18. bölüm / 26
Asarok ve Haydut ÇetesiGreenroses
Bölümler 26Şu an: Greenroses
- 1 Lanetli Çocuk733 kelime
- 2 Kitap1.132 kelime
- 3 Farklı bir adam1.990 kelime
- 4 Oyun Masası1.642 kelime
- 5 Şans günahı1.351 kelime
- 6 Saray3.441 kelime
- 7 Mezar Açan1.031 kelime
- 8 Güllerin anlamı1.515 kelime
- 9 Kötü Şaka1.243 kelime
- 10 Sınav3.259 kelime
- 11 Şafak3.230 kelime
- 12 Hediye2.825 kelime
- 13 Sohbet2.789 kelime
- 14 Emir644 kelime
- 15 Hayal1.791 kelime
- 16 Kutsanan1.615 kelime
- 17 Darkrose5.755 kelime
- 18 Greenroses1.122 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 Yüce savaşçı2.868 kelime
- 20 Sorgu1.384 kelime
- 21 Kuzey akını3.689 kelime
- 22 Kötü toplantı2.194 kelime
- 23 Düğün2.031 kelime
- 24 Haydut1.733 kelime
- 25 Dürüstlük ve acı898 kelime
- 26 Yelesiz Aslan2.532 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Kardeşim... öldü" Dedi Andrew. Belliydi, üzülmüştü. Geceyi aydınlatan kamp ateşinin önünde 3 kişiydiler. Konuşmaya devam etti. "Ve oğlu nerede hiçbir fikrimiz yok" bu sefer sinirle haykırmıştı. Terdas köyünün güneydoğusunda kalan adına ise direk "Terdas Ormanı" denilen bir ormandaydılar. Av için gelmiş ve ağaçlıkların arasında bir açıklıkta kamp kurmuşlardı. Lakin bu bir bahaneydi. Komplocu dostları Sör Varta Whiterose'la ve birbirleriyle gizlice buluşmak için buraya gelmişlerdi. Fakat malesefki uzun zamandır görmedikleri kardeşleri Andron Greenrose ölmüştü. "Şeref yoksunu Robimayp, sırf onu desteklemiyor diye bizzat kendi kanından olan kardeşine bir ekmek bile vermedi. Andron... O sadece oğluna iyi bir baba olmak istiyordu." Andrew hıçkırmaya başlamıştı. Andrew, Greenrose hanedanlığının belki en zayıf oğul olan 3.Oğul'un reisi ve varisiydi. 3.Oğul'un sadece 3 destekleyicisi ve sadece 4 Greenrose kanına sahipti. Bunlar ise Andrew, Endrick, Andron ve Andron'un oğluydu. Güçsüz bir parçaydılar. Kurulma sebepleri ise aslında Greenrose hakimiyeti değil sadece aileydi. Andrew, 2.Oğul'un reisi Forlan'ın isyancı ve savaşmak isteyen tavrına karşı gelmişti. Bundan dolayı ise Forlan onu tam öldürecekken Endrick ve Andron Forlan'a saldırmış, en sonunda ise 3 kardeş kaçmışlardı. Forlan, elinde onları cezalandıracak birşey bulamadığı için hıncını Andron'un karısından çıkarıp onu öldürdü. Tamamen kahrolan Andron, bu topraklardan ne kadar gitmek istesede Forlan'ın yada diğer oğullara yakalanırsa öldüreleceğinden korktuğu için gizli gizli halkın arasına sızmaya çalışmıştı. Lakin aradan yıllar geçip Blackrose reisi Zeon, tüm çatışmaları bitirsede 1.Oğul'un topraklarında oğluyla beraber sıkışan Andron, resmen öldürülmeye çalışılmıştı. Hiçbir köyde ona iş, yemek, barınak vermiyor ve onu yoksul bırakıyorlardı. Bir ara Unutulmuş Tanrıdan bile yardım istedi. Azcık başarılı bile olmuştu. Tanrının hizmetkarları ona biraz yemek vermişti. Fakat bir süre sonra onunda yardımı kesildi. Herşeyin üstüne üstlük oğlu, tanrılar tarafından verdiği lutüf korkunç gözüktüğü için diğer insanlar ve çocuklar tarafından dışlanmıştı. Herşeyin üst üste gelmesine rağmen Andron, 5 yıl dayandı. Lakin en sonunda dün gece açlıktan ve yorgunluktan dolayı dünyaya gözlerini kapamıştı. Endrick, kardeşinin ölümüne üzülmüştü lakin Andrew kadar değildi. Bunun nedeni çocukluklarından beri Andrew, Andron'un küçük kardeşi olmuştu. Ona olan sevgisi ölçülemezdi. Şimdi onun ölümünün haberini alan Andrew, ağlamaktan yerinde duramıyordu. Endrick yere düşücek gibi gözüken Andrew'in kolundan tutup dengede durmasını sağladı. "Neden Sör Varta? Neden savaşmak zorundayız? Bunlardan artık cidden yoruldum." Miğferinin koluyla tutan gri sakallı ve bıyıklı adam başını mağrur bir şekilde salladı. "Mutlak barışı getireceğiz efendim. Unuttunuz mu? Burda bu yüzden bunun için toplandık." Andrew kardeşinin tutuşundan kurtulup bir anda doğruldu. Tüm ruh hali değişmiş gibiydi. Kararlı bir şekilde "haklısınız" dedi. "Blackrose, Greenrose, Bluerose, Redrose, Yellowrose ve Whiterose hepsini ele geçireceğim. Tüm hanedanlıklar birleşip tek bir çatı altında sadece 'Rose' olacaklar. Bana hatırlattığınız için teşekkürler sör." Varta gülümsedi. "Planladığımız gibi tüm oğulların içinde şövalyelerim ve adamlarım var. Ek olarak Whiterose kalesinde kardeşim Varlan, 3400 asker ve onun iki katı milisi hazırda bekletiyor. Eğer planımızı hızlı bir şekilde gerçekleştirirsek 2.Oğul'u içten ve dıştan kuşatabiliriz. Eğer halkıda galeyana getirirsek zafer bizim demektir." Andrew sırıttı. Endrick için, kardeşini böyle bir zamanda gülerken görmek ona iyi gelmişti. Kendiside istemsiz heyecanlanmıştı. Zafer, refah, mutluluk kapıdaydı ve resmen onları çağırıyordu. "Andron'un için" diye düşündü. "Hepsi Andron için."
"Ondan sonra ne yapacağız?" Diye sordu Sör Varta'ya. "Kalemdeki milisleri ve halktan oluşturduğumuz kısa gönüllü ordusuyla diğer oğulları oyalayacağız. Bu sırada ana hedefimiz olan başta Blackrose kalesi, sonrada Kheo'ya saldıracağız. Kale düşünce muhtemelen kolay olacak lakin genede riske atmayıp Kheo'yuda istila etmeliyiz nedeni ise Blackrose'un askeri gücünün kaynağı Kheo'dan gelmesi." Andrew başını salladı. "Herşeyi anlıyorum fakat nasıl bu kadar emin olabiliyorsun sör?" Diye sordu. Sör varta güldü. "Onca yıldır Blackrose'un çocuklarını ben eğitiyorum. Onlar bana aileden biriymiş gibi bakıyor. Bilmem anladınız mı?" Endrick biraz kararsız kalmıştı. "Bu sizi üzmez mi sör? Yemininiz tüm hanedanlıklara biliyorum. Fakat en çok Blackrose'a hizmet ettiniz. Onlarla yiyip içtiniz, şimdi ise onları arkasından bıçaklayacaksınız. Bu şövalyeliğe biraz aykırı değil mi?" Diye sordu. Varta, bir anlığına hiç olmadığı kadar soğuk gözüktü kardeşlere. Uzun bir bakıştan sonra sert bir tonla "şövalyelik artık bitti" dedi. "Şövalye olduğumdan beri öğrendimki, onur asla savaş kazandırmaz." Endrick konuşacaktı lakin sustu. "Bizim amacımız savaş değildiki"
Andrew'e baktı. Lakin o bunu umursuyor gibi gözükmüyordu. Kardeşinin gözünün karardığını hissetti bir an. Sör Varta planlarını biraz daha anlatınca Endrick herşeyi farketti. "Burada neden onlar lider olacaktıki?" Andrew, planda bir yeri nasıl yapabileceğini sordu. Sonra sör Varta gülümsedi. "Merak etmeyiniz. Ben diyardaki en iyi savaşçıyım" dedi. Endrick, bir anda belindeki kılıcı çekti. Kılıcını Varta'ya doğrulttu. Andrew kardeşinden bir an uzaklaştı. "Endrick ne yapıyorsun? Kılıcını derhal yerine sok!" Diye bağırdı. Varta ne olduğunu anlamamış gibi Endrick'e bakıyordu. "Ne yapıyorsun Endrick? Ben sana birşey mi yaptım?" Diye sordu sakin bir tonla. Endrick daha çok sinirlendi. "Mala yatma lanet olası! Andrew, kardeşim bak biliyorum Andron öldü lakin bu seni bozmamalı. Kardeşim bizim diğer 2.Oğullardan ayrılma sebebimizi düşün. Bunu yaptık çünkü barışı istiyorduk. Böyle savaşarak biryere gelemeyeceğiz." Andrew kardeşini anlamamıştı. "Savaşmıyoruz zaten Endrick. Burada barışı getireceğiz." Varta, Andrew'i doğruladı. "Aynen öyle Endrick. Herşey barış için." Endrick, kılıcını geri çekmedi. "Herşey barış için diyip en sonunda bizi öldürmeyeceğin ne malum? Ne de olsa herşeyi sen planladın. Bu plan tamamen senin ve sonradan aklından bir değişiklik yaparak. Bizi kolayca öldürebilirsin! Bunu anlamayacağımımı sandın?" Andrew kardeşine sinirlenmişti. Fakat kafası şimdi birkaç soru işaretiyle karışmıştı. Varta, Andrew'in birşeyler farkettiğini anladığında sinirlendi ve kendi kılıcını çekti. "Kılıcını bırak çocuk. Yoksa kanayacaksın!" Bağırarak kılıcını Endrick'e salladı. Endrick, kılıcı kılıcıyla karşıladı. Adamın kaliteli sağlam ve çift elli, yukardan aşağı beyaz-siyah renkleri arasında giden kılıcı, Endrick'in kısa basit çelikten tek elli kılıcına karşı aşırı haksız rekabetti. Saldırıyı zar zor karşılayan Endrick'e ikinci bir darbe daha geldi. Endrick, İkinci kılıç darbesinden sonra gelen kuvvetle beraber kendini geriye doğru savurdu. Zar zor dengesini sağlayıp kılıcını Varta'ya tutmaya devam etti. Andrew ise hayretle ikisini izliyor, korkudan dolayı konuşamıyordu. "Durun" dedi onların asla duyamayacağı bir tonda, "lütfen." Gözleri bulanıyordu. Bir anda ağaçlıkların içinden, gece karanlığından aynı gece gibi siyah bir at çıkageldi. Koşa koşa karşı karşıya duran ikiliye doğru geliyordu. Andrew, bulanık gözleri yüzünden, atın üstünde biri olduğunu anca farketmişti. Endrick'le Varta ikisinin ruhu bile duymamıştı. Düellolarına odaklanmışlardı. Yavaş yavaş birbirlerine yaklaşıyorlardı. Atın üstündeki kişinin elinde uzun siyah bir sopa vardı. Bir anlığına arkalarında kalan ateşin ışığı, sopanın ucundaki gri birşeyi parıldattı. Andrew konuşmaya çalıştı lakin başaramadı. Endrick, tam kolunu kaldırıp şövalyeye kılıcını savuracakken, kaldırdığı kolunun göğüs tarafından bir darbe yedi. Darbenin etkisiyle yerde 3 defa takla attı. En son halinde ise göğsünün sol tarafı paramparça olmuş bir şekilde yerde yatıyor ve kanıyordu. Andrew, çığlık attı. Yada çığlık atmaya çalıştı. Sonra siyah atın geldiği yerden aynı şekil bir siyah at daha geldi. Lakin bu seferki at daha belirgindi. Üstündeki adam, morumsu bir pelerin giymişti. Gözleri mor bir ışıkla parıldıyordu ve elindeki siyah sopa, etrafa mor hareler saçıyordu. Atlının üstüne geldiğini anladı. Kendisinin "Sör Varta kurtar beni" dediğini duydu. Sonra Sör Vartaya baktı. Baktığı şey ise sadece kafası olmayan, kırmızıyla kirlenmiş beyaz zırh giyen et parçasıydı. Zırha bakakalmıştı. "Ama o diyardaki en iyi savaşçıydı" dedi son sözlerini siyah çelik kafasını vücudundan ayırırken.
Bölüm etkileşimi
