Yüce savaşçı

Vaveyla Yazarı: Ömer Asaf Kılıç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: Yüce savaşçı

Savaşın başlamasından 3 aya yakın bir zaman geçmişti. Asırlar boyu saltanatlarını sürdüren güller, sadece 3 ayda resmen yok olmuşlardı. Elyran, bunun için böbürlenebilirdi. Oda düşmanla sıcak bir çatışmada sert şekilde savaşmış hatta bir düşmanı öldürmüştü. Kalbinin nasıl yerinden çıkacak gibi oynadığını çok iyi hatırlıyordu. Bembeyaz zırh giyen bir adamı anımsıyordu. Elinde kılıcı vardı. "O adam güllerde en etkili olabilecek adamlardan biriydi yanlış hatırlamıyorsam" diye düşündü. Hayır, doğru hatırlıyordu. Hedeflediği adam oydu lakin adamın elindeki parıldayan kılıcı ve yüzündeki korkutucu bakışı görünce yanındaki adama yönelmişti. O adamın yüzünde aynı kendisindeki korku vardı, anlamıştı. Dört nala giden atının üstünde, normalde asla dengesini sağlayamazken tam o zamanda dengesini sağlamıştı. Elindeki mızrağı, ilk defa o kadar düzgün tutmuştu. Herşey tamamen bir şanstı. Gözlerini kapatmıştı. Elindeki mızrak, bir anda birşeye çarptı ve elinden düştü. Ne olduğunu anlamamıştı. Atının üzerinde kendi dengesini sağlamaya çalışırken üzengilerini fazla çekmiş ve atının canını yakmıştı. Bundan dolayıda ne yaptığını göremeden dümdüz sık çalılıkların olduğu bir yere girmişti. Tabi sonra öldürdüğü adamı, üstüne siyah bir örtü serilmiş halde gördü. İçinde ilk defa öyle duygular hissetmişti. "Bir insan öldürdüm" diye düşünmüştü. Kalbinde o günden bu yana bir ağırlık vardı. Şimdi ise gene savaşın ortasındaydı. Gözleme ve istihbarat birliğindeydi. Yaklaşık 20 kişiden oluşuyorlardı. Hergün yanındaki adam değişiyor, bu yüzden hiç dostluk kuramıyordu. Konuşacak kimsesi yoktu. Bekledikleri yer, ağaçlarla çevrelenmiş, lakin üstü açık bir tepeydi. Gökyüzüne baktı. Buradan ay ne kadar güzel gözüküyordu. Bunu annesine yada babasına göstermek isterdi. "Umarım onları tekrar görürüm" diye düşündü. Birde Veyn adlı bir kız vardı. Hemen yan komşularıydı ve Elyran ona çocukluğundan beridir aşıktı. Savaş bitince ona açılmayı düşünüyordu. İçinde bir mutluluk kıpırdandı. O hayal kurarken bir anda bir borazan öttü. Korkabilirdi lakin sesi en az 10 defa duymuştu. Neden çalındığınıda elbette biliyordu. Kazanmışlardı. Tepeye bir asker yaklaştı. Yarı deri, yarı metal zırhı, kan lekeleri ile kaplanmıştı. "Kral geliyor! Düzen alın hemen" diye bağırdı kamptakilere. Elyran, şaşkınlık ve korkuyla en ön safta, kralın en yakın geçiceği alanda durdu. Askerler, paralel olacak şekilde tekli düz bir sıra yaparak yolun sağında ve solunda durdu. Hepsi dümdüz önlerine bakıyordu. Bir ses yavaş yavaş yükseliyordu. "Dum dum dum" bir davul sesiydi. Onun arkasından keman, flüt gibi birkaç müzik aletinin seside geliyordu fakat baskın olan davuldu. Sesler iyice yaklaşınca o, en önde, en başta geçti. Atıda kendisi gibi mora çalan siyah zırhlara bürünmüştü. Kafasındaki kristal taç, ayın ışığıyla muazzam derece parıldıyordu. Bir eliyle tıpkı bir ayıyı andıran miğferini tutuyor. Diğer eliylede bacağına dayadığı bastonu dengeliyordu. Adamın gözleri ve çevresi, tacının en ortasındaki siyah taşla aynı renkteydi. Elyran, adamın savaştan gelmesine rağmen üstünde hiç kan olmadığını farketti. Arkasından davul ve duyduğu diğer müzik aletlerini kullanan adamlar geçmeye başladı. Çaldıkları şarkı insanı heyecanlandıran, gururlu bir marştı. Şarkının sözlerinde "kralımız çok yaşa, büyük hükümdar çok yaşa" gibi sözler geçiyordu. Askerlerin yaptığı sıra bitimine gelince kral, atından indi. Arkasındakiler durdu ve ona baktı. "Krala dönün!" Diye bağırdı, ilk emiri veren adam. Hepsi krala döndü. Kral onları bir süre süzdü. Elyran, dünyanın bir an tamamen sustuğunu sandı. "Robimayp öldü. Greenrose'lar tamamen yok oldu. Tabi onlarla beraber tüm güllerde. Biz kazandık!" Tuttuğu asayı havaya kaldırdı. Askerlerin hepsi kralı kutladı. "Vaelric çok yaşa! Yüce savaşçı çok yaşa!" İçine bir rahatlama gelen Elyran, kendi içinden kralına teşekkür etti. "Sanırım ailemi görebileceğim" diye düşündü.

Atına binip askerlerin onu arayıp aramasına gerek olmadığına sarayın yolunu tuttuğunu söyledi. Tek başına, kısa ağaçların mesken edindiği toprak bir yolda atıyla beraber ilerliyordu. "Yüce savaşçı" dişlerini sıktı. Yaptığı şeyin iğrençliğini düşündü. "Yapmak zorundaydım" dedi kendi kendine. Son savaşını düşündü. Greenrose kalesinin kuzeyindeki küçük nehire bağladığı bir kuyu vardı. Bir gece vakti kuyunun içinden bizzat kendisi en önde tırmandı ve kalenin içine 50 askeriyle sızmıştı. Kale kapılarınıda açınca kolay bir fetih olmuştu. Düşmanları, 1 aydır kuşatmadaydı ve 3 gündür tam gece vaktinde küçük saldırılarla karşılaşıyorlardı. Bunların üstüne hizmet ettikleri adama ne için hizmet ettiklerini sorgulamalarını sağlayacak bilgiler öğrenmişlerdi. Maddi ve manevi zayıf düşmanı resmen ezmişlerdi. Kalenin merkezindeki daha sağlam olan bir kalede, son kalmış gül olan Robimayp vardı. Kaleyi almakla uğraşmanın gereksiz ve boş zayiat olacağını bildiği için kaleyi dıştan birkaç yerinden tutuşturdu. Yanan kalenin içinden en az 80 tane asker çıktı. Nerdeyse 900 kişi olan kişiye karşı sadece 80 kişi. Onlardan teslim olmalarını istemişti. Hiçbiri kabul etmedi. "Bu senin anlayabileceğin bir şey değil şerefsiz!" Diye bağırmıştı birisi. "Bu onur ve şeref meselesi seni fahişe dölü!" Vaelric hiçbirine acımadan hepsini delip geçti. Kılıcını kullanmadan, sadece asasıyla deldi. Asasının ucundaki kurukafa, annesine küfür eden adamın kafasını ezdi. Başka birinin göğüs kafesini kırdı. Adamdan gelen çıtlama sesleri kulağında çınlamıştı. En son ise karşısına Robimayp çıktı. "Hayatta kalan son gülsün" dedi adama. "Bu bilgiyi Ne yapacağım peki? Teslim olup basitçe ölmeyeceğimi muhtemelen adından daha iyi biliyorsun." Sesi sakin, fakat kendisi gergindi. Elinde çift elli kendi boyunun yarısından biraz fazla olan bir uzunlukta bir kılıcı yere batırmış tutuyordu. Hafif sarıya çalan uzun saçları ve sakalı vardı. "Bir anlaşma yapabiliriz. Senin yaşamanı sağlayabilirim." Adam güldü. Ciddi halinden eser kalmamıştı. Deli gibi kahkaha atıyordu. "Nasıl yaşayacağım peki? Bir köle mi olacağım, kalende sana şarap mı koyacağım? Yoksa çocuğum olmadan basit bir köy evinde kısacık ömrüm kalmışken yeni bir hayat mı kuracağım? Sen aptalsın Vaelric, koca bir aptal!" Kral, sakin bir şekilde kafasını salladı. "Seçimini hayır olarak alıyorum" dedi ve elindeki sopa bir anda simsiyah bir kılıca dönüştü. Adamın kafasına salladığı kılıç, gri bir çelikle karşılaştı. Hiç beklemeden kendi etrafında dönüp alttan bir kılıç savurdu. Adam bileğini çevirerek kılıcıyla geri karşıladı. Sadece bileğini kullandığı için yapabileceği bir sürü hareket kalmıştı. Kılıcını, kralın kılıca olabildiğince sürterek güçlü bir ivme oluşturdu. Sonra tam yukardan indiriyormuş gibi yapıp, ileri atıldı ve kılıcını yandan savurdu. Vaelric, son anda küçük bir çizikle kurtulmuştu. Adam, özellikle zırhının açık noktasını karanlıkta bulmuş ve oradan savurmuştu. "Zeki, hızlı ve bir o kadar da güçlü" diye düşündü. "Bu adamın savaş tekniği kusursuz! Tam bir...
Yüce savaşçı " Vaelric, adama yenileceğini farketmişti. Lakin eğer burada bu düelloyu bir anda bitirip askerlerini Robimayp'in üstüne gönderip kazanamayacağını kabul ederse, hem askerlerinin gözünde düşecek, hemde yaptığı şey dilden dile yayılacaktı. Vaelric, Başladığı işi bitirmeliydi. Adam karşısında onun saldırısını bekliyordu. Hızlıca atıldı. Olabildiğince hızlı kılıç darbeleri attı. Adam pek zorlanmadan hepsini karşılıyordu. Fakat gerilediğini hiç farketmemişti. Kısa bir süre sonra Vaelric'in kılıcı kaldıracak gücü neredeyse kalmamıştı. "Devam etmeliyim" diye düşündü. En sonunda Robimayp, çoğu yeri yanmakta olan merkez kalesinin dibinde olduğunu farketti. Vaelric'in planına yakalanmıştı. Arkasındaki ateşin sıcaklığını hissederken, pekde rahat savaşamayacaktı artık. Çarpışmaya devam ederken Vaelric, alan üstünlüğünü kullanarak hafifçe kendini geriye attı. İkiside kılıçlarını birbirine tutuyor, bir yandanda soluklanıyorlardı. Vaelric'in Arkasında yüzlerce asker, onun adını tezahürat ediyor ve destekliyordu. Robimayp'in arkasında ise sadece ateş vardı. "GÜLLERİ YAKIN!" Robimayp bir anda konuşmaya başladı. "Sana birşey soracağım" cevap alamayınca devam etti. "Tüm bunları, öldürdüğün çocukları, anneleri, katlettiğin tüm ailelerin yükünü cidden o küçük sırtında yüklenebilecek misin?" Vaelric soğuk bir şekilde adama baktı. "Daha kötülerini zaten taşıyorum" tekrar ileri atıldı. İki defa çarpıştılar. Bu sefer adam hızlı bir şekilde kendi etrafında çift elli kılıcını savurdu. Vaelric, bileğini döndürerek kılıcı karşıladı. Robimayp, hata yapmıştı. Çünkü kılıcı çift elli ve büyükken, Vaelric'in kılıcı tek elli bununlada kalmayıp hafif bir çelikten yapılmıştı. Vaelric, kılıcını üstten savuruyomuş gibi yapıp yandan savurdu. Aldatmacaya kanan Robimayp, Kılıcını yukarı kaldırmıştıki göğsüyle karnının arasında uzun bir kesik açıldı. Vaelric, ikinci bir saldırıya gerek duymadı. Adam dizlerinin üstüne düştü. Kral, arkadaki askerin bağırmalarını eliyle yaptığı işaretle susturdu. Robimayp, kılıcını yere batırarak dizlerinin üstünde dengede durdu. Gece sessizliğini bozan tek şey kaleyi yakan ateşin çıtırtılarıydı. Ağzından kan kusan adam, kafasını son bir güçle kaldırarak Vaelric'e baktı. "Görüyorum" dedi ona. Vaelric, "neyi" diye sordu. Adam cevapsız bir şekilde bekliyordu. Sinirlenen Vael adamın yanına gelip omzundan onu sarstı. "NEYİ?" diye bağırarak sordu. Adam kanlı ağzından gülümsedi. "Tanrılar, sen ve yanındaki her kimse" tekrar kan öksürdü. "Cezalandırılacaksınız!" Kafası hafif düşer gibi oldu. Sonra tekrardan kafasını kaldırdı. Sonrada tüm gücüyle hafifçe ayağa kalktı. Vaelric'in askerlerine baktı. "Cezalandırılacaksınız!" Diye bağırdı hepsine. Adam gene deli gibi gülüyordu. "O bana söz verdi! O sözünü tutar. Karanlık!
Karanlık geliyor. Karanlık hepiniz için geliyor. Hepiniz için!" Son bir kahkaha daha attı ve bir anda sol tarafına doğru yığıldı. Kılıcı hala dikili duruyordu. "Bunlar ne demekti? Karanlık kimdi?" Vaelric, bunları asla bilmiyordu. Düşünmeyi bırakıp, karanlıktaki tek kişilik yolculuğuna devam etti. Sonra bir anda yolun ortasında durdu. Atından indi. "Artık yeteri kadar uzaklaşmışızdır. Karşıma gel!" Diye bağırarak emir verdi. Bir anda yolun yanındaki, toplanmış kısa ağaçlar topluluğunun içinden bir adam çıktı. Saçları hafif sarıya çalıyordu. Bir elinde çift elli bir kılıcı kuşanmış, yere sürterek yanında sürüklüyordu. Kral'ın, önüne gelince durdu. "Sena karşı olan zaferim tamamen şanstı. Birde eğer yanlış düşünmediysem, sen orada zaten kaybetmek için savaşıyordun." Adam boş gözlerle krala bakmaya devam etti. "Eh gücüm yeteri kadar kalmadı galiba" dedi kendi kendine. Fakat kendi dediğini adam onaylarmışcasına haklı buldu. "Savaş benimle! Ölümüne bir savaş, ta ki ben yere düşütüğümde bitecek!" Diye emretti adama. Adam boş gözlerle baktı fakat vücudu boş durmadı. Çarpıştılar ve tekrar çarpıştılar. Ta ki Vaelric düşene kadar. Adamı uzaklaştırdı. Yattığı yerden gökyüzüne baktı. Bu gece çok fazla yıldız vardı. "Bunları neden yapmak zorundaydımki?" İç çekti. "Galiba kader dedikleri bu" dedi kendi kendine. "Karanlık geliyor" sözü düşündü. Karanlık ne olabilirdiki? Sırtında bir anda artmış olan ağırlığı önemsemedi. Atına tekrar bindi ve krallığına doğru yola çıktı.

1 gün sonra...
Sebat'ın saray bahçesi halka açılmıştı. İçeriye insanlar doluşmuş, geçiş törenini bekliyordu. Elyran, yanında Veyn vardı. İkisi insan kalabalığının içinde iyi gören güzel bir yer arıyordu. "Elyran! Gel buraya sanırım buldum" dedi Veyn, bir eliyle gel işareti yaparak. Elyran, zorda olsa kalabalığı yarıp onu takip etti. En sonunda rahat, çok sıkışmadıkları biryere geldiler. Oldukları yerden, Sarayın ana kapısına uzanan, büyük ve geniş kırmızı halıyı görüyorlardı. Birsüre boş boş sarayı ve etrafı seyrettiler. Sonra Elyran, saraya yakın olan tarafta belli bir kısmın tamamen çitlerle engellendiğini ve kapatıldığını farketti. Sarayın yemyeşil çimenlerle dolu olan, tanrıların heykelleri olan tarafının aksine biraz korkunç gözüküyordu. Tam bunu Veyn'e gösterecekken, Veyn "seninde burada olmanı isterdim. Ne de olsa o kadar savaştın" dedi. Elyran'da bir anda göstereceği şeyi unutup Veyn'e başını salladı ve güldü. "Bende isterdim tabi. Fakat ben doğru düzgün savaşmadımki" Veyn güldü. "Ne yani? O savaşta orada oldun birkere seninde en az diğer savaşanlar kadar hakkın var. Hem birde neden savaşıp savaşmadığın hakkında yalan söylemiyorsun? Azcık havalı olursun kötü mü?" Elyran, arkadaşına hak versede yalan söylemeyi pek sevmiyordu. Fakat bir yandan Veyn'e yalan söyleyip onun gözünde havalı olmak, aklına kalmamış değildi. Bir süre sonra ikisi, normal şekilde sohbet ederken, bahçeyle şehri ayıran kısa surların üzerine bir adam çıktı. Sonrada bir borazan öttürdü. Bu ses, Elyran'ın alışmış olduğu sesten olmayıp daha farklı hafif ve ezgili bir sesti. Sesten hemen sonra bir adam çıktı. Kahverengi kısa saçları vardı. Üstünde metalden bir zırh, sarı bir pelerin, son olarakta bir kartal maskesi vardı. "Aa! Bak Elyran, bu Kartal" dedi Veyn heyecanla. Kartal, yürürken insanlardan büyük bir alkışlama koptu. Borazanı öttüren adam tüm gücüyle bağırmaya başlamıştı:
"Bizi koruyan ve kollayanlar!
Diyarın en güçlüleri ve en güzelleri!
Tanrılar tarafından şereflendirilen,
Bizi güllerin şeytanlıklarından kurtaran,
Karşınızda diyarın büyük kahramanları!"
Kartaldan sonra sırasıyla kırmızı pelerinli, tilki maskeli, uzun ve kızıl saçlı bir kadın. Sonra kısa ve siyah saçlı, yeşil pelerinli, baykuş maskeli bir kadın. Son olarakta beyaz saçlı, diğerlerine göre daha kalın bir zırh giyen, mavi pelerinli, kurt maskeli bir adam çıktı. Hepsi yavaş adımlarla halkı selamlayarak geçiyordu. Veyn hayranlıkla onlara bakıyordu. Özellikle Kartal'a bayılırdı. "Duyduğuma göre savaşta en önde bu adamlar varmış. Hele Kartal, koskaca iki kaleyi o fethetmiş. Ah Elyran! O adam çok havalı" dedi. İşin doğrusu Elyran, savaş boyunca neredeyse hiç kahramanlarla karşılaşmamıştı. Onları hiç görmediği için içten içe şüpheye düşmüştü. Fakat iftira atmak istemediği için Veyn'e birşey söylemeyip kafasını sallamakla yetindi. Kahramanlar tamamen geçtikten sonra katman katman yapılmış sarayın 1. Katındaki mazgallara çıkıp orada sabit bir şekilde beklemeye başladılar. Kahramanlardan sonra birkaç tane savaşçı halıdan geçti. Elyran, bu sefer savaşçılardan birini görmüştü. Veyn'e işaret edip "Bak şu adam Fareq, hiç bilmediğim, garip, dikenli bir silah kullanıyordu. Atalarının soyu söylediği üzere güneye dayanıyormuş. Yapılan bir akında, karşımızdaki 10 adamın yarısını o biçmişti. Gerçekten çok iyi ve çok korkutucu savaşıyor" dedi. Veyn adamı inceledi. Fakat adamın siyah, karmakarışık, pis saçlarını ve kırık dişleriyle insanlara yaptığı gülümsemeyi görünce pek hoşlanmadı. Elyran, arkadaşının Fareq'ten hoşlanmadığını görünce istemsiz bir şekilde sinirlenmişti. Fakat Veyn'i üzmek istemediği için birşey söylemedi. Tüm savaşçıların geçişide bitince borazan tutan adam tekrardan bağırmaya başladı:
"Ey halk! Dinleyin onun sesini,
Devletimizin büyüğünü, hakimini!
Bizi küllerimizden çıkarıp yükseltene bakın!
Bizi ikinci bir babalık yapana saygı duyun!
Tüm güllerin kabusu,
Tüm diyarın lideri,
Tanrıların en güçlü askeri!
Yüce kral...
Vaelric Gravebloom!"
İnsanlar, bu sefer kral için daha yüksek bir sesle bağırmaya ve alkışlamaya başladı. Tüm şehir "Vaelric çok yaşa, Yüce kral çok yaşa" sesleriyle doldu. Kırmızı halının üstünde o, yürümeye başladı. Üstünde omuzlarından aşağı inip yere kadar sürten kırmızı bir pelerin vardı. Pelerinin uçları beyaz kuş tüyleriyle renklendirilmişti. Vucüdunu kaplayan pelerinin içine savaşta giydiği metal zırhtan çok, daha resmi, temiz siyah bir ceket ve içine bir gömlek giymişti. Savaştaki değişmeyen tek şey kafasındaki kristal, cevherlerle süslenmiş tacı vardı. Herkes onun ismini söylüyordu. O ise halkı selamlamak yerine, kararmış yüzünü resmen yere indirmiş bir şekilde dümdüz yürüyordu. Elyran, savaşta kralı birkaç kez görmüştü ve şuan yaptığı yüz ifadesini sadece sinirlendiğinde yaptığını farketmişti. Diğer insanlardan kralın sinirli olduğunu farkeden varmı diye etrafına baktı. Lakin insanlar hala tezahürat yapıp alkışlıyor, ıslık çalıyordu. "Hey Elyran" dedi Veyn onun dikkatini dağıtarak. "Bazılarının söylediğine göre kral, hiç savaşa katılmamış ve sadece arkadan izlemiş. Üstündeki kıyafetlerine ve yüzündeki rahatlığa bakılırsa söylentiler doğru gibi" Elyran'ın içinde bir şaşkınlık oluştu. Kralın sinirli yüzünü cidden rahat olarak mı görüyordu? Veyn'in kraldan neden hoşlanmadığını az çok biliyordu. Bunun sebebi zamanında Vaelric'ten önceki kral Sairell Farway, Elyran'ın ailesi için krallığı ne kadar kötü yönetsede, Veyn'in ailesi eski kralı çok severdi. Bunun nedeni ise kralın onlara akrabalıklarından kalma dost ailelerden olmalarıydı. Böylece Veyn'in ailesi kral tarafından daha fazla refah ve bolluk içinde yaşamışlardı. Eski kralın adaleti farklıydı. İnsanlar hiç bir zaman eşit değildi. Eğer haksız tarafta kralın sevdiği, tuttuğu biri olursa haksız olan haklı olurdu. Krallığın halkı kötü fakat anlatılamaz bir yoksulluğa bürünmüştü. Ama şehir hala zengindi. Ticaret, limanlar ve pazarlar sayesinde dopdoluydu. Rose hanedanlıkları ile ilişkiler, Sebat krallığının işine yarıyordu. Şehir devletinin, savaşmasına gerek kalmadan onlarca zafer almış gibiydi. Şehir halkı hariç, krallık kusursuzdu. Fakat Vaelric, yanında bembeyaz parıldayan adamlarla gelip tahtı alana kadar. Ordusuyla şehire girdiğinde hiç kan dökmemişti. Sadece yürümüş ve elindeki parşömenden bir ferman okuyup, kendini kral ilan etmişti. Yeni kral, herkese eşit davranacağını ve bu diyara sonsuz bir düzen getireceğinden bahsetmişti. O gün Veyn, Elyran'ın yanına gelip ağladığını hatırlıyordu. Sebebi ise ailesinin saraydaki yüksek haklarından men edilmesiydi. Veyn'in bu yaptığını başka biri yapsa muhtemelen sinirlenirdi.
"Ne de olsa sonunda halk eşitlenecek, insanlar adalete kavuşacak" diye düşünmüştü. Fakat her zamanki gibi ona asla sinirlenememişti.
Veyn, konuşmaya devam ediyordu. "Baksana savaşı resmen uzaktan izlemiş gibi" Elyran bir anda kendisinin "hayır" dediğini duydu. Veyn ona şaşkınlıkla baktı. "Ne oldu?" Diye sordu ona. Elyran, çok fazla heyecanlanmıştı fakat artık geri dönemezdi. "Veyn, dediğin hiçbirşeye karşı gelmem. Fakat bu sefer durmalısın. Kralımız, bizzat benim önümde savaştı. Düşman saflarındaki en iyi savaşçının tek hamlede kellesini uçurdu. Onunda şuan mutlu olduğu falan yok. Bunu söylemek saçma olabilir fakat onu sadece ben ve orada savaşan askerler anlayabilir. Kralımız, bu savaşı kazandıran kişidir!" Heyecandan o kadar yüksek sesle söylemiştiki yanındaki insanlar, hatta kral bile onu duymuştu. Simsiyah, çukurlu gözleriyle birkaç saniye Elyran'a baktı. Sonra yürümeye devam etti. Elyran, nedensiz bir şekilde o bakışları anlamıştı. "Beni hatırlıyor" diye düşündü. Kral en sonunda saraya girdi. Birkaç dakika sonra sarayın en üst katmanındaki mazgallarda onun görüntüsü belirdi.
Vaelric'in başı ağrıyordu. "Aptal ve boş bir gürültü" diye düşündü. Güneş, direk arkasından ona vuruyordu. Bunun üstüne giydiği kırmızı ve kalın pelerin, hareketini kısıtlıyordu. İnsanımsı bedenini, ilk defa hoşlanmadığı bir zamanda sayılırdı. Elini kaldırdı. Halk tamamen sustu.
"Rose hanedanlıklarını tamamen yok ettim!
Unutmayınki bunu ben, bizzat Vaelric Gravebloom yaptı!
Hepsini bizzat ben öldürdüm ve ben mezara gömdüm!
Bilinki hepsini ben yaptım!
Bilinki tüm hepsini ben sırtladım!
Bunun hakkında hiçbirinin sorumlu değildiniz ve olmayacaksınızda!" Ses tonundan tüm halk onun sinirli olduğunu anlayabilirdi. Fakat kimse anlamamış gibi gözüküyor, bunu coşku ve sevinç olarak görüyordu. Derin bir nefes aldı.
"Bu zaferimizi,
Tanrılara ve siz değerli halkıma takdim ediyorum!"
Yanındaki şekilsiz sopa, kılıca dönüştü. Siyah Kılıcı, havaya kaldırdı.
Kutlu yaşa Sebat halkı!" Dedi sakin bir tonla. Tüm halk tekrardan coştu. Gravebloom, kafasını yukarıya kaldırdı. Gökyüzü maviydi.
"Umarım memnunsunuzdur" dedi gökyüzüne. "Tabikide memnunlar. Doğru olanı yaptık" dedi zayıf bir ses. Gene konuşmaya başlamıştı. "Aptal! Onlar asla memnun olmayacaklar. Onların kibiri, açgözlülüklerini çoğaltıyor." Dedi diğer keskin ses. "Babamızı gururlandırmış oluyoruz. Yeraltının onurunu koruyoruz" dedi zayıf. Keskin ses, dahada hiddetlendi. "O herife cidden baba diyor olamazsın? Eğer bunlara devam edersen nolacağını her türlü biliyorsun. Sakın aptallaşma, Kendine gel hain! Kendine gel..." Sesler kesildi. Kulaklarında "hain" kelimesi çınlıyordu. "Şimdi, ikinci kez hain oldum. Değil mi?"
Öfkesi arttı. Baş ağrısı dahada çok arttı. Mazgallardan aşağı inip taht odasına doğru yürümeye başladı. Yürüdüğü koridor sanki git gide uzuyordu. Yolun sağında ve solundaki duvarlar bir anda gitmiş yerini gene halk doldurmuştu. Fakat bu sefer onu övmüyorlardı. Ona "Yüce Kral! Bizi kurtaran!" Demiyorlardı.
"Hain!
Bu onur ve şeref meselesi!
Bizi böyle mi bırakacaksın!
Daha kardeşlerimizi kurtarmayacak mıydık?
Hain!"
Sesler artıyordu. Yol ise dahada uzuyordu.
"Tüm bu yükleri sırtlayabilecek misin?
Mervin'in kanını yerde bıraktın!
Hain!
Bize bir şaka yapıyor olmalısın!
Hain!
Hain!"
Bu seslerin ve daha fazlasının arasından üç isim geçti.
"Vael,
Vaelric,
Gravebloom!"
Gözleri mor bir ışıkla parıldadı. Üstündeki kırmızı pelerin, tamamen siyahlaştı. Elindeki lanet sopa, kendi kendine mosmor bir kılıca dönüştü. Ve son olarakta yüzü...
yüzü eriyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

35okunma 11beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18