ATEŞİN DANSI kitap kapağı

3. bölüm / 15

ATEŞİN DANSI

Kor kundakta bir yabancı

Vaveyla Yazarı: Su Baloncuğu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: Kor kundakta bir yabancı

(Kraliçe Aithra’nın Ağzından)
Sarayın mermer koridorlarında yankılanan o feryat hâlâ kulaklarımdaydı. Kendi sesimdi o. Günlerce, haftalarca odamdan çıkmamış rahmimde bir kez daha sönen o kutsal ateşe, doğamayan bebegime ağlamıştım.

Ignatius’un odasının kapısı önünde, kucağım boş, ruhum küle dönmüş bir halde yere yığıldığım o günü dün gibi hatırlıyordum. Ateş Krallığı’nın soyu kurumuştu. Tahtımız vahşi soyluların pençesinde unufak olacaktı.
Sonra Ignatius içeri girmişti. Arkasında ağır, isli bir koku vardı. Gözlerindeki kehribar ateşi o kadar çiğ, o kadar vahşi parıldıyordu ki bir an için korkmuştum. Ama kollarının arasında uzattığı o altın kundağı gördüğümde korku yerini bir deliliğe, aç bir şefkate bıraktı.
"Aldım,"demişti Ignatius, sesi tıpkı bir celladın yemini gibi soğuktu. "En güçlü, en saf soylu kanından bir bebek. Kimse bilmeyecek. Bu sırrı bizimle birlikte sadece muhafız Kamel biliyordu... ve o artık konuşamaz."
Kamel’in öldüğünü, Ignatius’un sırrımızı korumak için onu oracıkta küle çevirdiğini o an anlamıştım. Ama umurumda değildi. Kundağı kucağıma aldığımda ağlamam bir anda kesildi. Bebeğin yüzünü açtım.
O an içime ilk şüphe, ilk ürperti düştü.
Ateş Krallığı’nın hiçbir soylusunda, hiçbir bebeğinde görmediğim bir tezatlık vardı karşımda. Kapkara, düz saçları porselen gibi beyaz teninin üzerine dökülmüştü. Ve gözlerini açtığında... Bir ateş görmeyi beklerken, okyanusun en derin, en karanlık yerini anımsatan gece mavisi ve kahverengi karışımı iki damla su bana baktı.
Onu göğsüme bastırdım. Dudaklarımdan o isim döküldü "Benim güzel prensesim, varisim... Vanora."
.....
Vanora'nın saraya gelişinin üzerinden henüz iki ay bile geçmemişti.
O gece saray sessizdi. Ignatius çalışma odasında krallık raporlarını incelerken, ben Vanora'yı uyutmuş ve odama çekilmiştim. Küçük kızın nefes alışlarını dinlemek son zamanlarda bana huzur veren tek şeydi.
Tam uykuya dalacağım sırada mideme keskin bir sancı saplandı.
Yatağın kenarına tutundum.
Bir saniye sonra boğazıma acı bir tat yükseldi.
Hizmetçiler telaşla odama koştu.
"Sifacıları çağırın!" diye bağırdı içlerinden biri.
Dakikalar sonra krallığın en yaşlı şifacısı ve yardımcıları odamdaydı. Uzun süre nabzımı dinlediler. Ateş büyüsüyle hazırlanmış iksirler verdiler. Sonunda yaşlı şifacı bana baktı.
Yüzünde uzun zamandır görmediğim bir gülümseme vardı.
"Majesteleri..." dedi.
Kalbim duracak gibi oldu.
"Bebek bekliyorsunuz."
Oda bir anda sessizliğe gömüldü.
Ignatius donup kalmıştı.
Ben ise nefes almayı unutmuştum.
Çünkü bu haberi daha önce de üç kez almıştım.
Ve üçünde de bebeğimi kaybetmiştim.
Şifacılar gittikten sonra uzun süre konuşamadık.
Ignatius pencerenin önünde durmuştu.
Ay ışığı yüzünü aydınlatıyordu.
"Neden sevinmiyorsun?" diye sordum sonunda.
Ignatius gözlerini kapattı.
"Çünkü umut etmekten korkuyorum."
Sesinde ilk kez gerçek bir kırılganlık vardı.
Ben de korkuyordum.
İlk ay geçti.
Sonra ikinci.
Üçüncü.
Her sabah uyandığımda elim istemsizce karnıma gidiyordu.
Dördüncü ay geldiğinde artık geceleri uyuyamaz olmuştum.Çünkü önceki üç bebeğimi de bu aylarda kaybetmiştim.Ama bu kez farklıydı.Beşinci ay geldi.Ve bebek hâlâ yaşıyordu.Saraydaki herkes bunu bir mucize olarak görmeye başladı.Altıncı ay geçti....Yedinci ay geçti....Sekizinci ay geçti...
Her geçen gün Ignatius'un yüzündeki sertlik biraz daha çözülüyordu.
İlk kez geleceğe dair konuşmaya başlamıştı.Ve sonunda o gün geldi.Sarayın doğum odasında yankılanan güçlü bir bebek ağlaması tüm Ateş Krallığı'na yayıldı.Şifacılar kapıları açtığında gözlerinde yaşlar vardı.
"Majesteleri..." dediler.
"Bir oğlunuz oldu."
Ignatius dizlerinin üzerine çöktü.
Hayatımda onu ilk kez ağlarken gördüm.
Kollarıma verilen küçücük bebeğe baktım.Saçları kızıl bakır rengindeydi.
Gözlerini açtığında içlerinde küçük ateş kıvılcımları dans ediyordu.
O an tüm saray tek bir isim etrafında birleşti.
AİDEN
Ateş Krallığı'nın mucize prensi.
Ama kimsenin fark etmediği bir şey vardı.
O gece, beşiğinde uyuyan küçük Vanora ile yeni doğan Aiden arasında yalnızca bir yaş fark bulunuyordu.
Ve yıllar sonra bütün krallıkların kaderi, aynı sarayda büyüyen bu iki çocuğun etrafında şekillenecekti. Bu nasıl olucaktı bilmiyorum ama o gün geldiğinde kimin tahta oturacağı anlaşılacaktı .