5. bölüm · DIVINE CARNAGE

BÖLÜM III

Lady Writer ..

Kurt Dişi

Kız çocuğu, Demir İzcilerin kampına getirildiğinde kimse onu sevinçle karşılamadı.

Çünkü bu dünyada yeni bir ağız...

Yeni bir yüktü.

Kamp, devasa çam ağaçlarının arasına gizlenmişti. Yerden bakıldığında yalnızca kuru dallar ve sarmaşıklar görünürdü. Ama ağaçların tepelerine kurulmuş ahşap gözetleme kuleleri, toprağın altına kazılmış barınaklar ve canavar kemikleriyle güçlendirilmiş çitler, buranın sıradan bir sığınak olmadığını gösteriyordu.

Sabahlar güneşle başlamazdı.

Gözcünün çaldığı kemik düdüğüyle başlardı.

Çocuklar sessizce su taşırdı.

Kadınlar kurutulmuş etleri tütsüler, canavar derilerini işlerdi.

Şifacılar, zehir keselerinden ilaç hazırlar; demirciler canavar dişlerinden ok ucu döverdi.

Avcılar ise her gün aynı ritüeli yapardı.

Kılıçlarını toprağa saplar...

Başlarını eğer...

Ve tek bir cümle söylerlerdi.

"Bugün av biz olmayacağız."

Sonra sessizce ormana karışırlardı.

...

Küçük kız ilk günler hiç konuşmadı.

Gece olduğunda herkes uyurken kampın girişine oturuyor, karanlığa bakıyordu.

Sanki bir gün annesiyle babasının geri döneceğine inanıyordu.

Ama her geçen gün...

Beklediği ayak sesleri biraz daha sessizleşti.

Bir akşam yaşlı avcı lideri yanına oturdu.

Uzun beyaz saçları omuzlarına dökülüyor, yüzündeki derin yara izleri ateşin turuncu ışığında daha da belirginleşiyordu.

Elinde eski bir kurt dişi vardı.

Parmaklarının arasında uzun süre çevirdi.

Sonra küçük kıza uzattı.

"İnsan, ismi olmadan yaşayamaz."

Kız başını kaldırdı.

Yaşlı adam devam etti.

"İsmini hatırlıyor musun?"

Küçük kız uzun süre düşündü.

Sonra başını yavaşça iki yana salladı.

Belki gerçekten unutmuştu.

Belki de hatırlamak istemiyordu.

Yaşlı adam derin bir nefes aldı.

"Kurtlar..."

"...sürüleri tarafından terk edilen yavrularını öldürmez."

"Onlara yeniden yürümeyi öğretir."

Kurt dişini kızın avucuna bıraktı.

"Bugünden sonra adın..."

Bir an sustu.

Ateş çıtırdadı.

Rüzgâr ağaçların arasından uğuldadı.

"...Lyra."

"Çünkü sen, karanlıkta bile yolunu bulacak yıldızlardan biri olacaksın."

Kız ilk kez gülümsedi.

Çok küçük...

Neredeyse görünmeyecek kadar küçük bir gülümsemeydi.

Ama kampın yaşlıları o an birbirlerine baktı.

Bazıları bunun umut olduğunu düşündü.

Bazıları ise...

Yaklaşan felaketin ilk işareti.

---

Lyra altı yaşına bastığında eğitim başladı.

Demir İzciler çocuklara acımazdı.

Çünkü canavarlar da acımazdı.

Sabah gün doğmadan kalkardı.

İlk görevi su taşımaktı.

Sonra odun kesmek...

Tuzak kurmak...

Hayvan izlerini okumak...

Sessiz yürümeyi öğrenmek...

Bir dalı kırmanın bile ölüme sebep olabileceği öğretilirdi.

Yedi yaşında ilk kez yay tuttu.

İpi çekemedi.

Ellerinin içi kanadı.

Ağlamadı.

Sekiz yaşında ilk kez dağa tek başına gönderildi.

Görevi yalnızca geceyi sağ çıkarmaktı.

Döndüğünde ayakları çıplaktı.

Ayakkabılarını bir yaratığı oyalamak için bırakmıştı.

Lider, sadece başını salladı.

"Doğru karar."

Dokuz yaşında ilk yarasını aldı.

Omzuna saplanan pençe izi ömrü boyunca silinmeyecekti.

Şifacı yarayı dikerken tek bir çığlık bile atmadı.

Kamptaki yaşlı kadınlardan biri fısıldadı.

"Bu çocuk acıyı hissetmiyor."

Avcı lideri ateşe bakmayı sürdürdü.

"Hayır..."

"Acıyı unutuyor."

---

Yıllar geçtikçe Lyra diğer çocuklardan farklılaştı.

En yükseğe tırmanan oydu.

En sessiz yürüyen oydu.

En uzağı gören de...

Oydu.

Ama geceleri...

Hâlâ aynı rüyayı görüyordu.

Yağmur yağıyordu.

Annesi ağlıyordu.

Babası arkasını dönüyordu.

Ve küçük bir kız...

Karanlıkta tek başına kalıyordu.

Her defasında aynı yerde uyanıyordu.

Avuçlarının içinde sımsıkı tuttuğu kurt dişiyle.

Bir gece avcı lideri onu ateşin başında buldu.

"Yine mi o rüya?"

Lyra sessizce başını salladı.

"Onlardan nefret etmeli miyim?"

Yaşlı adam uzun süre cevap vermedi.

Sonra gökyüzüne baktı.

"Nefret..."

"...iyi bir silahtır."

"Ama kötü bir yol arkadaşı."

Lyra ateşe baktı.

"Peki ya tanrılar?"

Yaşlı adamın yüzündeki ifade ilk kez değişti.

Sanki yıllardır gömdüğü bir öfke yeniden uyanmıştı.

"Kızım..."

dedi alçak bir sesle.

"İnsan, canavarlardan kaçabilir."

"İnsan, açlığa dayanabilir."

"İnsan, sevdiklerini kaybedebilir."

"Ama..."

"Gökyüzündekiler seni bir gün fark ederse..."

İlk kez sesi titredi.

"...işte o gün gerçekten av olursun."

Ateşin kıvılcımları karanlığa yükselirken, Lyra'nın gözlerinde tek bir duygu vardı.

Korku değil.

Merak.

Ve kader, onu çoktan gökyüzündeki altı tahtın bakışlarına doğru sürüklemeye başlamıştı.