14. bölüm · DIVINE CARNAGE
BÖLÜM XI
Emre Karşı Gelmek
"Tek başına nereye gidiyorsun, Lyra?"
Lyra'nın eli hâlâ demir sürgünün üzerindeydi.
Kapıyı açmasına yalnızca birkaç santimetre kalmıştı.
Yavaşça arkasına döndü.
Aldren...
Yağmurun altında hareketsiz duruyordu.
Omuzlarına düşen gri saçları sırılsıklamdı.
Elinde ne kılıç vardı...
Ne de baltası.
Sadece yorgun gözleri...
Yıllardır taşıdığı görünmez yükü anlatıyordu.
Uzun süre ikisi de konuşmadı.
Yağmur sessizliği doldurdu.
Sonunda Aldren derin bir nefes aldı.
"Yalan söyleme."
"Gitmek istiyorsun."
Lyra başını eğmedi.
"Evet."
"Neden?"
"Korkuyorum."
Aldren'in kaşları çatıldı.
"Öyleyse neden gidiyorsun?"
Lyra'nın sesi titredi.
"Çünkü korktuğum şey..."
"...ölmek değil."
"Daha fazla insanın benim yüzümden ölmesi."
---
Aldren gözlerini kapattı.
Bu söz...
Yıllar öncesinden gelen bir yarayı yeniden açmıştı.
"Kael yüzünden mi?"
Lyra cevap vermedi.
Cevap vermesine gerek yoktu.
Sessizlik...
Her şeyi anlatıyordu.
---
Aldren ağır adımlarla ona yaklaştı.
Aralarında yalnızca bir adım kalmıştı.
"Bugün sana..."
"...hiç kimsenin bilmediği bir şey anlatacağım."
Yağmur daha da hızlandı.
Gökyüzü yeniden gürledi.
"Otuz iki yıl önce..."
"Ben senin yaşındaydım."
"On iki kişilik bir av birliğinin en genç savaşçısıydım."
Gözleri boşluğa daldı.
"Biz de kahraman olacağımızı sanıyorduk."
---
"Çan Taşıyıcı'nın peşine düştük."
"Üç gün boyunca izini sürdük."
"Dördüncü gün..."
"...onu bulduk."
Aldren'in sesi ağırlaştı.
"Hayatımda gördüğüm en güçlü savaşçılar yanımdaydı."
"Dev mızraklar..."
"Patlayıcı oklar..."
"Büyücüler..."
"Herkes..."
"Zaferden emindi."
Acı bir gülümseme yayıldı yüzüne.
"Sonra..."
"...çan çaldı."
---
Bir an durdu.
Sanki o sesi yeniden duyuyordu.
"Etrafımdaki insanlar birbirlerini öldürmeye başladı."
"Kardeş kardeşini biçti."
"Baba oğlunu tanımadı."
"Komutan kendi askerlerini doğradı."
"Ben..."
"...kendi öğretmenimi öldürdüm."
Lyra'nın nefesi kesildi.
Aldren ellerine baktı.
Yağmur...
Parmaklarının arasından süzülüyordu.
"Savaş bittiğinde..."
"...ortada canavar bile yoktu."
"Sadece biz vardık."
"Ve elli bir ceset."
---
Lyra ilk kez Aldren'in neden her zaman sessiz olduğunu anlıyordu.
Yıllardır...
Kendi ellerini affedememişti.
---
"İşte bu yüzden..."
"...kaçıyoruz."
"Çünkü bazı düşmanlar..."
"...öldürülemez."
---
Lyra yavaşça başını kaldırdı.
"Peki ya kaçamazsak?"
Aldren sustu.
"Peki ya..."
"...arkamızda kaçacak hiçbir yer kalmazsa?"
Bu soru...
İlk kez Aldren'i cevapsız bıraktı.
---
Tam o sırada...
Kampın içinden çocuk ağlamaları yükseldi.
İkisi de aynı anda sesin geldiği yöne baktı.
Gözcü kulelerinden biri alev almıştı.
İnsanlar panikle koşuşturuyordu.
"Yangın!"
"Su getirin!"
"Çocuklar içeride!"
Lyra hiç düşünmedi.
Kampa doğru koşmaya başladı.
Aldren de arkasından geldi.
Ama kuleye vardıklarında...
İkisinin de adımları durdu.
Yangın...
Kendiliğinden sönmüştü.
Gözcüler korkuyla kulenin tepesini işaret ediyordu.
Lyra yavaşça başını kaldırdı.
Ve onu gördü.
Kulenin çatısında...
İnsan biçiminde bir siluet oturuyordu.
Üzerinde siyah tüylerden yapılmış uzun bir pelerin vardı.
Yüzü, beyaz kemikten oyulmuş bir maskeyle kapalıydı.
Sırtından çıkan dev siyah kanatlar yağmur damlalarını kesiyordu.
Hiçbir şey söylemiyordu.
Sadece...
Kampı izliyordu.
Sonra başını yavaşça Lyra'ya çevirdi.
Maskenin içinden gelen sesi ne kadın ne erkekti.
Soğuktu.
Eskiydi.
Ve insan değildi.
«"Sonunda seni buldum."»
Lyra'nın kalbi hızla çarpmaya başladı.
"Sen kimsin?"
Maskeli varlık ayağa kalktı.
Kanatlarını yavaşça açtı.
Gökyüzündeki bütün kargalar aynı anda havalandı.
«"Ben..."»
Kısa bir sessizlik oldu.
«"...Tanrıların ilk habercisiyim."»
«"Ve sen..."»
Maskenin ardındaki boş gözler Lyra'nın içine işliyordu.
«"...olman gereken yerde değilsin."»
O anda...
Aldren kılıcını çekti.
Ve yıllardır ilk kez...
Korkudan değil...
Öfkeden bağırdı.
«"LYRA! KAÇ!"»
Fakat çok geçti.
Haberci...
Çoktan hareket etmişti.
