11. bölüm / 36
DIVINE CARNAGEBÖLÜM VIII
Bölümler 36Şu an: BÖLÜM VIII
- 1 Bilgilendirme.1.055 kelime
- 2 Başlangıç532 kelime
- 3 BÖLÜM I467 kelime
- 4 BÖLÜM II473 kelime
- 5 BÖLÜM III573 kelime
- 6 BÖLÜM IV773 kelime
- 7 BÖLÜM V466 kelime
- 8 BÖLÜM VI437 kelime
- 9 BÖLÜM VII519 kelime
- 10 BÖLÜM VII519 kelime
- 11 BÖLÜM VIII543 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 BÖLÜM IX426 kelime
- 13 BÖLÜM X479 kelime
- 14 BÖLÜM XI491 kelime
- 15 BÖLÜM XII545 kelime
- 16 BÖLÜM XIII491 kelime
- 17 BÖLÜM XIV425 kelime
- 18 BÖLÜM XV597 kelime
- 19 BÖLÜM XVI381 kelime
- 20 BÖLÜM XVII604 kelime
- 21 BÖLÜM XVIII442 kelime
- 22 BÖLÜM XIX467 kelime
- 23 BÖLÜM XX444 kelime
- 24 BÖLÜM XXI492 kelime
- 25 BÖLÜM XXII442 kelime
- 26 BÖLÜM XXIII462 kelime
- 27 BÖLÜM XXIII (Devamı)313 kelime
- 28 BÖLÜM XXIII (Devamı)307 kelime
- 29 BÖLÜM XXIV392 kelime
- 30 BÖLÜM XXV — Küllerin Fısıltısı903 kelime
- 31 BÖLÜM XXVI — Küllerin İşareti647 kelime
- 32 BÖLÜM XXVII — Unutulan İsim576 kelime
- 33 BÖLÜM XXVIII — Sessizliğin İçindeki Çatlak746 kelime
- 34 BÖLÜM XXIX — Varisin Kanı570 kelime
- 35 Kırılan Mühür899 kelime
- 36 Üç Kehanet901 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kâbusun Başlangıcı
Gece...
İnsanların uyuması için yaratılmıştı.
Ama o gece...
Kimse gözlerini kapatmaya cesaret edemiyordu.
Demir İzciler Kampı'nın surlarında yüzlerce meşale yanıyordu.
Hiçbiri karanlığı aydınlatamıyordu.
Çünkü karanlık...
Çan Taşıyıcı'nın gölgesinin altında eziliyordu.
---
Aldren, surların üzerinden yaratığı izliyordu.
Yüzü ifadesizdi.
Ama sağ eli istemsizce titriyordu.
Lyra bunu fark etti.
Çocukluğundan beri Aldren'i tanıyordu.
Onu yüzlerce canavarın karşısında görmüştü.
Ejderha sürülerine karşı...
Dev örümcek yuvalarına karşı...
Kan bataklıklarında...
Hiç korkmamıştı.
Ama şimdi...
İlk kez sessizdi.
"Onu tanıyor musun?"
Lyra'nın sesi rüzgârın arasında kayboldu.
Aldren gözlerini yaratığın üzerinden ayırmadı.
"Otuz iki yıl önce..."
"...onu gördüm."
Lyra şaşkınlıkla baktı.
"Ne oldu?"
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Aldren derin bir nefes aldı.
"Hiçbir şey."
"Çünkü..."
"...kaçtık."
---
Bu kelime...
Lyra'nın içini ürpertti.
Kaçmak.
Demir İzciler için bu kelime neredeyse yasaktı.
Onlar savaşırdı.
Ölürdü.
Ama kaçmazlardı.
Aldren'in bunu söylemesi...
Durumun düşündüğünden çok daha kötü olduğunu gösteriyordu.
"Kaç kişi vardınız?"
"Elli sekiz."
"Kaç kişi döndü?"
Aldren gözlerini kapattı.
"Yedi."
---
Kulenin üzerindeki herkes sustu.
Hiç kimse soru sormaya cesaret edemedi.
Yalnızca rüzgâr konuşuyordu.
Ve uzakta...
Paslı çanların birbirine çarpma sesi.
---
Tam o sırada kampın merkezinden çığlık yükseldi.
"Yardım edin!"
"Biri delirdi!"
Lyra hiç düşünmeden merdivenlerden aşağı atıldı.
Arkasından birkaç avcı daha koştu.
Kamp meydanına ulaştıklarında insanlar büyük bir çember oluşturmuştu.
Çemberin ortasında...
Yaşlı bir kadın diz çökmüş toprağı elleriyle kazıyordu.
Parmaklarının tırnakları kopmuştu.
Kanlar içinde kalmıştı.
Ama durmuyordu.
"Anne..."
"Anne..."
"Çık artık..."
diye sayıklıyordu.
Bir adam onu durdurmaya çalıştı.
Kadın aniden başını kaldırdı.
Gözlerinin içi tamamen siyahtı.
Ve insan sesiyle konuşmuyordu.
"Toprağın altında..."
"Hepinizin yeri hazır."
Kadın kahkaha atmaya başladı.
Kahkahası...
Kendisine ait değildi.
Sanki onlarca kişi aynı anda gülüyordu.
Lyra ağır adımlarla yaklaştı.
"Nine..."
"Beni duyabiliyor musun?"
Kadın başını yana eğdi.
Sonra...
Lyra'nın yüzüne baktı.
Uzun süre...
Hiç konuşmadı.
Bir anda gülümsemesi kayboldu.
Yüzüne korku yerleşti.
Fısıldadı.
"Kaç..."
"Onlar seni gördü."
Lyra'nın kaşları çatıldı.
"Kim?"
Kadının gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
"Dört tanesi..."
"Dört tanrı..."
"Seni izliyor..."
Tam bunu söylediği anda kadının bütün bedeni kasıldı.
Boynu geriye doğru kırılacak kadar büküldü.
Göğsünden korkunç bir çığlık yükseldi.
Sonra...
Bir anda sustu.
Bedeni yere düştü.
Ölmüştü.
---
Kampın üzerinde ağır bir sessizlik oluştu.
Hiç kimse cesede yaklaşamıyordu.
Yaşlı şifacı diz çöküp kadının nabzını kontrol etti.
Yüzü bembeyaz oldu.
"Kalbi..."
"...sanki içeriden ezilmiş."
Kimse anlam veremedi.
Kadının bedeninde tek bir yara bile yoktu.
Ama kalbi...
Toz olmuş gibiydi.
---
O sırada...
İnsan gözünün göremeyeceği kadar yüksekte...
Bulutların üzerinde...
Altından yapılmış dev sütunların yükseldiği sonsuz bir salon vardı.
Salonun ortasında siyah mermerden oyulmuş yedi taht duruyordu.
Altısı doluydu.
Bir tanesi...
Boştu.
Boş tahtın üzerinde paslanmış zincirler sallanıyordu.
Hiç kimse ona bakmıyordu.
Çünkü o isim...
Konseyde anılmıyordu.
Atheron, devasa taş tahtına yaslandı.
Alevlerden oluşan gözleri dünyanın üzerine çevrilmişti.
Aşağıda küçücük görünen kampı izliyordu.
Dudaklarının kenarında küçümseyen bir tebessüm vardı.
"Ne kadar kırılganlar..."
Nyssa karanlığın içinden konuştu.
"Yine de yaşamaya çalışıyorlar."
Atheron alay ederek güldü.
"Karıncalar da yaşamak ister."
"Onları ezmemize engel mi?"
Mornak kemikten asasını yere vurdu.
"Yakında hepsi bana ait olacak."
Velmir gözlerini kapalı tuttu.
"Sabrınızı koruyun."
"Henüz zamanı gelmedi."
Sessizlik...
Sonra Elaris yavaşça ayağa kalktı.
Aşağıdaki küçük kampı dikkatle izliyordu.
Bakışları...
Bir anlığına Lyra'nın üzerinde durdu.
İçinde anlam veremediği bir his oluştu.
Sanki...
Bu insanı daha önce görmüştü.
Ama bu imkânsızdı.
Tanrılar...
İnsanları hatırlamazdı.
Ve yine de...
Elaris ilk kez kendi kendine şu soruyu sordu.
"Bu kız..."
"...neden bana yabancı gelmiyor?
Bölüm etkileşimi
