10. bölüm · Aşk mısın?
Tek misiniz?
Tek misiniz?
Artık kafelerde benim gibi tek başına oturup kahvesini içen, kitap okuyan, kafa dinleyen ya da sadece sessizce etrafı izleyen insanları görüyorum. Bu beni mutlu ediyor. Eskiden insanlar tek başına olmayı bir eksiklik gibi görürdü. "Tek misiniz?", "Bir tane mi?" sorularının altında bile bazen görünmez bir şaşkınlık vardı. Sanki insanın kendi başına vakit geçirmesi açıklanması gereken bir durummuş gibi. Bugün ise yalnızlık ile tek başınalığın farklı şeyler olduğunu anlayan daha fazla insan görüyorum. Kendiyle vakit geçirebilen, sessizlikten kaçmayan, mutluluğu kalabalıklara bağlı olmayan insanların sayısının artması umut verici geliyor. Belki de yıllarca bize mutluluğun kalabalıklarla ölçüldüğü alıştırıldı. Ne kadar çok arkadaş, ne kadar çok plan, ne kadar çok insan varsa o kadar "iyi" olduğumuz düşünüldü.
İnsan olgunlaştıkça, yaşadıkça başka bir şey fark ediyor:
Tek başına olmakla yalnız olmak aynı şey değil.
Yalnızlık, yanında biri olmasını isteyip olmamasıdır. Tek başınalık ise kendinle geçirdiğin zamandan zevk almaktır.
Bu yüzden kendinizi sevin. Sevene kadar sorgulayın, tanıyın, keşfedin. Kendinizden kaçmayın. Başkalarıyla değil, biraz da kendinizle meşgul olun. Çünkü insan kendini sevdikçe kendiyle vakit geçirmekten korkmaz. Hatta zaman zaman buna ihtiyaç duyar.
Beni mutlu eden şey de insanların artık tek başına kahve içmesi değil aslında. İnsanların kendileriyle kalabilmeye başlaması. Kendisiyle baş başa kalamayan insan sürekli dikkat dağıtıcı şeyler arar. Telefonlar, kalabalıklar, ilişkiler, bitmeyen planlar... Oysa kendisiyle barışık insan bazen sadece bir kahve alıp oturabilir. Kimseyi beklemeden. Kimseye açıklama yapmadan. Bundan ötürü kafede tek başına oturan huzurlu birini görmek bana umut veriyor. Bu manzara, insanların yavaş yavaş şunu öğrenmeye başladığını gösteriyor:
Mutluluk her zaman paylaşılması gereken bir şey değildir. Bazen tek kişilik bir masada da bulunabilir.
Hatta bazen insan mutluluğunu da hüznünü de tek yaşamak ister. Kendini seven insan, gerektiğinde kendine yaslanmayı da bilir. Bazen zihnimde dönüp duran üzüntüler ve kaygılar oluyor. Böyle anlarda kendime sessizce soruyorum:
"Biraz konuşmak ister misin?"
Çoğu zaman olayın kendisini değil, çözümünü aramaya başlıyorum. Kendimle yaptığım o içsel konuşmaların sonunda sakinleşiyorum. Çünkü insan bazen en iyi cevabı başkalarında değil, kendi içinde bulabiliyor.
Eskiden insanlar tek başına olmayı yalnızlık sanıyordu. Şimdi ise bazı insanlar tek başına olabilmenin kendini bulmak olduğunu keşfediyor.
