6. bölüm · Belki Bir Ümit

6.Middlemist:

SN_Crow .

Hizmetçi alt kattan bir odaya götürmüştü beni. Çok küçük bir alandı. Yerde sadece iki kıyafet vardı. Biri pijama diğeri ise günlük sade bir kıyafetti. Odada yatak ya da dolap yoktu.

Üzerimi değiştirip yavaşça yere uzandim. Yanağım zonklamaya başlamıştı. El izi çıktığını biliyordum. Yavaşça cenin pozisyonunda durup düşüncelerime daldım. Düşüncelerimin beni ele geçirmesine izin verdim.

Ne kadar düşüncelerime daldım bilmiyorum ama odanın kapısı aniden açılınca irktip oturuşumı düzelttim. Onun olduğunu fark edince başımı öne eğip dizlerimi kendime çektim.

Bakışlarımı kaçırırken bana sinirle yaklaşıp kolumu morartacak kadar sert tutarak beni sürüklemeye başladı. Onu daha çok kızdırmamak için ona ayak uydurmaya sağlayarak adımlarımı düzeltmeye çalıştım ama hızlı adımları yüzünden resmen beni sürüklüyordu.

Beni üst kattaki bir yatak odasına sürükleyip beni yatağa fırlatınca korku ile istemsiz ona baktım. Geri çekilmek istediğimde beni tutmuştu. İstemedende olsa gözlerine bakıyordum. Sinirle bana bakarken sesi yine çok sakin çıkıyordu. Geri çekilmemi engelleyecek şekilde bacaklarımdan tutuyordu.

"Sana söylediğim birkaç kuralı bile yerine getiremiyorsun... Bence bir ceza ile aklın başına gelir"

Kemerini çıkarmaya başladığında gözlerim şok içinde açılırken altında çırpınmaya başladim. Ne kadar ona karşı koymaya çalışsamda nafileydi. Gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı bile. "Hayır hayır... Lütfen özür dilerim beni bırak lütfen bişey yapma..." Daha devam edecektim ama tokatı ile başım yana dönmüş ve susmak zorunda kalmıştım.

Son birkaç saat benim için işgence gibi geçmişti. Ne kadar bağırsamda, çığlık atıp ona karşı çıkmaya çalışsamda işe yaramamıştı. Bu onu daha çok sinirlendirmişti. Arada bilincim gidiyordu. Bana birkaç saat boyunca tecavüz edip, dövmüştü. Sonunda beni bıraktığında yatakda yüz üstü yatıyordum. Vücudumu kımıldatamayacak kadar acıyordu. Bacaklarımın arası ve yüzümdeki birkaç yer kanarken, gözüm, boynum ve bedenim mosmor morarmıştı. Bedenimi istediği gibi kullanımtı. Sesim bağırmakdan kısılmıştı.

Benden geri çekilirken iğrenerek bana bakıyordu. Kımıldamadan vücudumun her yeri ağrı ile duruyordum. Gözlerimden hala yaşlar yavaşça akıyordu. "Kendini temizle ve odamdan çık" yüzüme bakmadan derken direkt odadan çıkmıştı.

Kendimi kasarak ağlamaya devam ettim. Sesimi bastırmak için vücudum acısa bile kendimi kasmıştım. Nasıl yatakdan kalktım hiç hatırlamıyorum ama banyonun kapısı kitliydi o yüzden üzerimi giyinip topallayarak aşağı kattaki odama girip soğuk yere uzandım. Akşama doğru hava soğuduğu için yerde fazlaca soğumuştu.

Bacaklarımı kapatamaz haldeydim. Boğazımı çok sıktığı için hala acıyor ve nefes almakda hala zorlanıyordum. Arada öksürüyordum ama öksürdüköe boğazım daha çok acıyordu. Yerde deniz yıldızı gibi durarak uyuya kalmıştım. Bacaklarım ve kollarımı acıdan kapatamıyordum.

Sabah odamın kapısının hafif çalınması ile uyuduğum yerde sıçrayarak uyanmıştım. Alnımda soğuk terler oluşmuştu. Bir anlık nerde olduğumu unutup korku ile ettafa baktım. Kendimi zorlayarak ayağa kalkıp başımı hafif öne eğerek kapıyı açtim. Önünde kim var umrumda değildi açıkçası. Sadece yere bakmam gerektiğini biliyordum.

Kapıyı hizmetçi çalmıştı ama benim başım öne eğik olduğu için geç fark etmiştim. Dünden kalma gözüken yaralrımda dudağım patlak, gözüm şiş ve mor ve saçlarım dağılıp yolunmuş gibi duruyordu. Kısa süreliğine hizmetçiye baktıkdan sonra bakışlarım yeniden yerde kaldı.

Hizmetçide tıpkı benim gibi gergin dururarken konuştu. "Patron seni yanına çağrıyor" Sırf parton diye seslenmesi bile beni korku ile germesi yetiyordu. İstemsizce vücudum titreyip irkmişti. Sadece başımı sallamakla yetinebildim.

Kendimi azda olsa sakinleştirip onu çok bekletmeden yemek odasına yürümeye başladım. Dünkü davranışından kaynaklı yürümekde çok zorlanıyordum.

Yemek odasının kapısı kapalıydı. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldıkdan sonra kapıyı tıklatdım. İçerideki adamlarından biri kapıyı açmıştı. Zorlanarak yürüyerek içeri girdim. Başım hep öne eğik, itaatkar durmaya çalışıyorduk. Tekrar sinirli haline yakalanmak istemiyordım. Çok korkutucuydu.

İçeride ölüm sessizliğinin yanında sadece çatal bıçak sesleri vardı. Oturduğu yerden başını kaldırmadan sadece uzun masadaki o en baştaki yerde yemeğini yemeye devam etti.

Benim orda olduğumu bildiği halde bir süre sonra başını kaldırıp bana bakmıştı. Ayakda durmakda zorlandığımı bildiği halde beni ayakta beklemişti. Kımıldamaya çalışıyordum.

Gözlerindeki o duygusuz soğuk ifadeye bakmadan yere bakmaya çalışıyordum. Elindeki çatal ve bıçağı bırakıp bana başını çevirmesi ile gerildim. Gerildiğimi fark edip alaycı şekilde gülümsedi. "Yaklaş."

Ona yaklaşmamı isteyince daha çok gerildim. İstemesemde ona yaklaştim. Belli bir mesafeden sonra elini hafifçe kaldırıp durmamı söyledi. Ona bakmaya hala çekiniyordum. Sesi buz gibi soğuk geliyordu. "Dizlerinin üzerine çok." Dediği şeye gözlerimi kapatip kısa bir dua ettim. Dizlerimin üzerine çökerken kötü bişey yapmaması için dua etmiştim.

Zorlanarak dizlerimin üzerine çöktüğümde önüme ayağıyla bir tabak iteledi. "Ellerini kullanmadan ye." Bişey diyemedim ama önümdeki tavuk ile pilavı ellerimi kullanmadan yememi istiyordu. Uzun bir aradan sonra böyle bişey yicektim. Açlığa katlanamazdım şuan. Burda ne kadar süre aç kalacağımı bilmiyordum.

Ellerimi yere koyup yavaşça öne doğru eğilerek ağzımla ellerimç kullanmadan yemeye başladım. Yukarıdan alaycı hafif kıkırdamasını duymuştum ama umursamadım. Şuan sadece açtım. Saçlarım hafifçe yüzümü kapatıyordu.

Beklemediğim bir anda ayağıyla yüzümü tabağa bastırmasıyla acı ile inledim. Morluk olan yanağımı şuan tabağa bastırıyordu. Çırpınmamaya çalıştım ama yanağımda keskin bir acı vardı.

Bişey yapmamama rağmen onu sinirlendirmiş ve sebebini bile bilmiyordum. Bana tiksinerek baktığından emindim. "Küçük bir fareden bile değersizsin. Koca bir hiçsin." Ayağı ile biraz daha bastırıp geri çekilmesi ile başımı önümde tutarak hafifçe dik oturdum.

Yemek odasından çıkması ile ilk odayı inceledim. Gittiğinden emin olduğumda ellerim ile hızla tabakta kalan yemeği yemeye devam ettim. Yüzümü tabağa bastırdıkdan sonra bile yanağımda birkaç pirinç tanesi kalmıştı.