48. bölüm · Belki Bir Ümit
48. Middlemist
Tekrar o merdiven altındaki odamdaydım. Avcumun içi ve elimin üzerindeki o keskin acı ile uyandım. Acıdan parmaklarım istemsiz kapandı. Bedenimdeki o sıcaklık yoktu. Elime bakarken kolumda küçük bir nokta gördüm. Sanırım yine kan almıştım.
Yavaşça oturur hale geldim. Ne kadar baygın olduğumu hatırlamıyordum. Elimi yavaşça açıp kapatmak istedim ama elimi tam kapatıp açamıyordum. El sinirlerim zarar görmüştü. Elim hala sargılıydı ve dikiş yerlerini hissedebiliyordum.
Elimi göğsümde tutarak yavaşça ayağa kalktım. Etraf yine tamamen boş gibiydi. Sadece birkaç kişi vardı.
Karnım guruldayınca acıkdığımı hissettim. Uzun süredir gerçekden aç olduğumu hissetmiyordum. Topallayarak mutfağa doğru yürümeye başladım. Mutfakda Agnes ile beraber birkaç hizmetçi vardı. Agnesi görünce ona doğru yürüdüm ama yürüyüşüm her zamanki gibi yavaştı.
Agnes beni görünce endişe ile baktı. Hızla yanıma gelip bir sandalye çekerek oturmamı sağladı. Endişe dolu bakışları sanli başıma daha bir sürü olay gelmiş gibi bakıyordu. Hemen masanın üzerine diyetime uygun ve doymamı sağlayacak yiyeceklerden koydu. Tam ben bişey soramadan Agnes konuştu. "Nasıl hissediyorsun..? Fazla ağrın var mı?"
Kaşık ve çatal tutmayı nerdeyse unutmuş sayılırdım. Önümdeki yemekleri yerken yavaşça konuştum. "Bilmiyorum... Resmen her yerim ağrıyor gibi ama sol elimde hala yanma ve acı var"
Agnes elini bana doğru uzatınca sol elimi onun elinin üzerine koydum. Dikkatlice sargının altından dikişlerime baktı. "İyileşiyor" diyerek derin bir nefes verdi.
Kendimi çok zorlamadan yerken en sonunda sordum. "Ne kadardır baygınım?" Agnes bir anlık tereddüt ettikden sonra konuştu. "Nerdeyse bir hafta. Kanamadan az kalsın ölüyordun." Bakışlarımı kaçırdım. Keşme doktor o gün daha geç gelseymiş. En azından bu işgenceden kurtulurdum.
Elimi geri çekerken sandalyeden kalktım. Yiyebildiğim kadarını yemiştim. Kapıya yaklaştığımda arkamdan Agnes'in sesini duydum. "Milena birkaç dakikalığına yanım da olur musun?" Başımı çevirip şaşırarak ona baktım. Tam olarak ne demek istediğini anlamamıştım. Sadece başımı salladım.
Üst katta çıkmam için beni beklemişti. Üst kattan sonra daha önce gitmediğim bir koridora giderek büyük, altın ve kırmızı renkler ile süslü bir kapının önünde durdu. Gergince kapıyı uzun süre inceledim. "İçeride sana anlattıklarımı gördüklerini kimseye söyleme. Tamam mı?" Agnes bir yandan da kapının kilidini açıyordu. Sorusu ile kapıyı incelemeyi bıraktım. Sadece evet anlamında kafamı salladım.
Kapı açıldığında içerisi daha genişti. İçerisi renkli, büyük kitaplıklar ve iki katlı bir alandı. İçerideki renkler hem çok zarif dururken camdan içeri giren güneş ışığı içerideki o çocukluk renkleri geri getiriyordu. İçerisi cidden bir prenses sarayıydı.
Gözlerimi içeriden alamadığımı fark eden Agnes hafifçe kıkırdadı. Başımı çevirip ona baktım. "Çok sevdin sanırım." Bişey demedim. Utanarak bakışlarımı kaçırdım. Hızla geri yanına gittim. Bir kitaplığın yanında durup bir fotoğraf albümü çıkardığında şaşkınlıkla bakakaldım.
Fotoğraf albümümü bir süre çevirdikden sonra Miles'in küçüklüğüne denk geldik ama hepsinde Miles'in gözleri karalıydı. Hepsinde çok masum duruyordu. "Gözleri neden karalı?" Diye sormadan edemedim. Agnes başını kadırdırıp soruyu cevaplamak üzereyken "Çünkü bana annemi hatırlatıyorlar." Arkamdan Miles kendisi cevaplamıştı.
Başımı çevirip korku ile Miles'e baktıkdan sonra hızla başımı öne eğerek geri çekildim. Agnes kaşlarını çatarak "Bir sebebin daha olmalı." Diye sertçe karşılık verdi. Miles yine sinirlenmiş gibiydi ama sesini sakin tutarak "Çalışma odamda beni bekle Milena." Sözünü ikiletmeden olabildiğince hızlı şekilde uzaklaştım. Uzaklaşmadan içeride sözlü tartıştıklarını duymuştum.
