ATEŞİN DANSI kitap kapağı

13. bölüm / 15

ATEŞİN DANSI

Gerçeğin gazabı

Vaveyla Yazarı: Su Baloncuğu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: Gerçeğin gazabı

Gözlerimi masada gezindirmeye devam ettim. Herkesin hiçbir şey olmamış gibi huzurlu bir şekilde tabağıyla ilgilenmesi, o sakin çiğneme sesleri beni daha da delirtiyordu.
Onları suçlamıyordum sonuçta babam savaş kararını açıkladığında karşı çıkmış, ellerinden geleni yapmışlardı. Ama gerçeği bilmiyorlardı. Ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Kimseye anlatabileceğim bir şey değildi bu... Hele ki bu devasa sarayda tutunacak tek bir insan bile yokken.
Tabağımdaki kahvaltılıklarla oynamaya devam ettim. Dün geceyi tek bir saniye bile uyumadan, zihnimdeki o iblisin sesiyle geçirdiğimi düşünürsek... Evet, ben yavaş yavaş deliriyordum.
"Vanora..."
Babamın gür ama bu kez garip bir şekilde pürüzlü çıkan sesiyle irkildim.
"Bugün çalışma odamda seninle konuşmak istediğim birkaç şey var. Öğle yemeğinden önce yanıma gel."
Bunları söylerken sesindeki o belirsiz titreme gözümden kaçmadı. Şeytanın dediği gibiydi... Korkuyordu.
"Orada olacağım ," dedim ve bakışlarımı hızla yeniden tabağıma çevirdim. Neden şimdi beni odasına çağırıyordu ki? Üstelik bütün saray savaş hazırlığıyla çalkalanırken, komutanlar kapısında beklerken... Neden? Neden ben?
Bunları düşünürken fark etmeden elindeki gümüş çatalı porselen tabağa o kadar büyük bir baskıyla bastırdım ki, tabak ortadan ikiye "çıt" diye keskin bir sesle çatladı.
Masadaki herkes bir anda duraksadı. Bütün gözler bana döndü. Sandalyemi sertçe geriye itip ayağa kalktım. Sesimin titrememesine azami özen göstererek, "Size afiyet olsun, ben doydum. Odamdayım," dedim.
"Vanora, iyi olduğuna—"
"Evet anne, iyiyim ve rahatsız edilmek istemiyorum," diyerek annemin lafını sertçe kestim. Annem yüzündeki kırgın ve endişeli ifadeyle tekrar tabağına döndü. Aiden ise gözlerini devirip bana "Yine ne oluyor?" der gibi baktı. Ama hiçbirini umursamadan salondan çıktım ve hızlı adımlarla koridorda ilerledim.
Odama vardığımda kapıyı arkamdan kilitleyip kendimi içeri attım. Üstümdeki o nefesimi kesen sert ve sıkı korseyi tek bir hamlede çözüp, ağır kırmızı elbiseyi üzerimden çıkarıp yere bıraktım. Dizlerime kadar gelen ince pijama altım ve üzerimdeki beyaz atletle yatağa oturdum. Bacaklarımı göğsüme doğru çekip kafamı dizlerimin üzerine koydum.
Ve ağlamaya başladım.
İçimde biriktirdikçe şakaklarımı patlatacakmış gibi ağrıtan o düşünceler artık kabına sığmıyordu. Onları kimseyle konuşarak atamayacağıma göre, gözyaşlarıyla dışarı akıtmaktan başka çarem yoktu. Omuzlarım sarsıla sarsıla, sesimin dışarı kaçmaması için dudaklarımı ısırarak ağladım. Gece gördüğüm o karanlık siluet, babamın gözlerindeki o soğuk pazarlık ve o meşum kurban kelimesi zihnimi bir bıçak gibi kesiyordu.
Ağlamam yavaş yavaş dinip yerini derin, iç çekişli nefeslere bıraktığında odada uzun bir sessizlik hakim oldu. Yüzümü kaldırıp duvarlardaki ahşap oymalara baktım. Odadaki her şey çok sakindi ama zihnim bir savaş alanıydı.
Ayağa kalkıp aynanın karşısına geçtim. Soğuk suyu yüzüme çarptım. Şakaklarımdaki zonklama hâlâ geçmemişti ama ağlamak en azından o boğucu baskıyı biraz olsun hafifletmişti. Saat hızla ilerliyordu güneş gökyüzünde en tepeye tırmanmak üzereydi. Babamın bahsettiği öğle vakti yaklaşıyordu.
Derin bir nefes aldım. Yerden Elbisemi almak yerine dolaptan daha rahat ama duruşumu dik tutacak koyu yeşil, sade bir kat giysi seçtim. Saçlarımı tarayıp sıkıca arkada topladım. Artık ağlayan, odasında saklanan o çaresiz kız olamazdım. Babamın karşısına çıktığımda yüzümdeki en ufak bir zayıflık belirtisi, sakladığım o büyük sırrı açık edebilirdi.
Odadan çıkmadan önce kapının önünde durdum. Parmaklarım ahşap kapı kolunu sıkıca kavradı.
Babam beni neden çağırmıştı? Gece çalışma odasına girdiğimi anlamış mıydı? Yoksa şeytanın bahsettiği o korku, onu bana karşı bir hamle yapmaya mı zorluyordu?
Cevapları öğrenmenin tek bir yolu vardı. Kapıyı açtım ve koridorun soğuk taşları üzerinde, babamın çalışma odasına doğru adımlarımı sabitleyerek yürümeye başladım.