gözlerimden ayırmadı.
"Ben ne bileyim..." dedi, sesi alçaktı ama son derece etkileyici bir tonda çıkıyordu. "...sen nasıl birisin, Bade?"
Hemen bir iki adım geriledim.
"Ben sinirden ne dediğimi biliyor muyum ya?" Hızla bakışlarımı kaçırdım. "Sen bana takılma, öyle arada saçmalarım ben."
"Arada?" Tok bir kahkaha attı. "Tanıştığımız andan beri saçmalamadığın tek bir an yok ki!"
Cümlesi biter bitmez gülerek kovasının başına döndü ve bezi alıp yeniden parkeleri silmeye başladı. Ben ise söylediği cümlenin yarattığı öfke dalgasını göğüslemeye çalışıyordum.
"Beni daha fazla çıldırtmana izin vermeyeceğim!" Gözümün önüne düşen saçımı üfleyerek uzaklaştırdım. "Zaten senin yüzünden daha şafağın kör vaktinde, kahvaltı bile etmeden ev temizlemeye giriştik."
Ozan rahatça omuz silkti.
"Kurallara uysaydın o zaman."
"Bana diyene bak," dedim, alayla gülerken. "Külkedisi gibi yerleri siliyorsun şu an."
Ozan dik bakışlarını üzerime salınca hızla boğazımı temizleyip bakışlarımı kaçırdım. Neyse ki daha fazla tartışmadan sessizlik içinde yerleri silmeye devam ettik. Sonunda tüm evi parlattığımızda neredeyse bir saat olmuştu.
O an Ozan'ın da mecburen bana yardım etmesine minnet duyuyordum. Tek başıma böylesine büyük bir evi bir saatte temizlememe imkan yoktu açıkçası.
Sonunda kendimi salondaki koltuklardan birine attığımda midemden anlamsız sesler yükseliyordu.
"Şuna bak...." diye söylenmeye başladım. "Kahvaltı hazırlayacak gücüm bile kalmadı."
Tam o sırada Ozan salona girdi. O da tıpkı benim gibi boş koltuklardan birine kendini adeta fırlatmıştı.
Onun da acıktığını biliyordum ama koyduğumuz kurala göre kendine yemek hazırlayan mecburen diğer kişiye de yemek hazırlamalıydı.
İstemsizce sırıttım. Açlıktan bayılsam bile o kahvaltıyı hazırlayan ben olmayacaktım!
Ben kendi kendime sırıtırken Ozan'ın bakışları beni buldu. Anında yüzümdeki tüm gülümseme kırıntılarını süpürdüm.
"Kahvaltıyı bana hazırlatmaya çalışıyorsun, değil mi?" diye sorduğunda ona döndüm.
Gözlerini kısmış, beni baştan aşağı süzüyordu.
"Hayır canım, sadece aşçısın diye mesleğine mani olmamaya çalışıyorum diyelim."
Ozan kısa bir an duraksadı. Sonra sabır dilenircesine bakışlarını tavana dikti.
"Öyle olsun." Ardından hızla ayaklandı. "Sırf kendimi aç bırakmak istemediğim için hazırlayacağım."
"Aslansın!" dedim sevinçle şakıyarak. "Hazır olunca seslenirsin."
Ozan hiçbir şey söylemeden arkasını dönmüştü ki, aniden duraksadı. Sonra yeniden bana döndü.
"Olur söylerim."
Hızlıca odadan çıktığında kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum. Ozan kahvaltı hazırlarken ben de o arada annemi arayıp uzun uzun konuşmuştum. Tabii ki Ozan'ın varlığından asla bahsetmeden konuşmayı bitirmiştim.
"Bade, kahvaltı hazır!"
Ozan mutfaktan seslendiğinde yattığım koltuktan ayaklandım. Birkaç saniye gerinme hareketleri yaptıktan sonra ayaklarımı sürüye sürüye mutfağa girdim.
Adımlarımı direkt mutfakta büyük yemek masasına çevirdiğimde kaşlarım çatıldı.
Ozan'ın önünde patates kızartması, omlet, çeşitli kahvaltılıklar varken benim oturacağım yerde sadece peynir, zeytin ve bir bardak çay vardı.
"Şaka mı bu?" dedim, elim sandalyenin üzerinde asılı kalırken. "Bu nasıl bir kahvaltı?"
Ozan omuz silkti.
"Kuralda kendine ne hazırlayacaksan karşıdakine de aynısı hazırlayacağız diye bir şey belirtmemiştim." Başını kaldırıp alayla güldü. "Afiyet olsun, Bade."
Dişlerimi birbirine bastırdım ama yine de söyleyeceğim her şeyi yutup sessizce oturdum.
Kabul etmeliydim, Ozan benim için zorlu bir rakipti ama pes etmeye hiç niyetim yoktu.
Sessiz sedasız kahvaltımıza devam ettik. Lokmalar boğazımdan zorla geçiyordu ama ona çaktırmamak için tabağımdaki son peynir kırıntısını bile büyük bir ciddiyetle yedim.
Ozan tabağındaki son omlet parçasını da bitirdikten sonra sandalyesini geriye doğru iterek ayağa kalktı. Masadaki kendi tabağını, bardağını ve çatalını toplayıp tezgâha götürdü.
Ardından hızlıca sudan geçirerek bulaşık makinasına dizdi.
Ve bana tek bir bakış bile atmadan mutfaktan çıktı.
Arakasından kaşlarımı çatarak baksam da ses çıkarmadım. Birkaç dakika sonra odasının kapısı açıldı, koridordan geçen adımlarının sesini duydum. Üzerini değiştirmiş, deri ceketini giymişti. Dış kapıya doğru ilerledi, kilit sesinin ardından kapıyı çekip çıktı.
O an içimde muazzam bir rahatlama dalgası yayıldı. Sandalyede geriye doğru yaslanıp derin, huzurlu bir nefes verdim.
"Oh be..." diye mırıldandım kendi kendine. "Sonunda evimde tek başıma, huzur içinde vakit geçirebileceğim."
Aklımdan anında planlar geçmeye başlamıştı bile. Kendime kocaman bir fincan kahve yapacak, salondaki koltuğa yayılacak, televizyonda saçma sapan bir şeyler açıp birkaç saat boyunca hiçbir kural ve alaylı gülüşler olmadan kafamı dinleyecektim.
Evin tüm sessizliği bana kalmıştı. Tam önümdeki tabakları kaldırmak için ayaklanmıştım ki kapı zili gürültüyle çaldı.
"Ne unuttu acaba bu kasıntı?" dedim kendi kendime gözlerimi devirerek.
Mutfaktan çıkıp koridora doğru ilerlerken beynim anında mantık yürütmeye başladı.
"Dur bir dakika... Bir şey unutsa kendi anahtarıyla girerdi. Kapıyı niye çalsın ki?"
İçime minik bir merak ve huzursuzluk düştü. Adımlarımı yavaşlatarak kapıya doğru yaklaştım. Sabahın bu saatinde kapımı kim çalabilirdi ki?
Dürbünden bakmak yerine merakıma yenik düşüp kapının kilidini çevirdim ve yavaşça açtım.
Açmamla nutkumun tutulması bir oldu.
Yaşları ellinin üzerinde olan tam beş tane teyze dikiliyordu karşımda. Kimin elinde içinde ne olduğunu görmediğim tabaklar, kiminin kucağında üzeri streç filmle sarılmış kocaman bir borcam börek vardı!
Ortadaki en süslü teyze yüzüne yayılan kocaman, samimi bir tebessümle beni baştan aşağı süzdü.
"Hayırlı olsuna geldik kızım!" dedi gür bir sesle. "Az önce eşini evden çıkarken görünce hemen gelelim dedik!"
Eşin...
Kelime zihnimde adeta bir bomba etkisi yaratmıştı.
Teyzelerin arkamdaki salona doğru meraklı bakışlar atarak içeri süzülmelerini çaresizce izledim.
İşte şimdi gerçekten yanmış, küllerimi de bu mahalle teyzelerine börek niyetine ikram etmek üzereydim.
🏠
Bölüm etkileşimi
