36. bölüm · DIVINE CARNAGE
Üç Kehanet
Lyra'nın bedeni Aldren'in kollarında hareketsizdi.
Kamp sessizdi.
Az önce dağın yamacını titreten güçten geriye hiçbir şey kalmamıştı.
Sadece devrilmiş ağaçlar, yerdeki çatlaklar ve sönmüş ateşler vardı.
Aldren Lyra'yı yavaşça yere yatırdı.
"Lyra."
Cevap yoktu.
Parmaklarını onun bileğine götürdü.
Nabzı vardı.
Zayıf ama düzenli.
Aldren derin bir nefes aldı.
Tam o sırada kampın girişinden bir ses geldi.
"Çekilin."
Kimse hareket etmedi.
Ses tekrar duyuldu.
"Çekilin."
Avcılar yavaşça iki yana ayrıldı.
Sislerin arasından yaşlı bir adam çıktı.
Üzerinde kül rengi, uzun bir pelerin vardı.
Boynunda birbirine geçirilmiş yedi küçük kemik parçasından oluşan bir kolye taşıyordu.
Elindeki bastonun ucunda ise eski bir sembol bulunuyordu.
Aldren adamı görür görmez ayağa kalktı.
"Sen..."
Yaşlı adam ona baktı.
"Geciktim."
Aldren'in yüzü gerildi.
"Buraya neden geldin?"
Adam Lyra'ya baktı.
"Onu görmek için."
Aldren kılıcının kabzasına elini koydu.
"Yaklaşma."
Yaşlı adamın bakışları sertleşti.
"Ben ona zarar vermeye gelmedim."
"Sen kimsin?"
Yaşlı adam cevap vermeden önce boynundaki kolyeyi tuttu.
"Ben Kül Kehanetçileri'nin sonuncusuyum."
Kampın içinde fısıltılar yükseldi.
Aldren'in yüzü değişti.
"Tanrılara kurban sunan o klan..."
"Artık yok."
Yaşlı adam Lyra'nın yanına çömeldi.
"Yıllar önce tanrılara hizmet etmek için doğduk."
Parmaklarını Lyra'nın alnına yaklaştırdı.
"Onlara dua ettik."
Bir an durdu.
"Onlar için kurbanlar verdik."
Aldren sertçe sordu:
"Ve şimdi neden buradasın?"
Yaşlı adam Lyra'nın avucundaki iki parçalı sembole baktı.
"Çünkü bu işareti bir kez daha gördüm."
Aldren'in sesi kısıldı.
"Nerede?"
"Rüyamda."
Yaşlı adam elini Lyra'nın alnına koydu.
"Ve rüyalarım artık yalan söylemiyor."
Gözlerini kapattı.
Bir süre hiçbir şey olmadı.
Sonra yaşlı adamın nefesi değişti.
Kaşları çatıldı.
Parmakları titredi.
"Hayır..."
Aldren ona baktı.
"Ne gördün?"
Yaşlı adam cevap vermedi.
Çünkü artık kampı görmüyordu.
Başka bir yerdeydi.
---
Birinci Gelecek
Gökyüzü kararmıştı.
Dağlar parçalanmıştı.
Şehirlerin üzerinde siyah bir gölge dolaşıyordu.
Uzakta insanlar kaçıyordu.
Ateşler yükseliyor, toprak yarılıyor, gökyüzünde kırmızı bir ışık dönüyordu.
Ve bütün bunların merkezinde...
Lyra vardı.
Gözleri karanlıktı.
Etrafında hiçbir insan ona yaklaşamıyordu.
Yaşlı adam onun sesini duydu.
"Ben istemedim."
Lyra'nın sesi ağlamaklıydı.
Ama gücü onu dinlemiyordu.
Bir başka dalga yayıldı.
Uzakta bir şehir sessizliğe gömüldü.
Yaşlı adam geri çekildi.
"Hayır..."
Gelecek görüntüsü değişti.
Lyra dizlerinin üzerine çökmüştü.
Etrafında onu tanıyan insanların siluetleri vardı.
Hepsi hareketsizdi.
Lyra ellerine baktı.
"Ben ne yaptım?"
Yaşlı adam gözlerini kapatmak istedi.
Ama görüntü bitmedi.
Gökyüzünde Kaora'nın sembolü belirdi.
Ve yedi ışık birer birer söndü.
Yaşlı adamın nefesi kesildi.
Sonra tek bir cümle duydu:
"Tanrılar düştüğünde dünya da düşer."
Görüntü parçalandı.
---
İkinci Gelecek
Yaşlı adam kendisini devasa bir tapınağın içinde buldu.
Duvarlarda yedi tanrının sembolleri vardı.
Tapınağın ortasında Lyra duruyordu.
Fakat bu kez yalnız değildi.
Yedi ışık onun çevresinde dönüyordu.
Lyra'nın yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Sanki artık kendi bedeninin içinde yaşamıyordu.
Yaşlı adam bağırdı:
"Lyra!"
Lyra başını ona çevirdi.
Ama gözlerinde onu tanıdığına dair hiçbir iz yoktu.
Bir tanrının sesi tapınakta yankılandı.
"İnsan iradesi sona erdi."
Lyra'nın avucundaki sembol değişti.
Kaora'nın işareti silindi.
Geriye yalnızca diğer sembol kaldı.
Yaşlı adam bunu görünce korkuyla geri çekildi.
"Hayır..."
Çünkü bu gelecekte Lyra dünyayı yok etmiyordu.
Daha kötüsünü yapıyordu.
Dünyayı tanrıların düzenine teslim ediyordu.
İnsanlar artık kendi kaderlerini seçemiyordu.
Savaşlar bitmişti.
Açlık bitmişti.
Kaos bitmişti.
Ama özgürlük de bitmişti.
Ve Lyra...
Tanrıların yaşayan mührü olmuştu.
Yaşlı adamın gözlerinden yaş süzüldü.
"Bu da son."
Görüntü tekrar değişti.
Lyra'nın arkasında devasa bir gölge yükseldi.
Ve bu kez o gölge Kaora'nın yüzüne benziyordu.
Tapınağın duvarlarında tek bir kelime yankılandı:
"İhanet."
Görüntü parçalandı.
---
Üçüncü Gelecek
Yaşlı adam gözlerini açtığında yağmur yağıyordu.
Bir mezarlığın ortasındaydı.
Toprak çamurluydu.
Lyra karşısında duruyordu.
Yorgundu.
Üzerindeki kıyafetler yıpranmıştı.
Ama gözleri hâlâ kendisine aitti.
Yaşlı adam ona baktı.
"Bu gelecek..."
Lyra başını kaldırdı.
"Ne oldu?"
Yaşlı adam cevap vermedi.
Çünkü mezar taşlarının arasında tanıdığı isimleri görüyordu.
Bazıları ölmüştü.
Bazıları kaybolmuştu.
Bazıları ise Lyra'nın yüzünden değil...
Onu korumaya çalışırken hayatını kaybetmişti.
Lyra bir mezarın önünde diz çöktü.
Elini toprağa koydu.
"Onları kurtaramadım."
Yaşlı adam başını eğdi.
Ama bu kez gökyüzü parçalanmıyordu.
Tanrılar düşmemişti.
Dünya yok olmamıştı.
Kaora geri dönmemişti.
Sadece...
Lyra kaybetmişti.
Çok şey.
Çok fazla şey.
Ama hâlâ kendisiydi.
Yaşlı adam görüntünün içinde başka birini fark etti.
Aldren.
Lyra'nın birkaç adım arkasında duruyordu.
Yüzü yorgundu.
Ama hayattaydı.
Lyra ona baktı.
"Devam edebilir miyim?"
Aldren cevap verdi.
"Tek başına değil."
Görüntü bir anda karardı.
Yaşlı adamın gözleri açıldı.
Kamp yeniden karşısındaydı.
Lyra hâlâ yerde yatıyordu.
Aldren onun başında bekliyordu.
Yaşlı adam birkaç saniye konuşamadı.
Aldren hemen sordu:
"Ne gördün?"
Yaşlı adam ayağa kalkmaya çalıştı.
Bastonu titriyordu.
"Üç gelecek."
Aldren'in yüzü gerildi.
"Hangisi gerçekleşecek?"
Yaşlı adam ona baktı.
"Henüz hiçbiri."
Aldren'in gözleri daraldı.
"Ne demek bu?"
"Onlar gelecek."
"Kim?"
Yaşlı adam başını gökyüzüne kaldırdı.
"Tanrılar."
Sonra Lyra'ya baktı.
"Ve onun uyanışını hisseden yalnızca onlar değil."
Aldren sessiz kaldı.
Yaşlı adam ona doğru yaklaştı.
"İlk gelecek onu yok edecek."
"İkincisi..."
Adam duraksadı.
"...onu kendisine dönüştürecek."
Aldren'in bakışları Lyra'ya kaydı.
"Üçüncüsü?"
Yaşlı adam uzun süre cevap vermedi.
Sonunda fısıldadı:
"Üçüncü gelecek diğerlerinden daha az kötü."
Aldren'in yüzünde küçük bir umut belirdi.
"Öyleyse onu seçeriz."
Yaşlı adam başını salladı.
"Hayır."
"Ne?"
"Bu bir seçim değil."
Adam Lyra'nın iki parçaya ayrılmış sembolüne baktı.
"Bir bedel."
Aldren'in yüzündeki umut kayboldu.
"Ne bedeli?"
Yaşlı adam gözlerini kapattı.
"Lyra'nın en çok değer verdiği şeyi kaybetmesi."
Aldren sessiz kaldı.
Yaşlı adamın bakışları onun üzerinde durdu.
"Ve o şey..."
Bir an sustu.
"...sen olabilirsin."
Aldren'in yüzü dondu.
Tam o sırada Lyra'nın parmakları hafifçe hareket etti.
Yaşlı adam başını ona çevirdi.
Lyra'nın gözleri yavaşça açıldı.
Fakat gözlerinde artık yalnızca yorgunluk yoktu.
Uzaklardan gelen bir ses vardı.
Sanki dağın ötesinden.
Sanki gökyüzünün ardından.
Sanki çok eski bir yerden.
"Birinci mühür kırıldı."
Lyra gözlerini tamamen açtı.
Ve avucundaki sembol yeniden parladı.
