22. bölüm · Aşk mısın?
Aşkın Kendisinden Değil, Acısından Korkmak
Aşkın Kendisinden Değil, Acısından Korkmak
İnsan çoğu zaman aşktan korktuğunu sanır. Konu çoğu zaman aşkın kendisi değildir. Bir şeye fazla bağlanmanın insanda açabileceği boşluk hissidir. Birine yaklaşmanın değil, o yakınlığın insanın iç dengesini nasıl değiştirebileceğinin yarattığı hassasiyettir. İnsan sınırsız bir varlık değil. Ve sınırsızca bağlanmak da insanın doğasına her zaman iyi gelmez. Bizi rahatlatacak bir bakış açısı; Her şeyi tek bir insana ya da tek bir ilişkiye yüklemek zorunda değiliz. Bir insanı sevebiliriz, ona yaklaşabiliriz, onunla bir yol yürüyebiliriz. Ama bütün varlığımızı onun üzerinden tanımlamak zorunda değiliz.
İnsanın kalbi tek bir yere bütünüyle bağlandığında, orası aynı zamanda en hassas noktaya dönüşür. Korku çoğu zaman “sevmekten” değil, “fazla sevmekten” gelir. Yani denge kaybolduğunda ortaya çıkan o ağırlıktan… Bir de işin görünmeyen tarafı vardır: Bazen kalbimiz birine yönelir ama zihnimiz onu tam olarak onaylamaz. İçimizde bir taraf yaklaşmak isterken, diğer taraf temkinli kalır. İşte o çatışma da insanda bir gerilim yaratır. Bu gerilim çoğu zaman “yanlış kişiye çekiliyorum” hissiyle karışır. Ama aslında bu, insanın iç dengesiyle ilgili bir şeydir.
İnsan bir ilişkiye sadece duygusuyla değil, bazen eksikliğiyle de yaklaşabilir. Yalnızlıkla, ihtiyaçla, boşlukla… Ve bunlar birbirine karıştığında, kalp ile akıl aynı dili konuşmaz.
Bu da doğal olarak bir korku üretir: “Ya yanlış bir şeye bağlanırsam?”
Tasavvufi bir yerden bakıldığında ise şunu hatırlamak gerekir: Kalbin asıl yönelimi tek bir insana sonsuz anlamda teslim olmak değil, daha büyük bir bütünlüğü hissetmektir. İnsan, insana emanet edilir ama insanın mutlak dayanağı insan değildir. Bu yüzden birine sevgi duyarken bile, o sevgiyi bir “tamamlanma zorunluluğu”na çevirmemek gerekir çünkü hiçbir insan, başka bir insanın bütün boşluklarını doldurmak için var değildir. Gerçek denge şuradadır:
Sevmek… ama kendini kaybetmeden.
Yaklaşmak… ama merkezini kaybetmeden.
Bağ kurmak… ama tek dayanak haline getirmeden.
Aşkın kendisi de bu değildir zaten.
Aşk, insanı tüketen bir şey değil; insanı kendi merkezine çağıran bir şey olmalı.
Biz çoğu zaman bu ince çizgiyi kaçırdığımız için, aşkın kendisinden değil, onun bizde yaratabileceği ağırlıktan korkarız.
Ve bu korku, bazen bizi korur…
bazen de bizi hayattan uzaklaştırır.
