25. bölüm · DIVINE CARNAGE
BÖLÜM XXII
Tanrıların Gözleri
Gökyüzünün ötesinde...
Altın sütunlarla çevrili Tanrılar Konseyi sessizdi.
Salonun tam ortasında, dünyanın görüntüsü duruyordu.
Dağlar...
Denizler...
Yanmakta olan şehirler...
Ve uçurumun dibinde, kanlar içinde yatan tek bir insan.
Lyra.
Altı tanrının bakışları aynı noktada birleşmişti.
---
Atheron ağır ağır tahtından doğruldu.
Alevlerden oluşan pelerini arkasında sürükleniyordu.
Önündeki görüntüye uzun süre baktı.
Kanlar içinde...
Kırılmış kaburgalarla...
Çıkmış omzuyla...
Ayağa kalkmaya çalışan genç kıza...
Sonra küçümseyerek güldü.
"İnsanlar gerçekten tuhaf."
"Bedenleri parçalanıyor..."
"Ama hâlâ ayağa kalkmaya çalışıyorlar."
Parmağını görüntüye uzattı.
"Bakın."
"Kolunu bile kullanamıyor."
"Yine de baltasını bırakmıyor."
---
Mornak soğuk gözlerle Lyra'yı izledi.
"Ölmesi gerekiyordu."
"Sıradan bir insan..."
"...o yaralarla çoktan ruhunu bana teslim ederdi."
Kemikten asasını hafifçe yere vurdu.
"Kalbi yavaşlıyor."
"Nefesi düzensiz."
"Ama..."
"...inat ediyor."
---
Nyssa gözlerini kapattı.
Lyra'nın zihnine ulaşmaya çalıştı.
Her zamanki gibi...
Başaramadı.
"Yine..."
"...duvar var."
Atheron kaşlarını çattı.
"Ne demek istiyorsun?"
"Onun düşüncelerini göremiyorum."
"Korkularını da."
"Rüyalarına da ulaşamıyorum."
Bir süre sessizlik oldu.
Bu...
İlk kez yaşanıyordu.
---
Seralya'nın bakışları yumuşadı.
Lyra'nın yaralı hâline baktı.
"Henüz çocuk."
"Sadece hayatta kalmaya çalışıyor."
Atheron sert bir kahkaha attı.
"Hayatta kalmaya çalışmıyor."
"İnat ediyor."
"İnsanların en büyük kusuru bu."
"Ne zaman ölmeleri gerektiğini bilmiyorlar."
---
Velmir, önündeki kader çarklarını çevirdi.
Altın halkalar dönmeye başladı.
Birbiri içine geçen binlerce kader ipi salonun içinde parlıyordu.
Sonra...
Lyra'nın bulunduğu yere geldiklerinde...
Işık kesildi.
Yine aynı boşluk.
Velmir gözlerini kıstı.
"Onun kaderi..."
"...hâlâ görünmüyor."
Atheron öfkeyle döndü.
"Tek söylediğin bu."
"Bir cevap ver!"
Velmir ilk kez sesini yükseltti.
"Ben de bilmiyorum!"
Salon sessizliğe gömüldü.
Zaman Tanrısı'nın...
"Bilmiyorum." demesi...
Tanrılar için bile ürkütücüydü.
---
Elaris konuşmuyordu.
Sadece Lyra'nın yüzünü izliyordu.
Yaratığın üzerine atıldığı anı...
Tek koluyla baltasını kaldırışını...
Düşerken bile vazgeçmeyişini...
Defalarca izledi.
Sonunda sessizce mırıldandı.
"Bu bakış..."
Nyssa başını çevirdi.
"Neyi hatırlattı?"
Elaris cevap vermekte zorlandı.
"Çok eski birini..."
"Adını hatırlamıyorum."
"Ama..."
"...bir zamanlar aynı gözlerle bize bakan biri vardı."
Salonun içindeki hava ağırlaştı.
Atheron'un yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Geçmişi kurcalama."
"O öldü."
Elaris bakışlarını ayırmadı.
"Ya ölmediyse?"
Bu soru...
Hiç kimsenin hoşuna gitmedi.
---
Atheron yeniden dünyanın görüntüsüne baktı.
Baygın hâlde taşınan Lyra'yı izledi.
Dudaklarının kenarı yeniden yukarı kıvrıldı.
"İnsan..."
"Sen kazandığını mı sanıyorsun?"
Parmaklarını görüntünün üzerine koydu.
Alevler dünyanın çevresini sardı.
"Bu yalnızca başlangıçtı."
"Senin bedenini değil..."
"...ruhunu kıracağım."
"Sevdiklerini tek tek alacağım."
"Sana umut vereceğim..."
"...sonra onu kendi ellerimle söndüreceğim."
"Ve en sonunda..."
"...sen de diğer insanlar gibi diz çökeceksin."
Tanrılar yeniden sessizliğe gömüldü.
Hiçbiri Atheron'un sözlerine karşı çıkmadı.
Çünkü hepsi aynı şeyi düşünüyordu.
Bir insanın bedeni...
İyileşebilirdi.
Ama ruhu kırıldığında...
Artık ayağa kalkamazdı.
Onların bilmediği tek şey vardı.
Lyra'nın bedenindeki yaralar kapanabilirdi.
Fakat çocukluğundan beri taşıdığı acılar...
Onu yıkmamıştı.
Tam tersine...
Her acı, iradesini biraz daha sertleştirmişti.
Ve tanrılar...
İlk kez gerçekten kırılması zor bir insanla karşı karşıyaydı.
