52. bölüm · Belki Bir Ümit
52. Middlemist.
Uyandığımda malikanedeydim. Yeniden kendimi misafir odasında olmamı bekliyordum ama bu sefer başka bir odadaydım. Yan yatar halden oturur hale geldim ama sırtımdaki batma hissi nefesimi kesecek kadardı. Oturur hale geldiğimde kendimi öne doğru eğdim. Nefesimi düzenlemeye çalışıyordum.
Sırt kısmımın açık olduğunu hafif rüzgar çarpması ile hissettim. Sırtımı görmek dahi iseymiyordum. Ellerimde hafifçe uyuşma vardı. Yavaşça ayağa kalktım. Ellerime baktığımda sol elimdeki dikişlerin alındığını fark ettim. Sanırım ben baygınken yapılmıştı.
Kendimi zorlayarak odadan çıktığımda koridor tamamen boştu. Sessizce kapıyı kapattım. Biraz ilerlediğimde fark ettim. Miles beni kendi odasına almıştı. Bu ikinci kezdi. İstemsiz tüylerim diken diken oldu. Başımı öne eğip duvardan destek alarak yavaşça geri odama dönemeye çalışıyordum ama her tarafdan sesler duyuyordum. Sanki bana seslenip çağrıyorlar gibi ya da bağırıyorlardı sadece.
Aşağı inip kendimi odama kapattıp sırtım hala çok ağrıdığı için duvara yaslanamadım. Aynı şekilde hala duvarlardan sesler duyuyordum. Aniden kendi adımı duyunca başımı çevirip etrafa bakımdım ama kimse yokdu. Sanırım gerçekden deliriyordum.
Yere uzanıp uyumak için gözlerimi kapattım ama duyduğum sesler daha fazla ilerlemeye başlamıştı. En son Valentin'in sesimi duyduğumda gözlerimi açtım. Etrafa baktım ama yokdu. Kendimi sesin olduğu yere doğru yürürken buldum. Bedenimi kontrol edemiyor gibi hissediyordum. Tekrardan o arka bahçedeki labirentin orada bulmuştum kendimi.
Sesler labirentin içinden geliyordu. Ses tıpkı Valentin'in sesi gibiydi. Labirentin içine adımımı atacağım sırada birisi kolumdam tutup beni sertçe çekince adımlarımı karıştıdım. Düşmek üzereyken beni tutmuştu. Beni tutam kişinin Miles olduğunu anlayınca hızla bakışlarımı kaçırdım. Üzerimdeki o sert ve sinirli bakışlarını hala hissediyordum.
Bişey demeden beni sertçe içeri doğru sürüklemeye başladı. Malikaneye geçince beni sertçe yere fırlattı. Acı ile kasılarak geri çekildim ama tam önüme diz çöktü. İlk başta yine tokat atacak sandığımdan kolumu kaldırarak yüzümü korumak istedim.
"Neden dışarıdaydın?" Sesi sinirle çıkıyordu. Bu sefer sinirini saklamıyordu. Cevap vermeye çekiniyordum. Yanlış birşey söylersem sanki bana yeniden işgence edecekmiş gibiydi.
Uzun süre cevap veremediğimi geç fark etmiştim. Saçlarımı sertçe tutup geri çekerek direkt ona bakmamı sağladı. Acı ile gerildim. Kekeleyerek de olsa konuşmuştum. "Dışarıda bir sürü ses vardı. Ben yaklaştıkça uzaklaşıyorlardı. Sadece bakmak istedim." Dediğim cevaba inanmamış gibiydi. Sanki daha iyi bir şey bekliyordu.
Saçımı bırakıp çenemi sertçe kavrayınca korku ile hafifçe çırpındım. "Doğruyu söyle. Canını yakmayım." Gözlerim korku ile dolmuştu. Söylediklerime inanmıyordu. "Yemin ederim... Doğruyu söylüyorum-" Cümlemi bitirmeden başımı sertçe duvara vurmuştu. Başımın arkasından çıt diye sesi ikimizde duymuştuk. Acı ile kaskatı kesilerek kayarak yere oturdum.
Kanadığını anlamam geç olmuştu. Gözlerimi hafifçe aralayabildiğimde Miles'i ilk defa endişeli görüyordum. Başımın arkasında dayanılmaz bir ağrı varken yavaşça ağrı gidiyordu. Miles endişe ile telefonla konuşarak odadan çıktığında ayağa kalkmaya çalıştım ama bacaklarım titriyordu. Sanki onları hissedemiyordum.
Kendimi yerde sürükleyerek odama doğru geçtim. Başımı ıslak battaniyeye koyarak gözlerimi kapattım. Başımda sadece zonklama vardı. Elim arada başımın arkasına gidiyordu. O şekilde başımın hala kanadığını anlayabildim. Parmaklarım kan içinde kalmıştı. Kafatasımı çatlatmıştı.
Gözlerim kararırken bu sefer burdan cidden kurtulacağımı düşündüm. Bu işgencenin burda son bulduğunu düşündüm. Elim yarıldığındaki o sıcaklık hissi beni yeniden sarmaya başladı.
