13. bölüm · DIVINE CARNAGE
BÖLÜM X
İlk Adım
"...tanrıların habercisi geldi."
O an...
Lyra'nın içinde bir şey kırıldı.
Hayır.
Belki de ilk kez...
Bir şey doğdu.
Korku hâlâ oradaydı.
Elleri titriyordu.
Kalbi göğsünü parçalayacak gibi atıyordu.
Ama bu kez...
Ayakları geri gitmedi.
Gökyüzündeki siyah siluete baktı.
Sonra surların altında ağlayan çocuklara...
Birbirine sarılan yaşlılara...
Titreyen avcılara...
Ve en sonunda Aldren'e döndü.
"Ne kadar bekleyeceğiz?"
Yaşlı avcı cevap vermedi.
Lyra sesini yükseltti.
"Ne zamana kadar kaçacağız?"
Sessizlik...
Rüzgâr, surların üzerinde uğuldadı.
Aldren ağır ağır ona döndü.
"Kaçmak..."
"...hayatta kalmaktır."
Lyra başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Yaşamak değildir."
---
Kamp meydanında toplanan herkes onların konuşmasını dinliyordu.
Kimsenin cesaret edip söyleyemediği sözleri...
Bir genç kız söylüyordu.
"Bugün kaçacağız."
"Yarın yine kaçacağız."
"Sonra bir gün..."
"...gidecek yerimiz kalmayacak."
Yaşlı bir kadın ağlayarak başını eğdi.
Bir baba çocuğunu daha sıkı kucakladı.
Kimse itiraz edemedi.
Çünkü herkes bunun doğru olduğunu biliyordu.
---
Aldren derin bir nefes aldı.
"Ne yapmayı düşünüyorsun?"
Lyra'nın bakışları yeniden Çan Taşıyıcı'na döndü.
"Onu durduracağım."
Bu söz kampın içinde yankılandı.
Bir an...
Sonra kahkahalar yükseldi.
Genç avcılardan biri öne çıktı.
"Tek başına mı?"
Bir başkası başını salladı.
"Delirmiş."
"Kael'den sonra aklını kaybetti."
Lyra hiç cevap vermedi.
Sadece yaratığa bakmaya devam etti.
---
Aldren gözlerini kıstı.
"Sen o yaratığın ne olduğunu bilmiyorsun."
"Bilmiyorum."
"Onunla savaşan ordular yok oldu."
"Biliyorum."
"Şehirler yıkıldı."
"Biliyorum."
"Öleceksin."
Lyra ilk kez gözlerini Aldren'e çevirdi.
Gözlerinde korku yoktu.
Yalnızca derin bir yorgunluk vardı.
"Kael de öldü."
"O altı avcı da öldü."
"Bu kamptaki herkes bir gün ölecek."
Sesi yavaşladı.
"Ama..."
"...ben bir kez olsun kaçarken ölmek istemiyorum."
---
Bu sözlerden sonra kamp sessizliğe gömüldü.
Kimsenin söyleyecek sözü kalmamıştı.
Çünkü Lyra haklıydı.
Yıllardır...
Sadece kaçıyorlardı.
---
Aldren yavaşça kılıcını kınından çıkardı.
Kampın ortasına sapladı.
Demir, taş zeminde yankılandı.
"Dinleyin!"
Herkes başını kaldırdı.
"Hiçbiriniz..."
"...bu gece kahraman olmayacaksınız."
"Kapılar kapanacak."
"Kadınlar ve çocuklar yeraltına inecek."
"Kimse surlardan inmeyecek."
Sonra bakışlarını Lyra'ya çevirdi.
"Bu emir..."
"...senin için de geçerli."
Lyra başını eğdi.
"Emredersiniz."
Ama içinde çoktan kararını vermişti.
---
Gece ilerledikçe nöbetçiler yer değiştirdi.
Yağmur yeniden başladı.
Ağır damlalar ahşap çatılara vuruyordu.
Lyra sessizce kendi kulübesine girdi.
Kapıyı kapattı.
Masasının altından eski deri çantasını çıkardı.
İçinde yalnızca üç şey vardı.
Kael'in kırık oku.
Aldren'in yıllar önce ona verdiği ilk hançer.
Ve...
Küçük, paslanmış bir düdük.
Aldren onu çocukken vermişti.
"Kaybolursan çal."
"Ben seni bulurum."
Lyra düdüğe uzun süre baktı.
Sonra yavaşça masanın üzerine bıraktı.
Artık...
Kaybolursa onu bulacak kimse olmadığını hissediyordu.
---
Ay ışığı bulutların arasından kısa bir anlığına göründü.
Lyra pelerinini omzuna aldı.
Yayını sırtına astı.
Baltasını beline yerleştirdi.
Kulübenin kapısını sessizce açtı.
Kamp uyuyordu.
Ya da...
Uyuyormuş gibi yapıyordu.
Kimse gözlerini gerçekten kapatamıyordu.
Lyra gölgelerin arasından ilerledi.
Surların arkasındaki küçük bakım kapısına ulaştı.
Bu kapıyı yalnızca izciler kullanırdı.
Demir sürgüyü yavaşça kaldırdı.
Tam kapıyı açacağı sırada...
Arkasından tanıdığı bir ses geldi.
"Tek başına nereye gidiyorsun, Lyra?"
Lyra donup kaldı.
Sesin sahibini görmeden tanımıştı.
Aldren.
Ama bu kez...
Sesinde öfke yoktu.
Yalnızca...
Derin bir hayal kırıklığı vardı.
