1. bölüm / 11
EKSİK PARÇABEYAZ EV
Bölümler 11Şu an: BEYAZ EV
- 1 BEYAZ EV1.497 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 SAVAŞ BAŞLASIN1.649 kelime
- 3 KRALİÇE VE KÜLKEDİSİ2.335 kelime
- 4 OTUZ ADIM3.692 kelime
- 5 KAVANOZ2.289 kelime
- 6 OZAN, İKNA OLUR MUSUN?2.505 kelime
- 7 EE, NASIL TANIŞTINIZ?2.698 kelime
- 8 BANYO SAVAŞLARI2.559 kelime
- 9 GÖRÜLMEMESİ GEREKEKEN ŞEYLER2.148 kelime
- 10 MAHŞERİN DÖRT ATLISI3.573 kelime
- 11 OZAN4.217 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı yerler, üzerinden kaç yıl geçerse geçsin insana yabancı gelmezdi. Sokakları değişir, evlerin boyası yenilenir, tanıdığın yüzler birer birer kaybolurdu ama insan yine de bir köşeyi gördüğünde çocukluğunu hatırlardı.
Mahallenin sokaklarında yürürken tam olarak bunu hissediyordum.
Yirmi yıl önce koşarak geçtiğim sokaklardan şimdi ağır ağır yürüyordum. Mahalle küçülmüş gibiydi. Çocukken gözümde kocaman görünen apartmanlar artık sıradan, daracık gelen sokaklar ise nedense hâlâ aynıydı.
Bakışlarım, sokağın sonundaki tek katlı, müstakil beyaz eve takıldığında ise adımlarım farkında olmadan yavaşladı.
Evi tanıyordum.
Hem de sandığımdan çok daha iyi.
Bu evi birkaç gün önce tutmuştum ama onunla tanışıklığımız tam yirmi sene öncesine dayanıyordu. Çocukken önünden her geçtiğimde bir gün bu evde yaşamak istediğimi bilsem de, büyüdükçe bu evin varlığını bile unutmuştum.
Ama hayat bazen sen unutsan da, senin kaderini etkileyecek o şeyleri öylece yoluna serebilir.
Mahallede ağır ağır ilerleyip, tanıdık bir yüz görebilme umuduyla etrafıma bakarken telefonum gürültüyle çaldı. Ardımdan sürüklediğim bavulu bırakıp hızla sırt çantamın içine gelişigüzel fırlattığım telefonumu bulmaya çalıştım.
Telefon neredeyse kapanacaktı ki, sonunda o koca dehlizde ona ulaşabildim.
"Alo?" dedim, telefonu kulağıma götürürken gözümün önüne düşen bir tutam saçı üfleyerek uzaklaştırmaya çalışıyordum. "Efendim anne?"
"Bade, ne yaptın kızım? Eşyaların sağ salim geldi mi?"
Gözlerimi kısıp beyaz evin önündeki minik kamyonete baktım.
"Eşyalar geldi de, sağ salim mi bilmiyorum. Henüz göremedim."
"Çok bir şey yoktu zaten ama inşallah kırılmamıştır."
Aslında ev zaten eşyalıydı ama yanımda olmasını istediğim birkaç parça eşyamı bulunduğum şehirden bir nakliyat şirketine verip buraya göndermiştim.
"İnşallah anne," dedim, boşta kalan elimle bavulu yeniden sürüklemeye başlayarak. "Bavul elimdeyken zorlanıyorum, akşam seni ararım olur mu?"
"Olur kızım, hadi dikkat et."
Birkaç iyi dilekten sonra telefonu kapattım ve şortumun cebine sıkıştırıp ilerlemeye devam ettim. İlerledikçe kaşlarım çatılmaya başladı. Gördüğüm manzara adımlarımı bir an için duraksattı.
Evin önünde bir değil, iki kamyonet vardı.
Farkında olmadan adımlarımı hızlandırdım. Eve biraz daha yaklaştığımda, genç bir adamın yabancı kamyonetin başında durduğunu ve birkaç kişinin içinden bazı ev eşyaları çıkardığını gördüm.
"Merhaba?" dedim, bavulumu kenara bırakıp adamın arkasından seslenirken.
Genç adam yüzünü bana döndü. Çok kısa bir an kaşlarının çatıldığını görür gibi oldum ama ifadesi o kadar hızlı düzeldi ki doğru gördüğümden emin olamadım.
"Merhaba?" dedi o da tıpkı benim gibi sorgularcasına.
"Bu eşyaları..." Elimle kamyonetten indirilen eşyaları gösterdim. "Neden evimin önüne indiriyorsunuz acaba?"
Adamın kaşlarının ortasında çizgi bu defa daha belirgin bir hâl aldı.
"Evimin önüne mi?" Eve kısa bir bakış attı. "Siz bu evde mi oturuyorsunuz?"
"Henüz taşınmadım ama evet."
Adam derin bir soluk bıraktı.
"Bakın bu nasıl oldu bilmiyorum ama..." Adam elini cebine attı ve bir kağıt çıkardı. "Bu evi iki gün önce kiraladım. Sanırım bir yanlışlık var."
İlk birkaç saniye duyduğum kelimeleri idrak etmekte oldukça zorlandım. Ardından kelimeler anlam kazandığında adamın elindeki kağıdı aldım.
Hızlıca yazılanlara göz atarken kaşlarım saniye saniye çatılıyordu. Adam yalan söylemiyordu. Bu bir kira sözleşmesiydi ve yazan adres tam olarak bu evi gösteriyordu.
Telaşla sırt çantamı açtım ve birkaç gün önce imzaladığım kira sözleşmesini çıkarıp adama uzattım.
"Benim de sözleşmem var."
Adam da tıpkı benim gibi birkaç saniye duraksadı. Ardından kağıdı elimde alıp kısaca göz atmaya başladı. O iki kağıdı da incelerken ben vakit kaybetmeden telefonumu çıkardım ve emlakçının numarasına tıkladım.
Telefon uzun uzun çaldı ama yanıt yoktu.
"Sanırım dolandırıldık," dedi adam, sonunda bakışlarını kağıtlardan çekip bana çevirmişti.
Tam o an eşyalarımın olduğu kamyonetten genç bir adam inip yanıma geldi.
"Abla indirelim mi artık eşyaları?"
Derin bir soluk verdim. Yaşadığım durumun saçmalığı karşısında diyecek hiçbir şey bulamıyordum.
"İndirin," diyebildim mırıldanır gibi.
"Bir dakika," diye araya girdi karşımdaki adam. "Ne demek indirin hanımefendi? Evi kiraladım diyorum."
Bir anda sırtımdan aşağı buz gibi bir ürperti indi.
"Pardon da ben de kiraladım ya beyefendi! Ne istiyorsunuz şu anda?"
"Kendinize başka bir ev bulmanızı."
Kulaklarım hissettiğim öfkeyle uğuldamaya başladığında adama doğru bir adım attım.
"Neden ben başka bir ev buluyormuşum? Bir dünya masraf yaptım ben bu evi tutarken!"
"Aynı şekilde," dedi adam öldürücü bir sakinlikte. "O yüzden bu evden vazgeçmeyeceğim."
Tam cevap verecekken, "Abla ne yapalım şimdi biz?" diye araya girdi çalışan çocuk.
"İndirin siz ablacım," dedim, karşımdaki adama bakışlarımı dikerek. "Kuvveti yetiyorsa engel olsun."
Cümlem biter bitmez çocuk yeniden kamyonetin yanına döndü. Karşımdaki adam ise parmaklarını göz pınarlarına bastırmış, sabır dilenircesine derin nefesler alıyordu.
Onu umursamamaya çalışarak bahçe kapısına ilerledim ve emlakçının verdiği anahtarla açtım. Bahçeden içeri girdiğimde hiç vakit kaybetmeden evin kapısını da açtım. Çalışanlar eşyaları evin içine kadar getirmeliydi.
Ardından yeniden bahçenin önüne döndüm.
"Eşyaları salona bırakırsınız, olur mu?"
"Olur abla."
Çalışanlar eşyaları kamyonetten indirmeye başlarken ben de telefonumu yeniden elime alıp emlakçının numarasını aradım. Telefon kulağımda çalarken gözlerimi sımsıkı kapatıp içimden sabretmeye çalışıyordum.
Bir kez daha açmadı.
Aramayı sonlandırıp birkaç saniye ekrana baktım. Ardından yeniden aradım.
Yine açmadı.
"Şaka gibi," diye mırıldandım.
"Asıl şaka gibi olan senin hâlâ emlakçıyı araman," dedi karşımdaki adam. Her saniye biraz daha küstahlaşıyordu. "Seni dolandırdıktan sonra telefonuna öylece cevap vereceğini mi sanıyorsun?"
"Ben en azından çabalıyorum!" dedim öfkeyle. "Sen ise boş boş tepemde dikiliyorsun."
Adamın kamyonetinden inen eşyalar da bir bir evin içine taşınırken neredeyse ağlayacak gibiydim.
"Bak," dedim derin bir soluk alıp adama dönerken. "Öfkenin ikimize de yararı yok. Öncelikle ismini öğrenebilir miyim?"
"Ozan."
"Ozan... Ben de Bade." Ozan cevap vermeyince devam ettim. "Bak Ozan, benim gerçekten gidecek bir yerim yok. Üstelik son kuruşuma kadar bu ev için harcadım. Otele falan da gidemem yani. O yüzden... Bu dolandırıcıyı bulana kadar ben bu evde kalayım. Sen o sürede kalacak başka bir yer bul. Dolandırıcıdan paranı aldığında kendine yeni bir ev tutarsın."
Cümlem bittiğinde Ozan'ın kaşları havaya kalktı. Birkaç saniye hiçbir şey söylemeden yüzümü incelemeye devam etti, ardından alayla gülerek başını salladı.
"Bade... Daha önce çok bencil olduğunu söyleyen oldu mu?" Bana doğru bir adım attı. "Durumlarımız da şartlarımız da eşit. Ben buraya bambaşka bir şehirden geldim. Ne kalacak yerim var, ne de otel tutacak maddi imkânım. O yüzden hiçbir yere gitmiyorum."
"Ne yapacağız o halde?" dedim, ellerimi sinirli saçlarımdan geçirirken. "İkimiz beraber kalacak değiliz ya?!"
Ozan rahatça omuz silkti.
"Valla ben evimde kalacağım, sen istersen gelirsin, istersen sokakta kalırsın. Beni ilgilendirmiyor."
Ardından bana cevap hakkı bile tanımadan bahçeye girip eve ilerlemeye başladı. Birkaç saniye ayaklarım yere mıhlanmışçasına, dudaklarım aralanmış, gözlerim büyümüş bir şekilde arkasından baktım.
Sonunda kendime geldiğimde hiç vakit kaybetmeden evin içine hızlıca adımladım. Eşikten adım atar atmaz evin içindeki kalabalığı görünce, zaten zor tuttuğum öfkem yeniden kabardı.
Bir taraftan benim eşyalarım bir taraftan Ozan'ın eşyaları öylece salonun ortasına diziliyor, çalışanlar alan büyük olduğu halde kalabalıktan oraya buraya çarpıyorlardı.
"Polise gideceğim," dedim, çalışanların başında öylece duran Ozan'ın yanına giderek. "Seni bu evden attıracağım."
"Hangi hakla?" dedi Ozan, bana yandan kısa bir bakış atıp tekrardan önüne döndü. "Ben de bu evi kiraladım sonuçta."
"Yok ben çıldıracağım..." Derin bir soluk verdim. "O zaman polise beraber gidelim ve hukuken kimin kalması gerekiyorsa o kalsın!"
"Ne sanıyorsun acaba?" dedi Ozan, yüzünde yeniden alaylı bir sırıtış belirmişti. "Polis aramızda kura falan mı çekecek?"
"Valla artık kura mı çeker yoksa sana 'Eşek kadar adamsın, bırak da evde kadın kalsın, sen kendine başka yer' bul mu der, gidince görürüz."
Ozan birkaç saniye ifadesiz bir ifadeyle beni süzdü. Ardından yeniden önüne döndü.
"Eşyalar taşınsın, gider şikâyetçi oluruz."
"Süper!"
Ardından temiz hava alabilmek için seri adımlarla bahçeye çıktım. Yeni hayatımın ilk günü resmen kâbusa dönmüştü.
🏠
Saatler sonra büyük bir hayal kırıklığıyla evin bahçesinde öylece oturuyordum. Polise gitmiştik ama hiçbir şey beklediğim gibi olmamıştı.
Ortak suç duyurusunda bulunduk lakin polisler evde kimin oturacağına karar verecek yetkileri olmadığını söylediler. Ya anlaşarak kimin oturacağına karar verecektik ya da ikimiz de oturmayacaktık.
Her şey o kadar saçmaydı ki, Ozan'la karakoldan çıktığımızda aynı eve geleceğimiz halde ayrı taksilere binmiştik. Yine de eve vardığımda onun henüz gelmediğini görmek beni biraz umutlandırmıştı.
Derin bir soluk verdim.
Ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Birkaç ay önce, çalıştığım şirket İzmir'e yeni bir ofis açmaya karar verdi. Beni de bu ofise yönetici olarak transfer etmek istediklerini söylediklerinde her şeyin böyle kötü gideceğini hiç düşünmemiştim.
Ailem en başından onlardan ayrılmama zaten yeterince karşıydı. Annemi bir noktada ikna etsem de babamla durum daha farklıydı. İlk andan beri kesin bir dille karşı çıkmış, eğer kendi bildiğimi okursam maddi manevi tüm desteğini çekeceğini söylemişti.
Ben de tabii ki bildiğimi okudum.
Şimdi ise geldiğim bu noktada ağlayarak annemlere dönmeme neredeyse ramak kalmıştı.
Bahçenin kapısı açıldığında başımı kaldırdım. Ozan elinde birkaç tane market poşetiyle yürüyordu. Kaşlarım istemsizce çatıldı.
"Hani paran yoktu?" dedim hayretle.
Ozan'ın adımları bir an duraksadı. Ardından dümdüz bir ifadeyle yürümeye devam etti.
"Karnımı doyuracak kadar var çok şükür."
O an midemden yükselen bir guruldamayla saatlerdir tek lokma yemek yemediğimi hatırladım.
Ozan tam eve girecekken, "Market buraya yakın mı?" diye sordum.
Omzunun üzerinden bana baktı.
"Neden?"
"Ben de bir şeyler alacağım."
"Hani paran yoktu?"
Gözlerimi devirdim.
"Karnımı doyuracak kadar var çok şükür."
Ozan, görmeye alıştığım alaylı ifadesiyle güldü.
"İki sokak ötede."
Ardından cevap vermemi beklemeden evin içine girdi. Bir süre kapı eşiğine bakmaya devam ettim.
"Sen bana sabır ver Allah'ım, lütfen."
Çaresizlik ruhumu alt etmeye başladığı an, birden zihnimde bir fikir parladı.
Madem bu adamı kendi isteğiyle bu evden gönderemiyordum, o zaman ben de kaçmasını sağlardım.
Ona bu dört duvarı zindan edecektim. Ona öyle iğrenç bir Bade tanıtacaktım ki, bu evi de, eşyaları da bana bırakıp ardına bile bakmadan kaçacaktı.
🏠
Bölüm etkileşimi
