6. bölüm / 26
Asarok ve Haydut ÇetesiSaray
Bölümler 26Şu an: Saray
- 1 Lanetli Çocuk733 kelime
- 2 Kitap1.132 kelime
- 3 Farklı bir adam1.990 kelime
- 4 Oyun Masası1.642 kelime
- 5 Şans günahı1.351 kelime
- 6 Saray3.441 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Mezar Açan1.031 kelime
- 8 Güllerin anlamı1.515 kelime
- 9 Kötü Şaka1.243 kelime
- 10 Sınav3.259 kelime
- 11 Şafak3.230 kelime
- 12 Hediye2.825 kelime
- 13 Sohbet2.789 kelime
- 14 Emir644 kelime
- 15 Hayal1.791 kelime
- 16 Kutsanan1.615 kelime
- 17 Darkrose5.755 kelime
- 18 Greenroses1.122 kelime
- 19 Yüce savaşçı2.868 kelime
- 20 Sorgu1.384 kelime
- 21 Kuzey akını3.689 kelime
- 22 Kötü toplantı2.194 kelime
- 23 Düğün2.031 kelime
- 24 Haydut1.733 kelime
- 25 Dürüstlük ve acı898 kelime
- 26 Yelesiz Aslan2.532 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Hey kitap okuyarak büyü yapmayı falan mı öğrendin yüzün dün akşam yuvarlaktı seni canavar!" Diye bağırıyordu Saul.
Asarok küçük abisinin bağırmasından dolayı uyanmıştı. Gözlerini avuştururken farkettiki yüzü hiç şişmiş gibi hissettirmiyordu.
Yüzünü yokladı ve yüzüne bastırdı, hiç canı acımamıştı. Asarok abisine baktı abisi hayretler içerisindeydi tabi doğal bir şekilde kendiside öyleydi. "Dün merhem sürdüm ondan dolayı büyüyle alakalı birşey yok" dedi Asarok.
Abisi pek inanmamış gibi gözüksede ikna olmuştu. "Aşağıda kahvaltı yapacağım birde senin kıyafetler fazla pislenmişti. Bende Lyon'a söyledim sana yeni kıyafetler getirdi yatağının ucunda giy onları" dedi ve yatak odasından çıktı.
Asarok dünkü çektiği acıya kıyasla şuan hiç acı çekmediği için yatağında tavana bakıp bunun tadını çıkardı. Bir yandan "ama ne dayak yedim be" diye düşündü. Sonrada aklına abisinin sözleri geldi "zarardan başka bir şey değilsin"
Asarok'un tüm keyfi kaçmıştı. Yatağından kalkıp yeni kıyafetlerini giydi. Yeni kıyafetleri öncekilerinin aynısı sayılırdı. Sadece gömleği siyah değil griydi. Böylece tüm kardeşleri siyahken o gri görüncek ve farklı görünmüş olcaktı.
"Bugün anneme yakalanırsam fena azar işiticem" diye düşündü üzüntüyle. Farklı kıyafetle gözükmek her türlü annesini kızdıracaktı. Sonra yine abisinin sözleri geldi aklına "hanedanlığımızı lekeledin!". Düşünmemeye çalışarak Kendiside odadan çıktı.
Hanın ana salonu nereseyse bomboştu sadece bir iki kişi vardı. "Sabah hanlarda insan olmuyor" diye kendi kafasında bir ezber yaptı. Dün gece kumar oynadığı masaya baktı. Masa bomboştu sanki birileri varmış gibi boş masayı biraz izledi.
Asarok'un masa izleme keyfini küçük abisi kaçırdı. "Hey Asarok buraya gel senin içinde yemek aldım, he birde orda kimi gördün?" diye bağırıyordu Saul.
Asarok Saul'a baktı Lyon ve Hild'de yanındaydı. Asarok ifadesiz bir şekilde yanlarına gelip oturdu. Saul onun için tavşan butu ve pastırmalı bir yumurta almıştı. Asarok butundan alıp hafifçe yemeye başladı.
"Ee anlatmıycakmısın ne olduğunu?" Diye sordu Lyon. Kafası tabağında olan Asarok bi anda diğerlerine baktı, hepsi ondan birşey beklermişcesine ona bakıyordu. Ağzındakini yutup "pek birşey olmadı kumar oynamanın yanlış birşey olduğunu unuttum ve kumar oynadım bundan dolayıda abim beni gördü, dışarı çekti, sonrada dövdü" dedi.
Ablası Hild, Asarok hakkında iyi olup olmadığını sorucağını anlayan Asarok, ablasının sözünü kesti ve devam etti. "Sonrada Sebat'ın 5 büyük kahramanı geldi. Abimle aralarında bir rekabet var galiba biraz atıştılar sonrada gittiler" dedi.
"O zaman abimiz nerede şuan?" diye sordu Lyon. Asarok bilmem edasıyla dudaklarını büzdü.
Herkes yemeğine sessizce devam etti. Etrafta nedensiz bir şekilde gerginlik oluşmuştu Asarok bunu farketmişti. Sessizliği Lyon bozdu, "Asarok" dedi.
Asarok ona baktı, yüzü ifadesizdi ve aklına "acaba bunlarda mı beni dövecek yada evlatlıktan falan mı reddedildim" diye düşündü.
Düşünceleri Asarok'u korkuya düşürdü. "Şöyleki abimin seni çok sevdiği yok" dedi Lyon.
Asarok düşüncelerinin doğrulandığını düşündü, gene gözleri hafif bulanıklaşıyordu.
"Ama merak etme biz seni seviyoruz, sen bizim yarı beyaz kafalı küçük kardeşimizsin" dedi nerdeyse bağırarak Lyon.
Asarok, dediklerini duyunca kardeşlerine baktı hepsi ona gülümsüyordu. Yanında oturan Hild ona sarıldı.
"Kendini sakın bu aileden biri değilmişsin gibi görme, sen Blackrose hanedanının 4. Oğlusun, bunu sakın unutma" dedi Lyon.
Asarok ağladı ama mutluluktandı. Abisi Lyon'un sözleri büyük abisinin sözlerini yok etmişti.
Bir anda tüm keyfi yerine geldi. "Teşekkürler abilerim ve ablam, bende sizi çok seviyorum" dedi onlara ağlamaklı bir şekilde.
"Tamam hadi şimdi yemek yiyip tadını çıkaralım, çünkü bir iki gün sonra o lanet lapayı yine yiyeceğiz" dedi Saul gülerek. Herkez güldü, Asarokda ağlamasına rağmen güldü. Mutlu bir şekilde yemeklerini yediler.
Asarok gözlerini tamamen sildi kendini çok iyi hissediyordu. Yemek bittikten sonra Lyon ayağa kalktı.
"Bugün babam sarayda kralla buluşucak. Önceden anlattığım gibi tahta yıllar önce farklı bir adam geçti. Anladığıma göre doğru düzgün şimdi tahtını sağlamlaştırdı. Tanrılar tarafından gönderildiği iddia ediliyor. Yalan olmasın birazda garip birisi. Babam kralla toplantı yaparken, bizde sarayda ağırlanıcaz ve sarayda gezdirilicez. Muhtemelen 5 büyük kahramanda orda olucak ve biz onlarla tanışıcaz" dedi.
Asarok saraya hiç gitmek istemiyordu. Özellikle 5 kahramanla tekrar karşılaşmak hiç istediği birşey değildi. Lakin zorunlu olarak kabul etmek zorunda kaldığını biliyordu. Herkes yemeğini yedikten sonra çıktılar. Asarok ahıra gidip atını buldu.
Atının eyerinde bıraktığı kol çantasını açıp içini yokladı. Zaten içinde sadece kitap olan çantada kitap olduğu gibi duruyordu. Rahatlayan Asarok atıyla beraber handan çıktı. Diğerlerini beklerken dün akşam abisinden dayak yediği kaldırımlı yolu inceledi. Bir anlık yine kendini kötü hissetsede kardeşlerinin dediklerini hatırlayıp içini ısıttı.
Aslan maskelinin durduğu çatıya baktı. Çatının oldukça dik olduğunu farketti. Adamın o cüsseyle ve o sırtındaki kılıçla orda çömelmiş bir şekilde hiç sallanmadan durduğunu düşününce irkildi. "Babamla abim birleşse bile yenemez bence" diye düşündü. Kardeşlerinin üçüde gelmişti. Lyon'un önderliğinde birsürü yollardan,arka sokaklardan, şehirde olabilecek patikalardan geçtiler.
"Lyon'un dün tüm gün niye olmadığı belli oldu" dedi Asarok kendi kendine. "Babam ona şehir haritalarını gösterip, onu şehirde gezdirdi. Böylece şehrin çoğu yerini ezberledi" diye düşündü. Ne de olsa ona verilen özellik kuşbakışı denilebilcek sadece Lyon'un anlayabileceği üstün bir görüştü.
Lyon'un özelliği sayesinde hızlı bir şekilde sarayın önüne geldiler. Saray büyük ocaktan iki kat büyüktü. Neredeyse Blackrose kalesi kadardı.
Sarayın yapıldığı taş, surlardaki taşlardan daha parlak ve beyazdı. Böylece koskoca şehirde bir inci gibi duruyordu.Saray, bir çok kattan oluşan büyük bir kale gibiydi. Aradaki farkı ise sarayın 5 tane kuleye sahip olmasıydı. 3 tane kule nerdeyse bitişikti. Diğer ikisi sarayın uçlarında sağda ve solda inşa edilmişti. En uzun kule, 3 kulenin en ortasındakiydi. Her kule sarayla aynı taştan yapılmıştı. Çatıları ise kırmızı kiremitle örülmüştü. Kulelerin her birinin ucunda upuzun bayraklar dalgalanıyordu.
Saray, şehir gibi kendi duvarlarıyla korunuyordu. Sarayın bahçesine girmek için duvarlardan geçmek lazımdı. Duvarların sadece bir kapısı vardı. Kapının önünde 2 solda 2 sağda 4 muhafız vardı.
Lyon muhafızların yanına gitti. "Lyon Blackrose, kral tarafından davet edildim. Arkamdakilerde kardeşlerim: Hild Blackrose, Saul Blackrose ve son olarak Asarok Blackrose" dedi. Muhafızlar Asarok'a baktı, kendi kafalarında birşeyi doğrulayıp kapıları her iki taraftanda açtılar.
"Saçımın beyaz olup olmadığına baktılar" diye tahmin etti Asarok. Tahmini komiğine gitmişti ve zaten keyifli olan Asarok kendi kendine güldü. Asarok kapıdan içer girip bahçeyle karşılaşınca hayretlere düşmüştü.
Bahçede heryerde ağaçlar, çeşit çeşit çiçekler vardı. Bahçenin birkaç noktasında olimpos tanrılarının heykeli vardı. "Çok güzel" diye düşündü Asarok. Bahçe tüm Blackrose kalesinden iki kat daha geniş bir alana sahipti.
Bahçeye girmeden önce kapıdaki muhafızlar atlarını almışlardı bundan dolayı yüreyerek gidiyolardı.
Ablası Hild, Zaten bahçeyi incelemekte olan Asarok'a "hey Asarok baksana şu heykelin neden bazı yerleri siyah" diye sordu dediği heykeli işaret ederek. Asarok kardeşiyle yolu yürümeyi bırakıp incelemek için heykelin yakınına gittiler.
Heykel ince ve basit bir elbise giymişti. Yüzü Saçları toplanmış bir kadın yüzüydü. Elinde Asarok'un çözemediği birşey tutuyordu. Heykel normalde bembeyaz olması lazım gibi duruyordu fakat kafasının bir kısmı, belinden ve bacağından bir kısım siyahlaşmıştı.
"Afroditin heykeli olmalı neden siyahlaştığına gelecek olursak hiç bir bilgim yok" dedi Asarok. Hild kafasını "anladım" der edasıyla salladı. "Asarok heykele aşık oldu galiba" dedi Saul yanındaki Lyon'a.
Abileri onların durduğunu görmüş ve yolda beklemişlerdi. "Saçmalama o kadar aptalca birşey yapmam hem heykel güzel bile değil" dedi Asarok gereksiz bir şekilde kızararak. Abileri inanmış gibi yapıp birkaç şey söylediler sonrada yola devam ettiler.
Yol bitiminde sarayın görkemli girişi vardı. Devasa kapının çerçevesinde birçok mücevher bulunuyordu. Asarok mücevherleden birini alıp satarsa ne kadar kazanacağını merak etti. "Sarayda dev yaşıyo galiba niye bu kadar büyük bu kapı" dedi Saul. Kapı cidden gereksiz uzun gelmişti Asarok'a. Uzunluğu şehir kapılarından nerdeyse iki kat uzun sayılırdı. Genişliği ise diğer kapılardan sadece 20-30 santim genişti.
Kapıdan içeri girdiklerinde görkemli, uzun ve büyük bir salonla karşılaştılar. Şekli aynı Büyük Ocak gibiydi. Farkı ise yüksekliğinin fazla olmasıydı. Yüksekliğinden dolayı binayı tutması için duvarların yanında dikilmiş sütünlar vardı.sütünların üstünde, salonda pencere bulunmadığından asılmış meşaleler vardı. Salonun Bir diğer farkı ise Ocaktaki büyük masadan olmamasıydı. Bunun yerine Kırmızı bir halı salona uzunlamasına yerleştirilmişti. Sütünların arasındaki duvarlarda düzenli bir şekilde koyulmuş, Asarok'un arkasında ne olduğunu bilmediği kapılar vardı.
Salonun sonunda bir sarmal merdiven vardı. Merdivenin önünde 10 dan fazla muhafız, bazıları merdivenin basamaklarına oturmuş, sohbet ediyorlardı. Asarok bahçede ve girişte neden muhafız olmadığını şimdi farketmiş, sonrada anlamıştı. "Mola vakitleri galiba" diye tahmin etti. Ayakta duran muhafızların arasında siyah pelerinli birisi duruyordu. Hepsi onun anlattığı şeyi dinliyordu. Şaka yapmış olucakki hepsi bir anda güldü. O sırada yanlarına gelen kardeşleri farkettiler.
Siyah pelerinli onlara döndü. "Gerçekten mi" diye hayıflandı Asarok. Siyah pelerinli tilki maskeli kahramandı. "Oh hoş geldiniz sen Lyon Blackrose olmalısın değil mi bunlarda kardeşlerin" dedi kadın. "Evet Lyon benim sizde tilki maskeli olan 5 büyük kahramandan biri olmalısınız" dedi Lyon olabildiğince resmi bir şekilde konuşarak.
"Eğer sorun olmayacaksa size daha kolay hitap edebilmemiz için isminizi öğrenebilirmiyim leydim?" Diye sordu Lyon. "Bu fahişe mi leydi?" diye geçirdi aklından Asarok, sinirlenmeye başlıyordu. "Ah evet tilki maskeli benim. İsmimizi özel sebeplerden söyleyemiyorum özür dilerim ama bana kısaca 'Tilki' diyebilirsiniz" dedi neşeyle Tilki.
"Madem öyle istiyorsunuz öyle olsun. Birde taht odası yukarıda mı acaba? babamı ve kralı görebilirmiyim?" Dedi Lyon. "Şuan diyarla alakalı meseleleri konuştukları bir toplantı yapıyorlar. Kralımız rahatsız edilmek istemiyor bundan dolayı maalesef sizi içeri alamam" dedi Tilki. "Ama toplantı bitene kadar sizi gezdirebilirim isterseniz." Lyon teklifi kabul etti ve Tilki muhafızlara döndü.
"Hepiniz nöbet yerlerinize geçin molanız bitti artık" dedi. Muhafızlar hiçbir şey demeden itaat edip yollarına koyuldular. "Gelin takip edin" dedi Tilki eliyle gel işareti yaparak. Merdivene en yakın kapıdan girdiler. Asarok'un pek merakı yoktu, oturup toplantının bitmesini beklemeye yeğlerdi. Ama kardeşlerinden ayrılmak istemediği için onları takip etti. Girdikleri oda bir iki masa ve bir kaç sandalye olan küçük bir odaydı. "Muhafızların yemek yediği yer" diye adlandırdı odayı Asarok.
Odadan çıkıp diğer odalarıda gezdiler. Hepsi muhafızların kullanıp temel ihtiyaçlarını gördüğü yerdi. Asarok farketmiştiki muhafızlar tuvalete girmek için giyinme odasından geçmesi gerekiyordu. Neden böyle olduğunu pek sorgulamadı. Odaları geze geze son odaya girişe en yakın odaya vardılar. Asarok kapının diğerlerinden biraz daha farklı ve asimetrik durduğunu farketti. Nedeninin ise sağında olması gereken kapının olmamasıydı. "Son kapının ardındaki oda iki odaya bedel olmalı" diye düşündü Asarok. Tilki kapıyı açtı ve kardeşlerin önden girmesi için geri çekildi.
"Burasıda yanlış bilmiyorsam kütüphanemiz pek işiniz olmaz gerçi ama genede bakın isterseniz" Asarok'un içini büyük bir merak sardı. Kardeşleri ona baktı sanki "bak işte tam senin için biryer" der gibi bakıyorlardı. Odaya tek tek girdiler. Asarok hızlıca önden giderek kitaplıklara bakındı.
Normal bir insan baksa eski diyeceği kitaplardı, lakin Asarok'un sürekli girdiği kütüphaneye kıyasla burdakiler yepyeniydi. Asarok'un hızlıca gözüne bir kitap çarptı. Kitabı alıp başlığını okudu. "Güller Ve Kılıçları" kitabın kapağında Blackrose hanedanlığının sembolü olan siyah gül vardı. Gülün üstünde ise normal düz bir kılıç duruyordu. Asarok Tilkinin yanına gidip kitabı alıp alamayacağını sordu. "Tabikide alabilirsin zaten kütüphaneye bakan birisi yok,tabi şu son sıralar kral arada bir girip çıkıyor lakin bir kitabın kaybolmasını sorun etmez sanırım" dedi Tilki. Asarok kol çantasını unuttuğu için kitabı elinde tutmak zorunda kaldı.
"Hey çocuk seni biryerden tanıyormuyum" dedi Tilki bir anda. "Hatırlamaz diye umuyordum" diye düşündü Asarok. "Muhtemelen tanımıyorsunuz Tilki" dedi Asarok soğukkanlılıkla. "Madem öyle diyorsun işimiz bittiyse buradanda çıkalım" dedi. Kütüphanede gezinen kardeşleri Lyon gelip topladı sonrada hep beraber kütüphaneden çıktılar. Salondanda geçip birazda bahçede gezindiler.
Bahçede yürürken yanlarına kurt maskeli kahraman geldi. "Hey tilki naber, yanındakilerde kim" diye sordu Kurt. Tilki kurdun geldiğini görünce direk ona atlayıp sarıldı. Kendi aralarında fısıldaştılar sonrada Asarok ve kardeşlerine döndüler. "Bunlar Blackrose ailesinden onlara taht odasındaki toplantı bitene kadar gezdiriyordum" dedi Tilki kardeşleri işaret ederek. Kurt sesli bir şekilde güldü. "Tanıştığımıza memnun oldum abiniz Luke nerede" dedi Kurt Tilkiyle sarılmayı bırakıp onlara yaklaşarak.
Lyon tam konuşacakken Asarok araya girdi. "Kralla olan toplantıda kendiside yer alıyor" dedi. "Siz neden buradasınız sizinde toplantıda olmanız gerekmezmiydi? Ne de olsa 5 kahramandan birisiniz" Asarok sinirliydi. Abisi ne kadar onu dövmüş olsada onun aşağılanmasına izin veremezdi. Kurt üstüne yapılan alıntıyı anlamamış gibi yapıp sessizce Asarok'a baktı. "Abimi taklit etmeye çalışıyor" diye düşündü Asarok. Kurdun yaptığı hareket Asarok'un komiğine gitmişti ama gülmedi. "Ben toplantıda yoktum şehrin liman tarafı olan yerde bir sorun çıkmıştı gidip onu hallettim neden böyle atıldın çocuk seni sinirlendiren bir şey mi yaptım" dedi Kurt tüm iyimser sesini kullanarak.
Asarok adamın yalan söylediğini kolayca anlamıştı lakin inanmış gibi yaptı. "Ben sadece merak etmiştim neden sinirlendiğimi düşünüyorsunuzki" diye sordu Asarok. "Öyle diyorsan öyle olsun çocuk senin adın nedir" dedi Kurt sinirli bir tonla. Sanki tüm yalancı yüzü inmiş ve gerçek yüzü açığa çıkmış gibiydi. Abisine karşı konuşurkende aynen böyleydi.
Asarok soğukkanlılığını koruyarak "Asarok Blackrose" dedi. Kurt hiçbirşey demeyip biraz bekledi sonrada elini uzattı "Askar" dedi. Asarok isiminin söyleyeceğini düşünmemişti ve adam bir anda söyleyince şaşırmıştı lakin belli etmeyip adamın elini sıktı. Askar bir anda Asarok'a göre tüm gücünü kullanarak kendine çekti. Askar Asarok'un kulağına uzanıp fısıldadı. "Abine çok benziyorsun dikkat et" dedi sessizce.
Asarok güldü ve "emin ol abimden daha beterim" dedi. Askar Asarok'un elini bırakıp güldü sonrada Tilki'nin yanına gitti.
Tilki isim söylememekle ilgili Askar'a mırın kırın etti ama Askar umursamadı ve kolunu Tilki'nin omzuna koyup salona gitmeye yola koyuldu. "Toplantı bitmek üzeredir sizde gelin" diye bağırdı. 4 kardeş iki kahramanı uzaktan takip etmeye başladı.
"Hey Asarok, neden sinirlendin bilmiyorum ama büyüğün olarak benim konuşmam gerekiyor. Yanlış konuşmalar hanedanlığımıza zarar verip lekeleyebilir dikkat et" dedi Lyon sinirli bir şekilde.
"Hanedanlığımızı lekeledin" en büyük abisinin sözü bir anda yine aklına geldi. İçini korkunç bir his sardı. "Tamam birdaha olmayacak söz veriyorum" dedi Asarok. Salona girip sarmal merdivene ulaştılar. Merdivenin önünde biraz bekledikten sonra yukardan kapı açılma sesi geldi. Kapı sesinden sonra birisinin merdiven inme sesi geldi. İnen kişi bir muhafızdı aşağı inip kahramanlarla kardeşlerin yukarı gitmesini söyledi. Hepsi sıra sıra yukarı çıktı. Yukarı en son çıkan Asarok etrafına bakındı.
Arkaya ve öne uzanan iki koridor vardı. Arkadaki koridor kısaydı, sonunda açılmış büyük bir kapı vardı. Öndeki koridor uzundu ve aşağı kattaki gibi yanlamasına duran kapılar vardı. Kahramanlar arkadaki koridordan gidip kapıdan içeri girdiler. Kardeşlerde aynısını yaptı. Girdikleri yer Taht odasıydı.
Koca bir salon, ortasında üstünde birsürü kağıt, kitap ve harita olan yuvarlak bir masa, etrafta uzunlumasına yerleştirilmiş içeri ışık girmesini sağlayan pencereler, pencerelerin arasında kırmızı sebat bayrağıyla siyah gri bayraklar ve en sonunda altından kenarları olan, içi gümüşle yapılmış, güneş gibi parıldayan bir taht.
Tahtın önünde ayakta bir adam duruyordu.
Kafasında onlarca rengarenk mücevherler olan buz kadar kristal bir taç takmıştı. Giydiği mor pelerin arkasından sarkıyordu. Üstünde siyah, dikenli şekilleri olan bir zırh vardı. Pelerinin bağlamak için taktığı omuzluklarda, küçükten büyüğe gitcek şekilde sağda ve solda 3 tane yana yatık duran metal dikenler vardı. Adamın saçları dağınık ve siyahtı. Adamın yüzü sertti, gözleri içine çökmüş çukurlaşmıştı. Teni bembeyaztı. Gözaltındaki morlukları mor olmaktan çıkıp resmen siyahlaşmıştı. Elinde uzun bir değnek tutuyordu. Asarok dikkatli bakınca değneğin baş kısmında bir kafatası olduğunu gördü. Gerçek olup olmadığını merak etti.
Adam iki eliyle değeneği tutup değneğine bakıyordu. Sanki birşeyi bekliyor gibiydi. Adamın solunda Asarok'un babası Zeon, sağında ise aslan maskeli adam duruyordu. Kardeşler en büyük abileri Luke tarafından hızlıca sıraya koyuldu. Hild diğer kız kardeşler olmadığından dolayı abileriyle ve Asarokla sıra oldu. Odanın sol tarafında sıra olan kardeşlerin karşısında sağda sıra olan kahramanlar vardı. Tüm kahramanlar siyah pelerinlerine sarıldığı için ne giydikleri gene anlaşılmıyordu.
Asarok kahramanların hepsini tanıyordu ama birisini ilk defa görüyordu. Asarokla aynı boydaydı ve garip bir şekilde ikiside sıranın sonunda en sağdaydı.
Giydiği maske beyazdı, maskenin alın kısmından burun kısmına kadar ikiye bölen gümüş bir çekiç vardı. Çocuğun kız mı erkek mi olduğunu anlayamadı. Bakışları ifadesizdi.
Kral bir anda konuştu. "Şehrime sarayıma ve en sonda önüme hoşgeldiniz Blackrose'lar. Sizi kendimi tanıtmama izin verin. Ben Vaelric Gravebloom Sebat şehrinin mutlak kralı" dedi.
Asarok adamın sesindeki otoriteyi ölçtü. Otoritesi abisinden muhtemelen çok üsttü ama sanki sesini biraz düşmüş ve güçsüzleştirmişti. Sebebinin ise iyi niyetli, dostça gözükmek istediği için olduğunu tahmin etti. Tabi Asarok böyle düşünmüştü.
Taht odanın zemininden yükseltilmiş bir platformdaydı. Adam platformdan sakince indi. İlk solundaki Zeon'un yanına gitti. "Tanıştığımıza tekrardan memnun oldum Lord Zeon. İyi oğullar yetiştirmişsin bundan eminim" dedi ve el sıkıştılar. Sonra Luke Blackrose'un önüne geçti. Luke ona öğretildiği üzere diz çöktü.
"Hayır hayır diz çökmene gerek yok Luke, ben böyle şeyleri pek sevmem sen benim bu yaşta gördüğüm en yetenekli insansın sana saygı duyuyorum" dedi kral Luke'un omzundan tutarak. Sonra tektek normal bir şekilde hepsiyle tanıştı. Hild'i burda tek kız olduğu için hata yaptığını düşünmesin diye onu övdü. En son Asarok'un karşısına geçti. "Selam evlat" diyip elini uzattı. Asarok elinde kitap olduğunu hatırlayıp kitap tuttuğu elini değiştirdi sonrada kralın elini sıktı. "Kitap okuduğun için seni tebrik ediyorum okumayı sakın bırakma bende okumaya çalışıyorum fakat bu gözlerle çok zor malesef" dedi kral ve acı bir şekilde güldü. Asarok kralın gözlerine dikkatli baktı.
Adamın gözleri morluklardan dolayı siyah olduğunu düşünmüştü fakat direk gözü siyahtı hatta çok hafif birşekilde mora çalıyordu. Kral Asarok'a gülümsedi sonrada Asarok'un kulağına fısıldadı."Farklı olduğunu düşünüyosan daha çok düşün, farklılıklar seni güçlü yapacak buna emin ol" dedi. Kral son birkez Asarok'a tebessüm edip arkasına döndü. Kral resmen Asarok'un düşüncelerini okumuştu.
Kralın Sözleri kalbine muazzam bir ateş vermişti. Heyecanını içinde tutmaya çalışıp kralı izledi. Kral beyaz maskeli çocuğun yanına gelip omzunu tutarak onu gösterdi. "Beş büyük kahramanın en sevdikleri öğrencisi,bizim geleceğimizin umudu, tanrı Hephaistos'un kızı, 6.kahraman Astrea." Dedi kral.
"Ee kralım özür dilerim bölüyorum ama isimlerimizin paylaşılmaması gerekmiyor muydu? Hem sizde böyle istememiş miydiniz?" Diye araya girdi Tilki. "Evet böyle istedim lakin karşınızda halktan birisi yok" dedi kral, biraz sinirlenmişti "karşınızdakiler Blackrose hanedanının üyeleri 'halktan biri' değil" diye bağırdı bu sefer.
"Özür dilerim kralım yanlış anladığımdan dolayı" dedi Tilki. "Sorun değil bende özür diliyorum bağırmamdan dolayı böylesine küçük birşeye sinirlenmemeliydim" dedi Kral.
Astrea'yı bırakıp tahtına gitti ve oturdu. Astrea hala dümdüz ifadesiz bir şekilde önüne bakıyordu. "Güller ve Sebat iki tarafta her zaman dost olup, birbirlerini kollayacaktır misafirlerim, bundan emin olabilirsiniz" dedi Kral. "Sizi çağırmamın sebebi sizinle tanışmak istememdi. Blackrose'un oğullarını tanımam benim için gerekli birşeydi. Herhangi diyeceğiniz birşey yoksa çıkabilirsiniz, kahramanlar misafirlerimize geçiş için öncelik verin" Kardeşler tek tek çıktı en sonda babaları arkalarından geldi.
"Şimdi napıcaz baba?" Diye sordu Saul. "Sarayın yemek salonuna gidip yemek yiyeceğiz anneniz ve kız kardeşlerinizde orada olucak ordan sonra atlarımızı alıp eve geri dönüceğiz" diye anlattı babaları. "Çok çabuk gidiyoruz, garip" diye düşündü Asarok.
Üst kattaki ön koridordan bir kapıya girdiler. Babaları önceden gelmiş olacakki yemek salonunu direk girmişlerdi. Salonun etrafında birkaç tane muhafız ayakta duruyordu. Zeon'u gören bir muhafız ona reverans yapıp selam verdi.
Yemek salonunda uzunlamasına yapılmış üç tane masa uzunlamasına yan yana koyulmuştu. Salonun sağ tarafı bir platformla yükseltilmiş ve üstüne yanlamasına bir masa daha koyulmuştu. Platformdaki masanın en ortasındaki sandalye diğer sandalyelerden daha büyük ve görkemliydi. "Kralın oturduğu yer olmalı" diye düşündü Asarok. Önceden uzunlamasına koyulan masalardan birine oturmuş annesi ve ona eşlik eden ablalarının yanlarına oturdular.
Annesi ona bakıp farklı renkte kıyafet giydiğini gördü ve kaşlarını çattı ama birşey demedi. Asarok annesi ona birşey demediği için mutlu olmuştu. Lyon, Saul, Hild ve Asarok dörtlü bir şekilde oturmuştu. Babasıyla abisi Luke diğer herkesten ayrı olacak şekilde karşılıklı oturmuşlardı. Babası keyifli bir şekilde Luke'a birşeyler anlatıyordu. Luke ise ifadesiz bir şekilde onu dinliyordu. Yemek hizmetliler tarafından getirildi. Yemekte Asarok'un sayamayacağı birsürü şey vardı. Keklik, tavuk, kuzu parçaları boylu boyuncaydı. Asarok ortaya koyulan keklikten bir kaç parça alıp yedi. Uzun zamandır lapa yememeye devam eden Asarok'a bu yemekte çok güzel gelmişti. Asarok tıka basa doymuş diğer kardeşleriyle konuşuyordu.
"Ee Asarok günün nasıl geçti anlat bakalım" diye sordu bir anda babası, yanına oturmuştu. Asarok sarayda gezdikleri yeri, kardeşleriyle yaptıklarını anlattı. Abisinin onu dövdüğünden ve kumar oynadığından bahsetmedi. Babasıda galiba bilmiyordu ya da bilmemiş gibi yapıyordu.
"Güzel iyi vakit geçirmişsiniz. Hadi bakalım yemeğinizi bitirinde artık kalkalım" diyip kendisi ayağa kalktı. "Sizi dışarıda bekliyor olacağım" dedi ve gitti. Arkasından Luke'da çıktı. Biraz sonrada tüm aile ayağa kalkıp saraydan çıktı. Herkez atlarını binip yola koyuldu.
Asarok'un Annesi ve kız kardeşleri faytona binmişti önceki gibi. Kafileye 10-15 tane asker eşlik ediyordu. Asarok şehirden çıktıklarında son kez saraya uzaktan baktı. "Sadece o koridor ve salonla bu kadar büyük gözükmesi çok saçma" diye düşündü Asarok. Haklıda sayılırdı, saray çok büyüktü. Gezikleri yere kıyasla çok büyük gözüküyordu. Asarok atını yürüme temposunu bozdurmadan hızlandırdı. En önde kafileye önderlik eden babasının yanına geldi.
Hıza ayak uydurup dengede durmaya çalışırken "Baba sarayın sence gizli odaları var mıdır?" Diye sordu kendini zorlayarak. Babası atını kusursuzca sürmeye devam ederken oğluna baktı. "Her devletin,şehrin ve kalenin gizlisi saklısı vardır Asarok. Her insan yalan söyler ve her insan birşeyler saklar" dedi. "Senin illada bizden gizlediğin birşey vardır değil mi?" Diye sordu babası. Ona hak verdi. "Kumar oynadığımı ve yediğim dayağı gizliyorum" diye düşündü Asarok. Sonrada bir iki metre uzaklarında at süren abisine baktı. "O da bir çok şey saklıyor" diye düşündü. Bir an abisine kendisini çok yakın hissetti.
Düşüncelerini dağıtıp babasına geri döndü. "Olabilir belki baba" dedi Asarok yalan söyleyerek. Babası küçük bir kahkaha patlattı. "Tabikide vardır beni haksız çıkartmazsın değil mi?" Dedi kendi kendine sonra atını hızlandırıp Asarok'un kolayca önüne geçti. Saatler sonra kaleye varmışlardı. Hava tamamen kararmıştı. Birkaç nöbetçi muhafız koşup kalenin kapılarını açtı. Kafile ahıra doğru gitti. Asarok atını ahıra bırakmadan önce kol çantasını aldı. "En azından bu sefer unutmadım" diye düşündü çantadaki iki kitabı yoklarken.
Kardeşleriyle yattığı odaya geçip kendisine ait olan dolaptan daha rahat olan bir uykuluk giydi. Rahat olmak istiyordu, yatağına yatıp uzandı ve diğer kardeşlerinin gelip odanın ışığını söndürmesini bekledi. İki abisinin yanlarına en büyük abileride gelmişti. Oda gelip kardeşleriyle hiç konuşmadan yatağına yattı.
Diğer kardeşler onun gelmesinden dolayı konuşamamış ve hepsi sessizce yatmıştı. Asarok tavana bakıp düşünceler kurdu, gözleri hafifçe kapandı.
Bölüm etkileşimi
