59. bölüm · Aşk mısın?
Varsayımlar
Varsayımlar
İnsan zihni, belirsizlikten hoşlanmaz. Cevabını bilmediği soruların boşluğunu çoğu zaman gerçeklerle değil, varsayımlarla doldurur. Belki de ilişkilerde yaşanan en büyük sorunlardan biri budur. Olanı görmek yerine, olanın neden olduğunu kendi zihnimizde yazmaya başlarız. Bir mesaj geç gelir, "Artık ilgilenmiyor." deriz. Bir cümle yarım kalır, "Bana kırıldı." diye düşünürüz. Açıklama gelmez, "Demek ki umursamıyor." sonucuna varırız. Oysa bütün bunlar gerçeğin kendisi değil, gerçeğe yüklediğimiz anlamlardır.
Fark ettiğim bir şey var. İnsan, çoğu zaman yaşadığı olaydan değil; o olaya yüklediği anlamdan inciniyor. Çünkü gerçek yalnızca yaşanandır. Geri kalan büyük kısmı ise zihnimizin kurduğu hikâyelerdir. İlginç olan ise, bu hikâyeleri çoğu zaman gerçekmiş gibi yaşamamızdır.
Belki de bu yüzden varsayımlar, iletişimin en büyük düşmanıdır. Çünkü varsayım, soru sormanın yerini alır. Anlamaya çalışmak yerine anlam yüklemeye başlarız. Sonra da o yüklediğimiz anlamlara göre kırılır, öfkelenir, uzaklaşırız. Karşımızdaki insanın ne düşündüğünü öğrenmeden, onun yerine düşünmeye başlarız.
Bir olayın tek bir açıklaması olduğunu sanıyoruz. Oysa aynı duruma bakan iki insan, birbirinden tamamen farklı anlamlar çıkarabilir. Benim doğru sandığım şey, karşımdaki insanın aklından bile geçmemiş olabilir. Ben, onun sessizliğini bana alan tanımak olarak yorumlayabilirim. Çünkü ben de zaman zaman yalnız kalmayı seven, sessizliğin içinde dinlenen biriyimdir. Belki de beni tanıdığı için bana alan bıraktığını düşünüyordur. O ise aynı sessizliği ilgisizlik olarak yorumluyor olabilir. Ben, sürekli konuşmamanın sevgiyi azaltmadığını düşünürken; o, ilginin sürekli bir iletişimle gösterildiğine inanıyor olabilir. İkimiz de aynı olayı yaşamışızdır ama aynı anlamı yüklememişizdir. Çünkü gerçek aynı olsa bile, ona yüklediğimiz anlam farklıdır.
Ego da tam burada devreye girer. Belirsizliği sevmez. Bilmediği yerleri kendi endişeleriyle doldurur. Cevap alamadığında en kötü ihtimali yazar, sessizliği reddedilmek olarak yorumlar, mesafeyi değersizlik hissiyle açıklar. Oysa bazen ortada ne reddedilme vardır ne de ilgisizlik. Sadece gerçek ve olan vardır.
Belki de ilişkilerde kendimize sormamız gereken ilk soru, "Karşımdaki insan ne demek istedi?" değil; "Ben onun davranışına hangi anlamı yükledim?" olmalıdır. Çünkü çoğu zaman bizi yaralayan şey, yaşanan olay değil; zihnimizin o olay hakkında yazdığı hikâyedir.
Sağlıklı iletişim ise bu hikâyeleri susturmanın en mantıklı yoludur. Varsaymak yerine sormak, yorumlamak yerine anlamak ve emin olmadığımız şeyleri gerçekmiş gibi kabul etmemek... Sağlıklı ve konforlu hissettiren bir ilişkinin temelinde bunlar vardır. Çünkü insan, karşısındaki kişiyi değil; kendi varsayımlarını tanımaya başladığında hem kendini hem de ilişkilerini daha doğru görmeye başlar. Belki de hiçbir şey düşündüğümüz gibi değildir; her şey, yalnızca olduğu gibidir.
