ATEŞİN DANSI kitap kapağı

15. bölüm / 15

ATEŞİN DANSI

Yankı

Vaveyla Yazarı: Su Baloncuğu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: Yankı

Buz gibi karanlığın içinde boğazımı yakan tek şey çıkardığım fısıltıydı:
"Beni nereye getirdin?"
Sorumun ardından odadaki tekinsiz sessizlik daha da derinleşti. Bakışları üzerimde ağır ağır gezindi ama yanıt vermedi. O umursamaz, alaycı duruşu bile etrafındaki havayı dondurmaya yetiyordu.
"Babam..." dedim, sesimin titremesini engelleyerek. "O bana ne yaptı?"
Elindeki kadehi yanındaki mermer sehpanın üzerine bıraktı. Oturduğu berjere biraz daha kurulup alev mavisi gözlerini doğrudan gözlerime dikti. Yüzünde, avını köşeye sıkıştıran bir avcının zafer dolu tebessümü vardı.
"Baban yapması gerekeni yaptı, Vanora," dedi. Sesi kulaklarımda değil, doğrudan zihnimin surlarında yankılanıyordu. "Seni harcadı. Tıpkı o taht ve güç için diğer her şeyi harcadığı gibi."
"Yalan söylüyorsun!"
Yataktan doğrulmaya çalıştım ama dizlerimdeki derman çekilmişti. Siyah kadife örtülerin üzerine geri düşerken öfkeyle ona baktım. "Ben onun tek varisiyim! Ona nasıl bir büyü yaptın?"
İblis, boğuk ve odayı titreten bir kahkaha attı. Ağır adımlarla yatağın ucuna doğru yürüdü. O yaklaştıkça gölgeler uzuyor, odadaki sıcaklık dip yapıyordu. Yatağın kenarına eğildi aramızdaki mesafeyi fısıltısını hissettirecek kadar kısalttı.
"Varisi mi?" dedi alayla. "Gerçekten buna inanıyor musun, küçük köylü kızı?"
Göğsüm hızla kalkıp inerken kalbim duracak gibi oldu. "Ne... Ne dedin sen?"
"Baban Ignatius’un seni neden hiçbir zaman sevemediğini, o kehribar gözlerinin sana bakarken neden hep bir nefretle dolduğunu hiç merak etmedin mi?" Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Ateş Krallığı'nın o şanlı kraliçesi bir varis doğuramayınca ne oldu sanıyorsun? Muhafız sınırı geçti, Su Krallığı'nın sefil bir nehir köyüne girdi ve kucağında gece mavisi gözlü bir köylü bebeğiyle geri döndü."
Zihnimde devasa bir çatlama oldu. Saray koridorlarındaki fısıltılar, annemin gözlerini kaçırışı, babamın soğukluğu ve ellerimden tek bir kıvılcımın bile çıkmaması... Yıllardır oturmayan tüm parçalar kenetlendi.
Ben Ateş Krallığı’nın prensesi değildim. Soylu da değildim. Yalanlar üzerine kurulu bir tahtın süsü yapılmış sıradan bir çocuktum.
"Hayır..." diye fısıldadım. "Bu doğru olamaz..."
"Bunlar gerçekler, Vanora," dedi Şeytan. Yüzüme düşen siyah bir saç telini nazikçe geriye iterken dokunuşu buz gibiydi.
"Uzak dur benden!" Kendimi geriye çektim. Düşün vanora ona hemen inanamazsın o şeytan...
"Kanıtla o zaman! Tıpkı babamın anlaşmasını kanıtladığın gibi göster bana!" Evet göstersin bakalım . Ve sende inan vanora... herşeyin bir oyun olmadığını nerden bileceksin ?.
İblisin yüzüne devasa bir gülümseme yayıldı. "Hayatının bir yalanla başladığı o geceyi gerçekten görmek istiyor musun?"
"Görmek için can atıyorum. Artık kaybedecek hiçbir şeyim yok."
Yavaşça ayağa kalktı ve elini uzattı. Tereddüt etsem de buz gibi elini tuttum. Tenime işleyen soğukluk canımı yakmıyor, aksine içimdeki ateşi dindiriyordu. Yataktan inip karşısında durduğumda gözlerini kapattı. Ben de aynısını yaptım.
Gözlerimi açtığım an burnuma yoğun bir orman kokusu doldu.
Etraf karanlıktı ama her şeyi net biçimde görebiliyordum. Burası iblisin bahsettiği nehir köyüydü. Karşıdaki evden pelerinli iri yarı bir adam çıktı. Bizi görmeden yanımızdan geçip giderken kulağıma bir bebek ağlaması çalındı.
Korkuyla adamın kucağına baktım. Siyah saçlı, bembeyaz tenli bir bebek... Gözlerini açtığında ortası kahverengi harelerle dolu mavi gözlerini gördüm. Kendi gözlerimi...
Muhafız pelerinini bebeğin üzerine çekip gecenin içinde kayboldu.
O bebeğe dokunmak, onu o eve geri bırakmak istedim ama hareket edemedim. Gözlerim doldu fakat ağlamadım. Ağlamak zayıflıktı.
"İnandın mı şimdi, küçük prenses?"
Şeytan’ın fısıltısıyla irkildim. Yanımda durduğunu bile unutmuştum geçmişin soğukluğu, zihnimdeki tüm yalanları yakıp yıkmıştı.

"İnandın mı?" diye tekrarladı İblis, sesi zihnime bir bıçak gibi saplanırken.
Gözlerimi o muhafızın gecenin içinde kaybolduğu noktadan ayıramıyordum. Göğsümdeki sıkışma nefes almamı imkansız hale getiriyordu.
"Onlar..." dedim, sesim titreyerek. "Onlar bana yıllarca bir yalanın içinde yaşattı"
İblis etrafımda yavaş bir tur attı. Dudaklarındaki alaycı tebessüm yerini karanlık bir tatmine bırakmıştı.
"Seni bir prenses gibi büyüttüler çünkü tahtın bir simgeye ihtiyacı vardı. Ama kanın... Kanın asla buraya ait olmadı Vanora. İhanet senin doğduğun gün başladı."
"Neden ben?" diye haykırdım, çaresizlikle yüzüne bakarak. "Neden o köyden başka bir bebek değil de ben?"
İblis bana doğru bir adım attı, eğilip kulağıma fısıldadı: "Çünkü kader, bazen en büyük yangınları bir damla suyla başlatmayı sever."
Sözleri zihnimde yankılanırken etrafımızdaki orman kokusu ve karanlık aniden fırıldak gibi dönmeye başladı.
Ağır bir soğukluk göğsüme çöktü, boğuluyormuş gibi hissettim. İblisin silüeti gölgelerin arasında kaybolurken sesi son bir kez zihnimde çınladı: "Uyan küçük prenses...Yalanlarınla yüzleşme vakti."
Gözlerimi derin bir nefes alarak, adeta sudan çıkmışçasına açtım.
Şakaklarımdan süzülen soğuk terler yastığı ıslatıyordu. Boğazım kuruluktan yanıyordu. Görüşüm netleştikçe, başımda duran endişeli yüzleri seçmeye başladım. Burası... Ateş Krallığı'ndaki kendi odamdı. Altın işlemeli tavan, duvarlardaki meşaleler ve tanıdık sıcaklık...
"Gözlerini açtı! Tanrıya şükürler olsun, uyanıyor!"
Annemin titrek sesi odada yankılandı. Ellerimi sıkıca tutmuş, gözyaşları içinde bana bakıyordu. Yanında, krallığın baş şifacısı elindeki bitki karışımlarıyla şakaklarıma masaj yapmaya devam ediyordu.
Yatağın diğer tarafında ise kardeşim Aiden duruyordu. Yüzündeki o her zamanki sert ifade yerini derin bir endişeye bırakmıştı. "Vanora..." dedi sesi kısıkça. "Günlerdir ateşler içinde kıvranıyorsun. Bizi çok korkuttun."
Aiden’ın yüzüne, annemin bana sarılan kollarına ve şifacıların telaşına baktım.
Her şey o kadar gerçek, o kadar tanıdıktı ki... Ama zihnimdeki o buz gibi soğukluk ve iblisin fısıltıları hâlâ canlılığını koruyordu. Dokunuşları, gözleri,cümleleri... Artık hiçbiri eskisi gibi hissettirmiyordu.
Annemin gözlerinin içine baktım. O kehribar renkli gözlerdeki suçluluk duygusunu ilk kez bu kadar net görebiliyordum.
Ama o da benim onun çocuğu olmadığımı bilmesine rağmen beni bu yalanla büyüttü peki onu affedebilecek miydim?
Konuyu babama hiç getirmek istemiyorum bile elimde olsa onu öldürürüm evet onu öldürmek istiyorum o benim babam değil sonuçta ve yaşaması başlı başına bir zarar... Aynı zamanda bana zarar verdi beni büyüsü ile nefessiz bıraktı...
Ne oluyor böyle? Neden böyle düşünüyorum...
Gözlerimi kapatıp sıktım... Bu düşünceler benim değildi.
İblis benimle oyun oynuyordu....
Vanora Zeki olduğunu unutmuştum hatırlattığın için teşekkürler minik prenses.